+ Ana sayfanız yapın! + Favorilerinize ekleyin! Add to Google RSS Kayıt
Ol
e-Bülten Kayıt Giriş Yap
 
 
 
 
Sağlık Paneli Ana Sayfa Yazdır Arkadaşına Gönder
BRANŞLAR / Tıp ve Sanat - Genel Konular Prof.Dr. Faik Çelik
 
 
ALT BAŞLIKLAR
Listelenen içerikleri, belli bir alt başlıkta/alt branşta filtrelemek için, aşağıdaki listeden seçim yapabilirsiniz.

+ Tüm Alt Başlıklar + Genel Konular


Tıp ve Sanat

Tıp ve Sanat

Uğraş alanları ve hedefleri insan ve yaşam olan tıp ve sanat bazen yan yana bazen de yumak gibi iç içedir. Zaten tıp da bir sanat değil midir ? Hekim sadece bir teknisyen değil “estet” bağlamında bir sanatçıdır. Tıpta bilimsel kaygı yanında estetik kaygı da vardır. Bu konudaki düşüncelerimi “Çağdaş Türk Tıp Şiirleri-Seçki”nin (TTB Yayınları-2003) önsözünde söyle özetlemiştim: “(...) tıp yaşamla iç içe, hekimler ve hastalar yaşamın birer parçası. Böyle olunca da tıp ve hekimler sanatla yan yana. Hekimlikteki “ustalık” hastasının veya kendinden yardım isteyen insanların duygu ve düşüncelerini, acılarını ve beklentilerini anladığı ölçüde o hekimde anlam kazanır. Bunun için hekim duyarlı olmalıdır... Bu bakış açısıyla aslında tüm hekimler sanatçıdırlar, veya iyi hekim olabilmek için sanatçı olmak gerekir diye düşünebiliriz. Bazı hekimler ise hekimlik sanatının yanı sıra edebiyat, plastik sanatlar veya diğer sanat dallarıyla da uğraşarak sanatçı kimliklerine kimlik katmaktadırlar, örneğin Anton Çehov hem hekim hem romancıdır, Behçet Aysan hem hekim hem şairdir, Dr. George Chicotot hem hekim hem ressamdır. Bilim ve sanatta mükemmelliğe erişmiş olan Leonardo da Vinci bir hekim olmamasına karşın tıp ve sanatın birlikteliğini kanıtlarcasına eserler vermiştir. Tıbbın bir sanat olduğunu ilk kez söyleyen Hipokrat (MÖ 460-377) sadece hekimlerin değil, tıp tarihinin ve tıbbın da babası kabul edilmektedir. MÖ 5. yy tıbba yeni bir boyut getirmiştir. Gözlem ve mantığa dayalı tıbbi araştırmanın temelini atmış, tanrıları bir tarafa bırakmıştır. Hipokrat da bir asklepiadestir. Ancak çağdaşı Sokrat’tan etkilenen Hipokrat, asklepion’dan çıkarak “gezgin hekim” dönemini başlatmış ve tıbbın eski kurumsal yapısını dağıtarak geçimini tıptan sağlayan bir filozof olarak tarihteki yerini almıştır. Yaşamı boyunca Anadolu ve Yunanistan’da dolaşarak hekimlik yapmış, Kos’ta (İstanköy Adası) bulunan tıp okulunda dersler vermiş, öğrenciler yetiştirmiştir. Atina’ya hiç gitmemiştir.

Iain Bamfoth’a göre tıp bir dizi tören, öğreti ve alıştırmadan oluşmaktaydı; tedavi etme ya da arındırma tiyatrosuydu; hekim de sahnede, yaşamdaki herkes gibi rolünü oynamaktaydı. Moliere’in Hayali Hasta adlı eseri tıbbın, tiyatronun ve inancın bileşiminin etkileyici bir incelemesi niteliğindedir. “Sherlock Holmes” karakterinin yaratıcısı Arthur Conan Doyle, bir pratisyen hekimdir ve bu meslekten para kazanamayacağını anlayınca dedektiflik öyküleri yazmaya karar vermiş, hekimlerin kolay özdeşleştiği bir karakter yaratmıştır. Stetoskopu bularak indirekt oskültasyonla tıpta çok önemli bir çığır açan Laënnec başarılı bir flütçü olmasaydı, müzikle olan ilişkisini hekimliğine yansıtmasaydı, basit bir cihaz olan stetoskopu keşfedebilir miydi? Veya bence dünyanın gelmiş geçmiş en büyük cerrahı Theodor Billroth, acaba yakın arkadaşı Bramhs’ın eserlerini dinleyip, bazılarını düzelterek geri verip, müzikle dinlenmeseydi o muhteşem ameliyatları yapabilir miydi?

Bakın Friedrich Nietzche 1878’de “İnsanca, Pek İnsanca”da hekimler için ne diyor: “bir hekimin zihinsel güçlerinin en yüksek noktasında olmasının sebebi, sadece en son ve yeni yöntemleri beceriyle uygulaması ya da teşhis koyan hekimlerin ünlü yöntemleriyle, belirtilerden yola çıkarak sebeplere kolayca ulaşması değildir artık. Buna ilaveten herkesle kolayca uyum sağlayabilecek ve gerekirse karşısındakinin yüreğini kolayca söküp alabilecek türden bir hitap yeteneğine, melankoliyi yokedecek kadar cana yakınlığa, bir diplomatın arabulucuk yeteneğine, insan ruhunun sırlarını öğrenebilmek için bir polisin beceri ancak bu sırlara ihanet etmemek için de bir avukatın anlayış yeteneğine, özetle bütün profesyonel mesleklerin beceri ve haklarına gereksinimi vardır.” Burada Nietzsche bir üstün insanı değil bir doktoru yani sanatçıyı tanımlamaktadır. Amerikan tıp eğitiminin kurucularından William Osler, “cehalet sislerini sadece saf bilgi dağıtabilir; bilgi de, seyahat ederek veya farklı ülke edebiyatıyla içli dışlı olarak kazanılabilir” demektedir.

Wirginia Woolf “Hasta Olmak Üzerine” isimli denemesinde; hastalığın aşk, savaş ve kıskançlık gibi başlıca edebi temalar arasında bulunmamasını tuhaf bulmakta, insanın grip için ciltlerce roman, tifo için sayfalarca şiir, apandisit, kanser ve verem için methiyeler, diş ağrısına şarkılar yazması gerektiğini savunmaktadır. Ancak hastalığı edebiyat konularından biri haline getirmemize engel olan en önemli nedenin dilin fakirliği olduğunu, Hamlet’in düşüncelerini veya Kral Lear’in trajedisini kelimelere dökebilen İngilizce’nin bir baş ağrısı veya üşütmeyi tanımlamada yetersiz kaldığını, dilin bir anda kuruyuverdiğini ileri sürmektedir. Tutkuların önem sıralamasının da yeniden yapılmasının şart olduğunu, insanın ateşinin kırk dereceye çıkınca aşkın tahtından inmesinin kaçınılmaz olduğuna, kıskançlığın ise yerini siyatik ağrısının acımasız pençelerine bırakması gerektiğine, uykusuzluğun kötü adam karakteriyle yer değiştirmesinin uygun olacağını savunmaktadır 1926’da W.Woolf.

İyi bir hekimin sanatçı yanının da kuvvetli olması gerektiğini ısrarla vurgulamaktayız, çünkü bir hekim ne kadar bilgili ve deneyimli olursa olsun, insanların, hastalarının, hasta yakınlarının duygu ve düşüncelerini anlamak, hissetmek, empati yapmak zorundadır. Bütün bunları yapabilmesi için o hekimin doğan güneşi görmesi, yağan yağmurdan sonra toprağın kokusunu duyması, şehirleri gezip görmesi, kırlardaki çiçeğin arıyla dansını seyretmesi, doğayla tek vücut olması gerekir. Bunun tersi ise; iyi bir sanatçı doğuran kadının acısını hissetmeli, doğan bebeğin dünyaya geldiğini haykıran ağlamasını duymalı, ölen yavrusunun başındaki babanın sessiz ama volkan gibi kabaran çığlığını farketmeli, komadan çıkan bir insanın ilk gülüşünü, ilk el hareketini, yataktan çıkarak attığı ilk adımı görmelidir.

Şiir sanatı poetika’da duygu, düşünce, sezgi, düş kurma, hayal kurma, tema, çağrışım, metafor, vurgu ve ritm vardır. Aynı kavramlar tıpta da yok mu? Sezgi, düşünce, duygu ve ritm, klinik uygulamanın ana öğeleri değil mi? Rainer Marie Rilke “şiirde mısralar insanların düşündükleri şekilde hisler değil, deneyimlerdir” der. Şair bir mısra için bir çok yer görmeli, sokak gezmeli, insanlar tanımalı, hayvan sevmeli, eşyalara dokunmalıdır.

Şiirler bazen sitem doludur bazen umut. Örneğin Bertolt Brecht “Bir İşçinin Hekime Çektiği Söylev” adlı şiirinde sınıf düşmanı kabul ettiği hekimleri hedef alan sitemli hatta ajitatif ama estetik etki uyandıran dizelerinde şöyle der:

“Bizi hasta eden nedir, biliyoruz.
Hastalandığımızda diyorlar ki,
Bizi iyileştirecek olan sizmişsiniz.

Duyduğumuza göre, on yıldır,
Masrafları halktan çıkan
Seçkin okullarda tedavi etmeyi öğrenmişsiniz.
Ve öğreniminiz için
Bir servet harcamışsınız.
Demek ki iyileştirebilirsiniz bizleri.

İyileştirebilir misiniz bizi?
Karşınıza çıktığımızda
Paramparçadır giysilerimiz,
Baştan aşağı dinlersiniz çıplak bedenimizi.
Hastalığımıza gelince
Paçavralarımıza bir bakışta
Anlaşılır sebebi. Aynı şeydir eskiten
Hem bedenlerimizi, hem giysilerimizi.

(...)

Bize ne kadarını ayırabilirsiniz vaktinizin?
Görüyoruz: dairenizdeki bir halı bile
Beş bin vizitede kazandığınızdan, daha pahalı
Şüphesiz iddia edeceksiniz, masumiyetinizi.
Evimizin duvarındaki
Rutubetli leke de
Anlatır aynı hikayeyi.”

Bu dizelere karşı Nazım Hikmet “Mesaj” isimli şiirinde umut dağıtır bir hekim duyarlılığıyla:

“Hastalar
Kardeşlerim
İyileşeceksiniz.
Ağrılar, sızılar dinecek
Yumuşak, ılık.

Bir yaz akşamı gibi inecek
Ağır, yeşil dalların ardından rahatlık.
Hastalar, kardeşlerim,
Biraz daha sabır, biraz daha inat.
Kapının arkasında bekleyen ölüm değil, hayat.
Kapının arkasında dünya, dünya cvıl cıvıl
Kalkacaksınız yatağınızdan
gideceksinz.

Tuzun, ekmeğin, güneşin tadını
yeni baştan keşfedeceksiniz.
Sararmak limon gibi, mum gibi erimek,
devrilmek kof bir çınar gibi ansızdan,
kardeşler, hastalar,
biz ne limonuz, ne mum, ne çınar.
Biz insanız çok şükür
çok şükür biliriz,
ilacımıza
umudu katmasını
”yaşamak gerek” diyerek
ayak direyip
dayatmasını

Hastalar,
kardeşlerim
iyileşeceksiniz
Ağrılar,sızılar dinecek,
Yumuşak, ılık bir yaz akşamı inecek,
ağır yeşil dalların ardından rahatlık.”


Tıp tarihinde sanat bazı gerçekleri de ortaya çıkarmış, unutulup yok olmasını önlemiştir. Fransız edebiyatında bir büyük isim, bir doktor olan Louis Ferdinand Celine, 1924 yılında tıp doktorluğu tezini yazmıştır. Bu tezin adı “Semmelweiss”dır. Evet tanıdığımız bir isim, Macar kadın-doğum uzmanı Ignaz Philiph Semmelweiss (1818-1865). Çalıştığı Viyana hastanesindeki doğum koğuşunda, doğum sonrası ölümlerin çokluğunu sorguladı, bunların otopsilerine girdi, 1847’de meslektaşı Kolletschka’nın böyle bir hastanın otopsisi sırasında elini bistürüyle kesmesinin hemen ardından yüksek ateş ve septisemiden ölmesi üzerine meslektaşına yapılan otopsiye girerek onda da doğum sonrası ölen kadınlardakinin aynı otopsi bulgularını gördü ve bistürinin enfeksiyona aracı olduğunu anladı. Bunun üzerine bazı kurallar
koydu; hasta ziyaretlerinden önce eller sıkıca yıkanıyor, koğuşlar her gün kalsiyum klorür ile temizleniyordu. Sonuç mükemmeldi, enfeksiyon nerdeyse kalmamıştı. Bu bulgularını Viyana’da açıkladı, tüm meslektaşlarının hücumuna uğradı ve sonuçta işten çıkarıldı. Budapeşte’ye döndü, orada benzer uygulamalarla mükemmel sonuçlar aldı ve 1861’de “Die Aetiologie der Begriff und die Prophylaxis des Kindbettfiebers” isimli çalışmasını yayınladı. Çalışmaları ancak 20 yıl sonra kabul gördü. Semmelweiss 47 yaşında yokluk ve yoksulluk içinde çıldırarak öldü. Onun çalışması reddedildiğinde, Glaskow’da Joseph Lister isimli cerrah antisepti yöntemi üzerine
çalışıyordu. Metod tüm dünyada hızla uygulamaya geçti. Lister’in Kraliçe Viktorya’nın absesini drene ederek kendi yöntemleriyle tedavi ettiğini, Fransız-Prusya savaşında fenolü yaygın olarak kullanma şansı bulduğunu hatırlatırsak Semmelweiss’tan çok fazla şanslı olduğunu söyleyebiliriz.

Eski tarihlerdeki sanat eserlerinde tıp bilgileri yer almaktadır. Berlin Devlet Müzesi’ndeki bir antik vazo resminde (MÖ 490) Achilles, Truva Savaşı’nda yaralanan en yakın arkadaşı Patroclus’un yarasının pansumanını yapıyor. Aşil dizlerinin üstünde sakin ve dingin görünümde. Savaşta yenilmez olan Aşil burada toy bir sağlıkçı görünümünde, çünkü elleri birbiriyle uyumlu değil. Patraklos’un yüz ifadesi kendisine uygulanan çapraz bandajın kendisini rahatlatmadığını göstermekte.

Resim sanatında tıp denilince 17. yüzyıl Hollandalı ressamlar akla gelir. Bunlardan en meşhur olan eserlerden biri “Dr. Nicolaes Tulp’un Anatomi Dersi”dir (Rembrandt, 1632). Bu meşhur resmi yaptığında ressam henüz 26 yaşındaydı. 17. yüzyılda grup resimleri yükselen orta sınıfın simgesi durumundaydı. Resmin yapıldığı zaman 39 yaşında olan Dr. Tulp, Amsterdam’ın tanınmış bir cerrahı ve anatomistiydi. Bu ısmarlama resimdeki 7 kişiden sadece ikisi doktor, diğerleri Amsterdam’lı zengin burjuvalardı. Ceset silahlı soygundan hüküm giyip asılan Aris Kindt’e ait. Tulp’un kafasında toplumdaki seçkin yerini simgeleyen şapkası vardır. Kadavranın bedeninden yayılan çiğ ışık rengi dikkat çekicidir. Resmin gerçek bir anatomi dersi olmadığı açıktır. Ne karın ne göğüs bölgesi açılmamıştır. Sadece kolun dirsekle bilek arasındaki bölümü kesilmiştir. Çünkü resim ısmarlamadır, karın açılırsa organlar çabuk çürüyeceğinden istenilen resim bitirilemeyebilir. Dr. Tulp, sağ elindeki forsepsle kasın bir bölümünü kaldırmaktadır. Bu tuttuğu yapılar flexor digitorum superfacialis’tir. Niye bir işaret sopasıyla göstermemiştir, forsepsle kaldırmıştır? Bu sorunun cevabı Dr. Tulp’un sol elindedir. Tuttuğu yapılar sol elin şeklini vermektedir. Öndeki iki kişi yani hekimlerden soldaki büyük bir dikkatle kadavranın ön koluna bakarken sağdaki ise gözlerini Dr. Tulp’un sol eline dikmiştir. Bu kişinin elinin durumu da sanki olacağı onaylarmış gibidir.

İşte sanat, işte tıp...
 

BRANŞ DOKTORU KİMDİR?
Prof.Dr. Faik Çelik
Tıp ve Sanat

Prof. Dr. Faik Çelik - 08.12.1954-Eleşkirt - İstanbul Tıp Fakültesi - 1977 - Cerrahpaşa...

+ Devamını okumak için tıklayınız

  Acil
Yrd.Doç.Dr. Ayhan Özşahin
Adli Bilimler
Prof.Dr. Sermet Koç
Aile Hekimliği Ve Check-Up
Uzm.Dr. Cüneyt Özüak
Anatomi
Prof.Dr. Salih Murat Akkın
Anesteziyoloji ve Reanimasyon
Prof.Dr. Ercüment Yentür
Beyin ve Sinir Cerrahisi
Prof.Dr. Mehmet Yaşar Kaynar
Cinsel Sağlık
Prof.Dr. Doğan Şahin
Çevre ve Halk Sağlığı
Uzm.Dr. Murat Fırat
Çocuk Hastalıkları
Prof.Dr. Haluk Çokuğraş
Diş hekimliği
Dt. Celal Yıldırım
Dt. Saba Eryılmaz
Diyabet Ve Metabolizma
Prof.Dr. Temel Yılmaz
Enfeksiyon Hastalıkları
Prof.Dr. Haluk Eraksoy
Farmakoloji
Prof.Dr. Aydın Barlas
Genetik Bilimler
Prof.Dr. Turgut Ulutin
Göğüs Cerrahisi
Prof.Dr. Kamil Kaynak
Göğüs Hastalıkları
Prof.Dr. Gül Öngen
Kadın Hastalıkları ve Doğum
Prof.Dr. M. Cihat Ünlü
Kardioloji
Prof.Dr. Zeki Öngen
Klinik Beslenme
Prof.Dr. Ercüment Yentür
Kulak Burun Boğaz
Prof.Dr. Asım Kaytaz
Prof.Dr. Ferhan Öz
Psikiyatri
Prof.Dr. M. Kemal Arıkan
Sağlık Politikaları
Yrd.Doç.Dr. Haluk Özsarı
Sağlık Tartışma Platformu
Op.Dr. M.Şükrü Güner
Sağlıklı Beslenme Ve Diyet
Doç.Dyt Emel Özer
Seyahat Sağlığı
Prof.Dr. Volkan Korten
Sosyal Psikiyatri
Prof.Dr. Doğan Şahin
Termal Sağlık Ve SPA Wellness
Prof.Dr. M.Zeki Karagülle
Tıbbi Onkoloji
Prof.Dr. Adnan Aydıner
Tıp Hukuku
Prof.Dr. Faik Çelik
Tıp ve Sanat
Prof.Dr. Faik Çelik
Üroloji
Prof.Dr. Emre Akkuş
 

 
 
 
Copyright 2018 Tüm hakkı saklıdır. Designed by: OrBiT
RSS Kayıt Ol e-Bülten Kayıt Giriş Yap
saglikpaneli.com ANA SPONSORLARI
saglikpaneli.com İÇERİK SPONSORLARI


SAĞLIK MERKEZİ KISA YOLLARI
Acil | Kardioloji | Adli Bilimler | Kulak Burun Boğaz | Aile Hekimliği Ve Check-Up | Diyabet Ve Metabolizma | Çocuk Hastalıkları | Farmakoloji | Anatomi | Anesteziyoloji ve Reanimasyon | Çevre ve Halk Sağlığı | Diş hekimliği | Enfeksiyon Hastalıkları | Sağlıklı Beslenme Ve Diyet | Göğüs Cerrahisi | Seyahat Sağlığı | Üroloji | Sağlık Politikaları | Psikiyatri | Göğüs Hastalıkları | Genetik Bilimler | Tıbbi Onkoloji | Diş hekimliği | Sağlık Tartışma Platformu | Diş hekimliği | Klinik Beslenme | Diş hekimliği | Genel Konular | Beyin ve Sinir Cerrahisi | Kadın Hastalıkları ve Doğum | Termal Sağlık Ve SPA Wellness | Diş hekimliği | Tıp Hukuku | Tıp ve Sanat | Cinsel Sağlık | Sosyal Psikiyatri |
SAĞLIK KONULARI
Cinsel Sağlık | Çocuk Psikolojisi | Diyabet | Domuz Gribi | Ergenlik - Adolesan Sağlığı | Erken Boşalma | Fitnes | Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar | Grip ve Soğuk Algınlığı | Güzellik&Estetik | Hamilelik | HIV/AIDS | Hipertansiyon | İlkyardım | İnfertilite/Kısırlık | İnme | Kanser | Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi | Kuş Gribi | Obezite | Sağlık Mevzuatı | Sertleşme Sorunu | Ses Kısıklığı | Sigara | Stres | Tamamlayıcı Tıp |
Sağlık Paneli
Sağlık Paneli Hakkında | Kullanım Koşulları | Gizlilik Sözleşmesi | Yasaklı Ürünler | Ürün Listeleme Kuralları | Üyelik Sözleşmesi | Telif Hakları Hakkında | Güvenli Alışveriş, Satıcı ve Alıcı Sözleşmesi | Güvenli Ticaret ve Ödeme Sisteminin Tanımı | Kişisel Sağlık Profili Yetkilendirme Sözleşmesi | Doktor Üyelik Sözleşmesi | Bize Ulaşın | E-bültenler | Üye Doktorlar | Üye Kurumlar | Doktor Ara | Kurum Ara | Forum | Tartışma Platformu
A - Z
Branşlar A-Z | Slide Show A-Z | Kadın Sorunları A-Z | Erkek Sorunları A-Z | Çocuk Sorunları A-Z | Anketler A-Z | İnteraktif Araçlar A-Z