+ Ana sayfanız yapın! + Favorilerinize ekleyin! Add to Google RSS Kayıt
Ol
e-Bülten Kayıt Giriş Yap
 
 
 
 
Sağlık Paneli Ana Sayfa Yazdır Arkadaşına Gönder
GENEL KONULAR Yrd.Doç.Dr. Haluk Özsarı
 
 
ALT BAŞLIKLAR
Listelenen içerikleri, belli bir alt başlıkta/alt branşta filtrelemek için, aşağıdaki listeden seçim yapabilirsiniz.

+ Tüm Alt Başlıklar + Genel Konular + Kitap Bölümleri + Tüzük + Yasa Tasarıları + Yasalar + Yönetmelikler








GENEL KONULAR: Genel Sağlık Sigortası Ne Getiriyor

İçerik Eklenme Tarihi: 30.06.2009

Yazar
Yrd.Doç.Dr. Haluk Özsarı

Paylaş ve Kaydet

Genel Sağlık Sigortası aslında bu ülkenin bu yıllarının ya da bugünlerinin bu aylarının gündemi değil neredeyse 40 yıldır bu ülkede konuşulan bir konudur.

Soru : Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz ?
Cevap : Ben tıp doktoruyum. 1984 yılı Cerrahpaşa Tıp Fakültesi mezunuyum. Daha sonra Hacettepe Tıp Fakültesi’nde Sağlık Yönetimi üzerine master ve doktora yaptım. Doktora tezim “Özel Sağlık Sigortacılığı’nda Risk Profili” idi. Halen Türkiye Reasürans ve Sigorta Şirketleri Birliği’ne danışmanlık yapıyorum.Yaklaşık 9 senedir Sağlık Yönetim Danışmanlığı yapıyorum. Bundan önce sigorta sektöründe danışman olarak çalıştığım çeşitli şirketler oldu. Hazine Müsteşarlığı adına bir sigorta şirketinde de yaklaşık 3,5 sene kadar Yönetim Kurulu üyeliği yaptım. Kamuda uzun yıllar çalıştım. Kamuda çalıştığım dönemin hemen hemen büyük bir bölümü neredeyse üçte ikisi Türkiye’deki sağlık hizmetlerinin yeniden yapılandırılması çalışmalarında görev almakla geçti. Teknik ekibin içinde oldum, koordinatör oldum, diğer Bakanlıklarla ilişkileri ve teknik üretimi yönettim. Yani, 1988 yılından 2000 yılına kadar sağlık reformu ile ilgili, içinde Genel Sağlık Sigortası’nın da olduğu konuyla ilgili yasa tasarısının hazırlığında dönemin Hükümetlerine ve TBMM’ne sunulan bu rolümü yerine getirmeye gayret ettim. Şimdi de özel sektörde özelde genel sağlık sigortası ile özel sağlık sigortacılığının ilişkisini yani tamamlayıcı sağlık sigortasını gündeme getirmeye gayret ediyorum. Genelde de sağlık hizmetleri ile ilgili stratejik katkılarda bulunmaya çalışıyorum. Örneğin, tamamlayıcı sağlık sigortası konusunda önce bir gönüllü çalışma grubumuz vardı, daha sonra sektör tarafından çok desteklendi. Hazine Müsteşarlığı’nda bununla ilgili İhtisas Komitesi adında bir komite kuruldu, yaklaşık 3 yıl da bunun başkanlığını yürüttüm.
Soru : Gündemimiz Genel Sağlık Sigortası Sistemi, öncelikle bu sistem nedir, nasıl bir ihtiyaç sonucunda ortaya çıkmıştır ve sizin Genel Sağlık Sigortası konusundaki düşünceleriniz nelerdir ?
Cevap : Genel Sağlık Sigortası aslında bu ülkenin bu yıllarının ya da bugünlerinin bu aylarının gündemi değil neredeyse 40 yıldır bu ülkede konuşulan bir konudur. İlk Genel Sağlık Sigortası ile ilgili yasa hazırlığı 1967’de 30. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti tarafından yapılmış. Şu anda 60. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti var. Yani Türkiye Cumhuriyeti Hükümetlerinin yarısında konu ele alınmış. Devlet Planlama Teşkilatı biliyorsunuz Kalkınma Planları adı altında 1960 lı yıllardan başlayarak her 5 yılda bir bu ülkenin kalkınma stratejilerini belirliyor, bu konu İkinci Beş Yıllık Kalkınma Planı’ndan bu yana yani 7 tane Kalkınma Planı’nda yer almış. Şu anda dokuzuncusu uygulanıyor.
Hemen hemen her siyasi partinin hem kendi siyasi programlarının içinde yer almış hem seçim bildirgelerinin içinde yer almış. Hükümet olduklarında veya hükümet ortağı olduklarında Hükümet Programları’nda yer almış bir konu, Genel Sağlık Sigortası. Aslında genel olarak burada kamunun yaptığı sosyal bir sağlık sigortacılığı hedefleniyor. Yani Genel Sağlık Sigortası tüm vatandaşları kapsayan, herkese verilmesi gereken sağlık hizmetlerinin finansman modeli olarak tanımlanıyor. En son 2006’da yasalaşan bir Genel Sağlık Sigortası var, içinde Genel Sağlık Sigortası’nın da yer aldığı bir kanun var, kanunun adı 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu. Bu Kanun 2006’nın Haziran’ında yasalaştı. Fakat 2006’nın Aralık’ında Anayasa Mahkemesi yapılan itiraz
sonucunda, sağlıkla ilgili 2 maddesi de olsa bu kanunu iptal etti. 2007’de bu iptale yönelik hazırlıklar oldu ama 2007’de seçim olması bunun 2008 yılına sarkmasına yol açtı. Zaten 2006 Aralık’ında Anayasa Mahkemesi iptal edince o zamanki hükümet yani 59. hükümet bunu 2 kez erteledi. Şimdi de yasa üzerinde birtakım değişiklikler yapılmaya çalışılıyor. Şu anda TBMM’nin Plan Bütçe Komisyonu’nun alt komisyonu kuruldu bununla ilgili, onlar raporlarını hazırlıyorlar bu yasa değişikliği ile ilgili. Dediğim gibi Türkiye’deki bütün vatandaşları kapsayan, prim esasına dayalı sosyal sağlık sigortacılığı hedefleniyor.
Soru : Peki bu kadar yavaş ilerlemesini, bu kadar uzun sürmesini neye bağlıyorsunuz ?
Sosyal alanlarda reform yapmak sadece Türkiye için değil bütün dünya ülkeleri için çok kolay değil. Bizim ülkemizde bu çok kolay olmayan süreç çok uzun sürdü. Buradaki bence neden, Türkiye’nin özellikle 1990-2002 yılları arasında hep koalisyon hükümetleriyle yönetilmesi. Ama son 5 seneye baktığınızda tek parti hükümeti var. 2003’te hazırlıklara başlandı gerçi daha gerisi de var bunun, 1990lı yıllarda Bakanlar Kurulu’ndan onaylanarak TBMM’ne sunulan hatta komisyonlarda görüşülmeye başlanan Genel Sağlık Sigortası Yasa Tasarıları oldu. Hep değişik isimlerle oldu; Kişisel Sağlık Sigortası dendi, Sağlık Finansman Kurumu dendi, Sağlık Sandığı dendi. Değişik iktidarlar aslında özü aynı olan sosyal sağlık sigortacılığını getirmeye gayret ettiler. Sonuçta bu işin bu kadar gecikmesinde birinci neden, sosyal bir alan olması, reform yapmanın çok kolay olmaması, 2. neden siyasi olarak iktidarların kompozisyonları gereği yani koalisyon hükümetleri olması nedeniyle gerek ömürleri gerekse olaya bakışlarındaki farklılıklar olması ama 3. ve çok önemli bir başka neden daha var. Sosyal Sağlık Sigortacılığında siz verdiğiniz hizmetlerle ilgili bir finansman kaynağı tanımlamak durumundasınız. Prim toplama zorlukları, bu primlerin amacına uygun kullanılmasına ilişkin zorluklar gibi birtakım zorluklar, mesela bilgi işlem altyapısının tam oturamaması her şeyin daha manuel yapılıyor olması bugüne kadar bu işin belki de sarkmasının nedenleri olabilir. Ayrıca veri ve hatta bilgi doğruluğunu da dikkate almamız gerekir. Örneğin, ülkemizde sağlık sigortalıların sayısı altalta yazılıp toplandığında nüfusumuzu aşıyor. Tüm bu saptamalardan sonra, son 5 seneyi değerlendirirsek, 2003’te başlamış bir yasa hazırlığı var, hazırlandı sivil toplumla paylaşıldı onların görüşleri kısmen yansıtıldı kısmen yansıtılamadı ama bir yasa çıktı ortaya, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasası. Yasa 2006’da kanunlaştı, Aralık 2006’da Anayasa Mahkemesi tarafından çoğunluğu emeklilik ile ilgili olan maddeleri olmak üzere iptal edildi. Sağlıkla ilgili 2 tane maddesi vardı, fakat şimdi önümüze gelene baktığımızda, sağlıkla ilgili yaklaşık 18 tane değiştirlmesi düşünülen maddesi var yani düşünün Anayasa Mahkemesi 2 tane maddesini iptal ediyor sağlık ile ilgili ama bu uygulanmayan yasanın 18 maddesinde sağlıkla ilgili değişiklik var, toplam 31 maddelik bir değişiklik tasarısında.
Soru : Öngörülen Sistem ile SSK, Bağ-Kur, Emekli Sandığı’nın işleyişleri nasıl bütünleştirilecektir ?
Cevap : Bugün Türkiye’deki sosyal güvenlik yapısına baktığınızda, vatandaşların bir kısmı Devlet Memurluğundan, emekliler için Emekli Sandığı’ndan, işçiler için Sosyal Sigortalar Kurumu’ndan, kendi nam ve hesabına çalışanlar için BAĞ-KUR’dan, bir de 1992 yılında çıkarılan bir yasa ile ödeme gücü olmayanlara yönelik Yeşil Kart’dan bir sisteme tabiler. Bu yasa, artık yasa diyoruz çünkü tam uygulanmasa bile 2006’da yasalaşmış, 5510 sayılı yasa kapsamında tek bir çatı altında toplanıyor ve Sosyal Güvenlik Kurumu adında bir kurum oluşuyor. Bu Kurum, hem emeklilik kısmını, hem sağlık kısmını, hem de primsiz ödemeler dediğimiz yani ödeme gücü olmayanları yani prim toplanmadan verilecek hizmetlere yönelik bir şemsiyeyi oluşturuyor. %12,5 oranında bir prim topluyor, 5 + 7,5 şeklinde, %5 ini çalışandan, %7,5 ini çalıştırandan alıyor. Ve herkese dediğim gibi sağlık hizmeti sunmayı taahhüt ediyor. Genel anlamda yasa bu.
Soru : Sistemde yeşil kart uygulaması devam edecek mi ?
Hayır. Yeşil kart, 1992 de ödeme gücü olmayanlar için çıkarken, “Genel Sağlık Sigortası çıkıncaya kadar” diye çıkmıştı. Şimdi ödeme gücü olmayanları devlet prim toplamadan kendisi sağlık hizmetine ulaştıracağı için yeşil kart diye bir şey kalmayacak. Hatta şu anda tartışılmakta olan yasa değişikliklerinden birisi de yeşil kartlıların aylık gelir tutarlarıyla, kurumca belirlenecek kriterlerle bu ödeme gücü olmayanlara dönüştürülmesi. Bu çok doğru bir düzenleme. Yani daha net, daha açık bir şekilde devlet kimlerin primini ödeyeceğini belirleyecek. Yeşil kart aslında kalkıyormuş gibi gözükse de 1992 deki çıkarılma amacına ulaşmış oluyor. 1992 yılında yeşil kart kanunu genel sağlık sigortası çıkıncaya kadar diye çıkarılmış bir kanundu. Dilerim 1992’den 2008’e, 16 sene sonra bu amaca ulaşılmış olur.
Soru : Sistemde işveren açısından ödenen primlerde bir fark olacak mı ?
Prim açısından çok farklı olmayacak aslında. Mesela BAĞ-KUR’da şu anda ödenen prim daha aşağıya düşecek. SSK’da ise sadece sağlık için değil içinde analık, işgöremezlik primi de vardı, hepsini topladığınızda yaklaşık %14’lere denk geliyordu. Şu anda da sağlıkla ilgili toplanacak olan prim %12,5. Bunun, biraz önce de belirttiğim gibi, yüzde 5’i çalışandan, yüzde 7,5’u çalıştırandan alınanacak. Dolayısıyla, prim yükü açısından SSK için fazla bir fark olmayacak. Ama mesela yeşil kartlıların prim karşılığı devlet direkt ödeme gücü olmadıkları için yatıracak. Devlet memurlarında prim sistemi yoktu bugüne kadar, bir mahsuplaşma sistemi vardı, herkesin bağlı olduğu kurumun yıllık bir sağlık bütçesi vardı oradan yapılırdı bu harcamalar, şimdi onlarda da %12,5’luk prim kesilecek. Sonuç olarak, sağlık alanında, prim yükü açısından bakıldığında çok fazla artış olmayacak.
Soru: Sağlık hizmetleri eşit olarak mı sunulacak, alınan primler doğrultusunda farklı limitler olacak mı ?
Cevap : Hizmet eşit olarak sunulacak. Alınan prime, gelirle orantılı farklı bir hizmet olmayacak. Sosyal Sağlık Sigortacılığı’nda toplumun tamamını içeren bir hizmet sunulacak.
Soru : Çalışmayan kişiler de bu sağlık hizmetinden faydalanabilecek mi ?
Burada kişi başı değil çalışan başı prim alınacağı için, sadece çalışan ve çalıştıranı prim ödemiş olacak. Çalışıyorsa çalıştığı kurum ödeyecek, işçiyse çalıştığı şirket ödeyecek, kendi nam ve hesabına çalışıyorsa kendisi yatıracak. Eş ve çocuklar çalışmıyorsa onun çalışanı tarafından o prim ödenmiş olacak. Emekli Sandığı, Bağkur, SSK yapısını tamamen kaldırıp tek bir çatıya dönüştürdüğü için bu sistem kim çalışıyorsa o prim ödeyecek, çalışmayan eşi ve çocukları için de sadece çalışandan prim alınmış olunacak.

Soru : Sistemde sağlanacak sağlık hizmetleri neler olacak ?
Cevap : Yasa, sağlanan sağlık hizmetleri adı altında aslında sigortacılık dilinde “Teminat Paketi” dediğimiz ama sosyal sağlık sigortacılığında “Temel Teminat Paketi” olarak adlandırılan bir paketi taahhüt ediyor. Bu paketin içinde vereceği hizmetler var; Koruyucu Sağlık Hizmetleri, birinci ikinci ve üçüncü basamakta tedavi edici sağlık hizmetleri, yani hastayla hekimin ilk karşılaştığı basamaktan, 2. basamakda gideceği hastahanedeki yatarak tedavi veya ayakta tedavide alacağı sağlık hizmetlerine, bunun dışında da 3. basamak dediğimiz eğitim ve üniversite hastahaneleri düzeyinde karşılaşacağı bütün teşhis ve tedavi hizmetlerine kadar içeren bir paket bu.
Soru : Özel hastahanelerin kullanımında bir limit getirilecek mi ?
Çok kabaca bakarsak, halen mevcut olan yasa sağlık hizmetlerindeki hizmet sunucu kurumları ikiye ayırıyor. Biri Sosyal Güvenlik Kurumu’nun belirlediği Genel Sağlık Sigortası fiyatlarıyla hizmet satacak olan kurumlar, bir diğeri de kendi cari fiyatlarıyla hizmet satacak olan kurumlar. Sosyal Güvenlik Kurumu’nun fiyatlarıyla hizmet satacak olanları “benim fiyatım 100dür, ben sana bu 100ü öderim” diyerek sözleşmeli diye taahhüt ediyor. Kendi cari fiyatıyla hizmet satacakları da eğer aile hekiminden sevkli gelirse hastahaneye “ben kendi fiyatımın %70 ini sana öderim”, direkt hastahaneye gelirse %50 öderim biçiminde bir yaklaşım vardı. Şimdi bu değişiklikte diyor ki; “benim fiyatım budur. bu fiyatın %20 sini daha fazla ödeyebilirim”. Yani, “100 liraysa fiyatı, A hastahanesinin bu işte ilgili cari fiyatı da 300 lira ise ben sana en fazla 120 lira öderim” diyor. Ve “daha üstünü alamazsın” diyor. Dolayısıyla, mevcut yasada olan sözleşmesiz kavramını ortadan kaldırılıyor, bütün hastahaneler sözleşmeli hale getiriliyor, sözleşmesiz olanlara da hiçbir ödeme yapılmayacağı ifade ediliyor. Şimdi burada şöyle bir noktayla karşı karşıya kalıyoruz, toplumun tamamını kapsayan bir Genel Sağlık Sigortası, herkesten topladığınız bir prim ama hizmet almaya gelindiğinde hayır benim gösterdiğim yerlerden benimle anlaşma yapan yerlerden hizmet alabilirsin yaklaşımı. Sigortacılık mantığı açısından, özel sigortaların bu konuda yaptığı uygulamalar var tabii ki, ama ucunu kapatmadan yani gidemezsin demeden, ben size belli limitler koyuyorum belli katkı payları koyuyorum ya da kendiniz ödersiniz sonra faturayı bana getirirsiniz diyerek uygulanıyor bu kurallar özel sağlık sigortacılığında. Demek ki, getirilmek istenen sistem; bir, sözleşmesiz kurumları ortadan kaldırıyor herkes sözleşmeli olacak diyor, iki, fark alamazsınız, alırsanız da farkı en fazla %20 ye kadar öderim diyor (o fark dediği konu da sadece kendi fiyatının %20 si). Oysa ki; yapılan maliyet çalışmalarında durum son derece açık, özel hastahanelerin, ister büyük ister orta ister küçük ölçekliler olsun, bugünkü Sağlık Uygulama Tebliği fiyatlarının en az 1 misli maliyet farkı var ki o da çok iyimser bakılarak yapılan hesaplamalar.
Soru: Devletin bu maliyetlerin tamamını karşılayabilmesi mümkün müdür ?
Cevap : Devlet tabii ki bu fiyat farklarının tamamını karşılayamaz, çok doğaldır. Sigorta şirketleri de kendi aktüeryalarına göre karar verip ürünlerinin fiyatlarını belirliyorlar. Burada doğal olmayan “ben bunun üstünde hizmet vermek isteyenleri sözleşmeli kabul etmiyorum, vatandaşın oraya gittiğinde parasını ödemeyeceğim” demektir. Çünkü siz vatandaştan prim alırken “ben seni gelirine göre şu kadar prim aldım” demiyorsunuz, herkese belirli oranda bir prim yansıtıyorsunuz, primi alıyorsunuz ama vatandaş hizmet almaya geldiğinde “hayır benim dediğim yere git” diyorsunuz.
Başka bir çarpıcı gerçek, Sağlık Bakanlığı’nın istatistiğidir bu, 2002-2006 yılları arasında özel hastanelerin poliklinik muayeneleri %102,9 artmış, Sağlık Bakanlığı hastanelerinin poliklinik muayeneleri %63,4 artmış. Yatan hasta sayısı Sağlık Bakanlığı hastanelerinde % 35,9 artmış, özel hastanelerde %62,5 artmış. Bunlar şunu gösteriyor; vatandaş eğer ödeyebileceği miktarda bir hizmet almak istiyorsa her zaman daha iyisine daha kalitelisine ulaşmaya çalışıyor. Bu artık, son üç-dört yıldır bir alışkanlık olmuş, hizmet kullanımında eğilim haline gelmiş. İnsanları daha kaliteli hizmete ulaştırmak için bütün seçenekleri sunmanız gerekiyor. Yoksa, “ben kaliteden fedakarlık yapayım da hizmeti vereyim” anlayışında bir hizmet vermeye çalışırsanız “refahı paylaşmak yerine fakirliği paylaşmak” durumunda kalırsınız ki, sağlık hizmetinizde böyle bir şansınız yoktur. Sağlık hizmetinde çok önemli birkaç özellik vardır; bir, sağlık hizmetinin talebini tüketici belirlemez yani siz hasta olarak hekimin karşısına gittiğinizde hekimle tedavi konusunda pazarlık edebilme şansına sahip değilsiniz. Yani “beni ameliyat etme, ilaçla tedavi et” diyemezsiniz, çünkü talebinizi hekim yönlendirir, tabii ki burada kötüye kullanımlar da önlemeniz gerekir, iki, sağlık hizmetinin talebi rastlantısaldır, tesadüfidir, yani başınıza ne zaman ne geleceğini bilemezsiniz, ben bu röportajdan sonra merdivenden ayağım kayar düşer ve ayağımı kırabilirim, hatta kafa travması geçirebilirim. Üç, sağlık hizmetinde yerine koyma mümkün değildir, yani sağlık hizmetinin ikamesi mümkün değildir, “bu gün değil de yarın gel demek de” mümkün değildir. Çok önemli bir özellik de, sağlık ekonomistleri buna talep esnekliğinin katılığı derler, yani sağlık hizmetine ihtiyacı olanlar her ne olursa olsun o hizmete ulaşmak zorundadırlar. Siz bu kadar kendi içinde bu denli kısıtlılıkları olan bir hizmette, “bir de benim fiyat politikam bu, ben bu kadarını öderim, üstünü de kimsenin ödemesine izin vermem” anlayışıyla politika kurarsanız, ülkedeki sağlık hizmetlerinin kalitesi konusunda da bir tartışmayı baştan açmış olursunuz. Hele hele sağlık hizmetlerinde sevk zinciri diye tanımladığımız, yani hastayla hekimin ilk karşılaşacağı basamakla son gitmesi gereken basamak arasında bir sevk zincirinin olmadığı bir ortamda, siz herkesi hastahaneye yönlendirirken; hem hizmetin kalitesinden hem hizmetin maliyetinden ötürü inanılmaz sıkıntıya düşmüş olabilirsiniz. Kim olarak ? Devlet olarak.
Soru : Peki bu Genel Sağlık Sigortası sistemi ile belirtmiş olduğunuz sevk zinciri sağlanabilecek mi ? Aile Hekimliği başlayacak mı başlıyor mu ?
Bence bu soru çok güzel teşekkür ederim. Burada önemli olan nokta Aile Hekimliği ile Genel Sağlık Sigortası’nın ne kadar eş zamanlı yürüyebileceği. Sanıyorum 2,5 sene oldu Aile Hekimliği Düzce İli’nden başlayarak pilot uygulaması devam ediyor. Bildiğim kadarıyla, bu yılın sonuna kadar 30 ilde aile hekimliği uygulamasına başlanacak. Fakat siz Genel Sağlık Sigortası’nda pilot uygulamayla başlamadığınız için, tümüyle bu ülkeyi Genel Sağlık Sigortası sistemine aldığınız için, demek ki 81 eksi 30 eşittir 51 ilde aile hekimliği uygulaması en azından 2008’de başlamayacak. Resmi veriler, planlar da zaten bunu gösteriyor. Dolayısıyla aile hekimliğini başlatmadan yaptığınız bir sistemle, Genel Sağlık Sigortası’nın sürdürebilirliğine yönelik bir yumuşak karınla daha karşı karşıyasınız.

Soru : Sizce bu konuda toplumdaki bilinç düzeyi ne durumda ? Toplumda bu yasa ile her hastahaneye gidilebilir gibi yanlış bir kanı oluşabilir mi ?
Yasa’da yapılması planlanan değişiklikle, zaten “bütün hastanelere gidilebilir” olmayacak. Varsayalım ki, A hastanesi diyecek ki “benim cari fiyatım bu, halbuki Genel Sağlık Sigortasının bana ödeyeceği fiyat bu, ben bu fiyata bu hizmeti satamam”. Bu durumda, bunu ifade eden hastaneler Genel Sağlık Sigortası yükümlülerine hizmet sunamayacaklar, böylece herkes her hastahaneye gidemeyecek. Bence en önemli püf noktalarından biri bu. İkincisi, sağlık hizmetlerinde siz herkesin aynı hizmeti almasını bekleyemezsiniz. Eğer “sağlık hizmetinde herkes aynı hizmeti aynı standartta alsın” derseniz, o zaman bu hizmetin kalitesi ile ilgili konuları da tartışılır hale getirirsiniz. Bence buradaki bir başka önemli nokta, insanlar Devlet’in verdiği, (ki tüm dünyada da bu böyledir), sosyal sağlık sigortalarının verdiği bir hizmet vardır, onun üstünde hizmet almak isteyen kişiler ise, ya cebinden o hizmetin parasını o hizmete ihtiyaçları olduğunda çıkarıp öderler, ya da önceden bir risk paylaşımı anlayışı ile sigorta yaptırorlar, yani Devlet’in verdiğinin üstüne veya vermediğini sigortalayan bir anlayış vardır. Burada, bu yasada, ne yazık ki buna da yönelik bir alan yok. Çünkü öyle bir temel teminat paketi tanımlanmış ki, içinde yok yok. Yani, aslında her şey var demek lazım buna. Bu kadar geniş bir teminat paketi beraberinde sürdürülebilirlik sıkıntısı getiriyor. Tam burada, bir kaç rakamı paylaşayım sizinle; 1960-2002 yılları arasında, OCD ülkelerinde sağlık harcamaları yaklaşık 2,5 – 3 kat artmış durumda. Oysa ki, Türkiye’de, sadece 1992-2006 yılları arasındaki 15 yıllık sürede, bu artış 5,5 katı aşmış durumda. Sağlık harcamaları artmasın mı? Tabii ki artsın. Sağlık harcamaları toplumun sosyoekonomik düzeyi yükseldikçe, nüfus yaşlandıkça, insanların hizmet beklentileri arttıkça mutlaka artacaktır, bu doğaldır. Önemli olan bunun sürdürülebilir ve öngörülebilir olmasıdır. Yıl sonunda hesap yapıldığında, planlanan ve yapılan harcamalar arasında büyük farklar olması durumunda birtakım önlemler almanız lazımdır; ya verdiğiniz sağlık hizmetlerinin kapsamını daraltmanız gerekir ya da bu hizmeti alan insanları artık bunlardan bazılarını alamaz hale getirmeniz gerekir.
Sosyal Güvenlik Kurumu’nun 2007 Nisan’da açıklanan verilerine göre, 2007 yılı için SSK’da 3.9 milyon YTL, Bağkur’da 2.6 milyon YTL, Emekli Sandığı’nda 2.3 milyon YTL bir açık oluşmuştur. Zaten bu ülkenin toplamda 26 katrilyona yaklaşan bir sosyal güvenlik açığı olduğu söyleniyor. Bu açığın sebepleri arasında, bu güne kadar hep emekliliği sorumlu tuttuk. Ancak bu süreç devam ederse, en az emeklilik kadar sağlık harcamalarının da öngörülemez olmasından kaynaklanan bir açık oluşacağını söyleyebiliriz. Devlet de, bu açığı yerine koymak durumunda kalacaktır. Burada yapılması gereken asıl önemli şey, “kamu özel ayrımı yapmadan kamu yararı sağlamak” olmalıdır. Yani riski paylaştırmak olmalıdır. Kamunun verdiği hizmetler bellidir, özel sektörden alınacak hizmetler de bellidir. Bunlar arasında karşılıklı sinerji etkileşimi yaratmak esas olmalıdır. Bu etkileşimi yaratmadan, “her şeyi kamu yapacak” yaklaşımıyla giderseniz bir yere gelip tıkanacaksınız ve tıkandığınız zaman da “peki ne yapayım” diye düşünmek zorunda kalırsınız. İşte o zaman çok önemli başka bir noktaya geliyorsunuz, yani kazanılmış haklardan geriye gitme noktasına. Oysa ki, içinde tüp bebeğin bile olduğu temel teminat paketi hazırlarken bunu düşünmüş olsanız, bazı hizmetlerde özel sağlık sigortalarında olduğu gibi risk paylaşımı oluşturarak yani gerektiğinde bekleme süreleri, gerektiğinde katkı payları ama en doğrusu özel sektör ile kamunun birlikte hizmet verebileceği bir ortamı oluşturabilse sistem, bu sürdürülebilirlik sıkıntılarını en aza iner. Tabii ki bu sürdürülebilir sıkıntıları hep olacaktıtr, bütün dünyada da vardır, bu sadece bize özgü bir problem değildir, ama biz madem modelimizi yeni kurmaya çalışıyoruz, o zaman bu modeli olabildiğince rasyonel olabildiğince öngörülebilir harcamalarla düzenlememiz gerekir diye düşünüyorum.
Vatandaş “herkes her yerden hizmet satın alacak” diye biliyor, hele hele son 3-4 senede özel sektörden hizmet satın almanın bu kadar yaygınlaştığı bir ortamda, “şimdi bir durun % 20 nin üstünde fark alamazsınız” dediğiniz zaman, vatandaş da tabii ki gittiği hastanelerin en azından bir bölümünden mahrum kalmış olacak. Doğru bir tercih mi bu, işte asıl tartışılması gereken nokta burası. Doğru olarak görüyorsak devam edelim, ama sonuçta nereye geleceğimizi bilerek...
Soru : Sivil toplumun sağlık hizmeti fiyatlarının belirlenmesindeki rolü nedir ?
Aslında bu rolün doğru bir şekilde kullanıldığını söyleyebilmek ne yazık ki mümkün değilldir, keşke gerek hizmet sunucular ve gerekse hizmetin finansörleri bu konuda sivil toplum olarak birikimlerini söyleyebilseydi. Keşke, kendi ölçeğinde de olsa, edinilen bilgi ve deneyimin, Genel Sağlık Sigortası’na aktarabileceği mekanizmalar kurulabilseydi. Genel anlamda sivil toplumun bu kararların içinde görüş bildirmesini mevcut yasa daha birtakım hukuki gerekçelere dayandırmıştı. Fiyat belirleme komisyonu vardı, bu komisyon fiyatları belirlemeden önce ilgili sivil toplum kuruluşlarından yazılı görüş almak durumundaydı ama değişiklik ile bu görüşler alınabilir hale getirildi, yani biraz daha esnetildi, biraz daha Sosyal Güvenlik Kurumu kendi kararını kendi başına verebilir hale getirildi. Bence, bu değişiklik hiç yapılmayarak, başta Türkiye Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliği olmak üzere, görüş alınma zorunluluğu mevcut 5510 sayılı Yasa’daki haliyle korunmalıydı.
Soru : Sizce Genel Sağlık Sigortası Sistemi ile sağlanacak temel iyileşmeler neler olacak ?
Türkiye örneğinden bakarsak, Genel Sağlık Sigortası’nın en önemli özelliği “hasta, hastahane ve hekim arasındaki para alışverişini ortadan kaldıracak” olmasıdır. Neden? Siz önceden prim ödemiş olacaksınız, hizmete ihtiyacınız olduğunda da gidip ödediğiniz prim karşılığında hizmet alacaksınız. Bu işin teorik kısmı, ama pratikte sözleşmeli-sözleşmesiz ayrımının ortadan kalkması, fark alınmada konulan sınırlama, aslında yine para alışverişini ne yazık ki ortada tutacaktır, belki de daha da yaygınlaştırarak. 2000 yılında toplam sağlık harcamalarının %28.6’sı yani yaklaşık neredeyse üçte biri cepten yapılan sağlık harcamaları. 2005 yılına geldiğimizde bu rakam %19.3‘e düşüyor. Şimdi bakınız %30’lardan %20’lerin altına düşürüyorsunuz. Bunun nedeni ne? İşte aldığınız hizmetleri kayıt altına sokmak. Siz sistemi bu şekilde düzenledikçe, zaten sağlık hizmetlerindeki kayıt dışılığı da en aza indiriyorsunuz ve kayıt altına aldıklarınızdan Türkiye Cumhuriyeti Hazinesi’ne de vergi olarak da bir gelir sağlıyorsunuz. Siz derseniz ki, “ben sadece bu fiyatı verenlerden hizmet alırım”, sonunda kayıt dışılığın yani cepten yapılan sağlık harcamalarının tekrar artmasına yol açabilirsiniz. Buradaki önemli nüanslardan biri de bu. Dediğim gibi, insan sağlık hizmetine ihtiyaç duyduğunda Devlet’in onu ödeyip ödememesinden çok kendi bulduğu kendi inandığı yerden o hizmeti almaya çalışır. Burada para bir belirleyici faktördür doğru, ama hizmet kalitesi de bir başka belirleyici bir faktördür. Eğer siz bu ikisini bir arada düşünen bir sistemi düzenleyebilirseniz; hem cepten sağlık harcamalarının azalmasını sağlarsınız, ki 2000-2005 rakamları bunu gösteriyor %28.6’dan %19,3’e düşmüş, hem de sağlık hizmetlerindeki kalite çıtasını daha yukarıya taşımış olursunuz.
Soru : Şu anda Türkiye’deki özel sağlık sigortacılığını nasıl değerlendiriyorsunuz ? Genel Sağlık Sigortası özel sağlık sigortalarının yerini mi alacak yoksa tamamlayıcısı mı olacak?
Öncelikle şunu belirtmek gerekir; özel sağlık sigortalarının Genel Sağlık Sigortası’nın yerini alması gibi bir hedefi ve planı olamaz, olmamalıdır. Çünkü Genel Sağlık Sigortası bir kamu sosyal sağlık sigortasıdır. Türkiye Cumhuriyeti “Sosyal Devlet” olmasının da getirdiği bir özellikle, zaten sağlık alanındaki bu sorumluluğunun bilincindedir. Özel sağlık sigortacılığı, Devlet’in verdiği hizmeti sadece ve sadece tamamlayabilir, veya destekleyebilir. Bugün Türkiye Cumhuriyeti’nde 26 tane özel sağlık sigortası ürünü satan sigorta şirketi var. 1.200.000’i ancak bulan özel sağlık sigortalı var ki, bunun da zaten 3’te 2’si grup sağlık sigortası, yani kurumsal sağlık sigortalıları. Yaklaşık prim üretimi 2006 yılının rakamlarıyla bakıldığında 756 milyon dolar, 2007 de bu rakam 30 Haziran itibariyle 505 milyon dolardı, muhtemeldir ki 950 milyon dolar ile 1 milyar dolar civarında 2007 yılı bitirilecek. Toplam sigortacılık sektörünün %10’ları civarında bir sağlık sigortacılığı portföyü var. Ama toplam nüfusa baktığınızda, yeni açıklanan 70 milyon 500 binlik bir Türkiye nüfusu içinde sadece ve sadece 1,200.000 adet özel sağlık sigortalıya sahibiz. Aslında çok büyük bir sektör değil, ama bu büyüklüğünün daha doğrusu büyük olmamasının altında yatan en önemli neden; mükerrer sağlık sigortacılığı. İnsanlar hem Devlet’e sağlık sigortası primi ödüyorlar hem üstüne gidip özel sağlık sigortası şirketine prim ödüyorlar. Belki, tamamlayıcı sağlık sigortası ile Genel Sağlık Sigortasının ilişkisi kurulduğunda, bu mükerrerliğin de ortadan kaldırılabilmesi mümkün olabilir. Bir model şu olabilir, özel sağlık sigortalılar hiçbir şekilde kamu sağlık sigortasına hizmet almadıkları için belli bir prim oranı ödeyebilirler veya hiç ödemezler. Ya da başka bir model, özel sağlık sigortalılar Devlet’in verdiği fiyatın tamamının üstüne fark ödeyebilirler, tamamlayıcı sağlık sigortası açısından bu fark sigortaları gelişebilir.
Soru : Türkiye Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliği (TSRSB) Genel Sağlık Sigortası sisteminin hayata geçirilmesinde nasıl bir rol oynuyor?
Cevap : TSRSB’nin işin başından beri yani yaklaşık 4 senedir bu sürece yönelik çok olumlu katkıları oldu. Örneğin özel sağlık sigortası şirketlerinin 3 yıllık verilerini analiz etti. Hangi hizmet daha fazla kullanılıyor, kullanım sıklığı nedir, bunun ortalama maliyeti nedir, bunlara yönelik verileri ve aktüeryal hesapları teminat paketlerini oluşturulurken neye göre oluşturulacağı önceden öngörülebilsin diye Sosyal Güvenlik Kurumu ile paylaştı. Yasa ve Tasarılara yönelik olarak, madde madde görüşlerini ve önerilerini ilgili Bakanlıklara sundu.
Soru : Genel Sağlık Sigortasındaki denetleme sistemi, özel sağlık sigortalarındaki kadar güçlü olabilecek mi ?
Cevap : Özel sağlık sigortalarında kamudan daha farklı daha sıkı olan bir provizyon denetim hizmeti var. Bu anlamda da bakarsanız böyle bir sinerjiye yani sadece hizmetin maliyetini riskini paylaşmak değil, sadece hizmetin kalitesini yükseltmek değil aynı zamanda sağlık hizmetindeki kötüye kullanımları önlemek anlamında da, kamu sağlık sigortacılığının paylaşabileceği bir çok önemli bir bilgi deneyim alanı da var tabii.
Şimdi Genel Sağlık Sigortası’nın tabii ki bir denetleme sistemi var ama bildiğim kadarıyla bu sistem şu anda daha çok hak sahipliği yani bu sigortalı mıdır değil midir, primini yatırmış mıdır yatırmamış mıdır, anlamında. Bunu tıbbi boyuta da taşımaya yönelik çalışmalar var; hangi tetkik ne kadar yapılabilir, kimlere yapılabilir, hangi ilaç kimlere yazılabilir. Mesela Emekli Sandığından gelen, şu an hemen hemen herkesi kapsayan bir ilaç provizyon sistemi var. Bu tür denetimler var, ama bence burada en kritik nokta, kamuyla özel sektörün işbirliği içinde çalışabilmeleri. Eğer siz özel sağlık sigortaları ile Genel Sağlık Sigortası’nı bir arada düşünebilirseniz, çifte bir denetim olmuş olacak. Hem özel sağlık sigortasının kendi yaptığı denetim, hem de Genel Sağlık Sigortasının yaptığı denetim. Dolayısıyla bu, hizmetteki kötüye kullanımları da en aza indirebilen bir sistem olacak. Tabii ki, Genel Sağlık Sigortasının da kendi denetim mekanizmaları var, ama takdir edersiniz ki, 70 milyonluk bir nüfusta insanların yılda 4,8 kez hekime başvurduğu söyleniyor, Sağlık Bakanlığı’nın son verilerinde hizmet kullanım sıklığı yılda 4,8 kez, 5 kere olduğunu varsayalım, 70 milyon insan 5 kere hekime gitti, etti 350 milyon işlem, peki sadece hekime gitme midir bu, hayır bunun ilaç yazılması vardır, tetkik istenmesi vardır, bunları üst üste koyup topladığınızda, çok büyük bir iş yüküyle karşılaşıyorsunuz. Bu iş yükünün, sizin kamu sağlık sigortacılığı yapan bir kurum olarak tek başına üstleniyor olmanız veya geriye dönük fatura kontrolü ile yapıyor olmanız her zaman doğru bir denetim yapıp yapmadığınız ya da tam bir denetim yapıp yapmadığınız sorularını gündeme getirecektir. Bence dünyada olduğu gibi artık, üçüncü parti organizasyonlar dediğimiz TPA (Third Party Administration) denilen yapıların Türkiye’de de artık olması gerekmektedir. Bu şu demektir, hizmetin parasını verenle hizmeti sunan arasında bir üçüncü göz ile hizmetin kontrolünü yapıyor ve bu hizmetin ödenip ödenemeyeceğine karar veriyorsunuz demektir. Çünkü bu üçüncü göz bağımsız bir gözdür. Dolayısıyla bu tür sistemlere giderek sistemdeki risk paylaşımını yapmalısınız, yani sadece “gidin özel sağlık kuruluşlarından hizmet satın alabilirsiniz” olarak değil, işin finansman boyutunda sadece “gidin özel sağlık sigortası yaptırabilirsiniz” olarak değil, işin denetim boyutunda da bu tür risk paylaşımlarını bilgi deneyim paylaşımlarını modelleyerek bu sistemi yürütmek mümkündür.
Soru : Sigorta sisteminin yurtdışı örnekleri hakkında bilgi alabilir miyiz ?
Cevap : Dünyada sağlık hizmetlerinin finansmanında aslında 2 tane ana model vardır. Birincisi vergi bazlı finansman, Beveridge modeli denilen İngiliz sistemidir, vergi toplarsınız o vergilerle hizmeti finanse edersiniz. İkincisi Bismarck modeli denilen Alman modelidir, ki bu sosyal sağlık sigortacılığı modelidir. Bu ikisinin arasında karma modeller daha hakimdir. Ülkelerin büyük bir kısmı, vergi bazlı finansmanla prim bazlı finansmanı olabildiğince karma bir sistemle uygulamaya çalışırlar. Kiminde vergi bazlı finansman daha ağırlıklıdır, kiminde prim bazlı finansman. Zaten Türkiye’de getirilmek istenilen, Genel Sağlık Sigortası da aslında hem prim hem de vergi bazlı bir sistemdir ama bu tahsisli bir vergidir. Yani “ben prim topluyorum ama bunu sağlık için harcayacağım” demektir. Devlet “ödeme gücü olmayanların primini de ben ödeyeceğim” diyor, bu anlamda bakıldığında da tahsisli bir vergidir demek mümkün. Dünyada bu modellerden sadece birini kullanan ülke hemen hemen yok gibidir. Hepsi; ya katkı payı alarak, ya primle, ya da vergiyle bu sistemi finanse etmeye çalışmaktadır çünkü sağlık harcamaları sadece bizim için değil, bütün dünya ülkeleri için sürekli artan harcamalardır. Nüfusun yaşlanmasına, yaşlılığa bağlı hastalıkların özellikle kanser, metobolik, kronik hastalıkların artışına bağlı olarak sağlık harcamaları artmaktadır. Dolayısıyla bu sağlık harcamaları ile ilgili her ülke kendine özgü kendi nüfusuna kendi yapısına uygun bu modellerden birini kullanmaktadır.
Soru : Dünyada, Türkiye kadar her hastalığa teminat veren bir sigorta örneği daha yok. Türkiye’de teminata hiçbir istisna getirilmesi düşünülmüyor mu ? İstisnalar var ama çok az.
Evet, doğru istisnalar çok az. Sağlık hizmeti olmayan diye tanımlanan hizmetler ve estetik amaçlı hizmetler istisna diye ayrılmış durumda. Ben size katılıyorum. Sosyal sağlık sigortacılığında madem tüm toplumun kapsayan bir modele giriyoruz, o halde başka ülkelerin geçmişte yaptıkları “bugün yanlışmış” diyerek değiştirmeye çalıştıkları sistemleri biz baştan koyalım. Bunun yolu da; hep belirtmeye çalıştığım gibi, sistemi, ilkeyi hiç unutmadan, “kamu özel ayrımı yapmadan kamu yararını sağlayarak” bu sistemi kurabilmektir. Ama ne yazık ki tespitiniz doğrudur, hemen hemen hiçbir ülkede olmayacak genişlikte bir teminat paketi var. Dilerim bu teminat paketinin bu kadar geniş kapsamı rasyonel düşünülerek temel ihtiyaçlar düzeyine çekilebilir. Ben en aza indirilsin minimum olsun demiyorum asla bunun altını çiziyorum çünkü ne yazık ki bu çok yanlış anlaşılıyor. Demek istediğim, sağlık hizmetinde vatandaşın temel ihtiyaçlarını karşılayacak kadarlık bir teminat paketidir. Onun dışındaki hizmetlerde katkı payı alınabilir, özel sağlık sigortacılığına bu hizmetler devredilebilir. Zaten özel sağlık sigortacılığı da bütün sağlık hizmetlerini içermeyi düşünemez, dünyanın hiçbir ülkesinde de böyle bir model yoktur. En liberal ülke diyebileceğimiz Amerika’da bile ödeme gücü olmayanlarla yaşlı, engelli olanlara yönelik 2 farklı organizasyon, Medicare ve Medicate adı altında zaten sistemi kapsamaktadır. Burada bence özellikle temel teminat paketi açısından bakıldığında, bu paketin kapsamını daha rasyonel, daha insanların temel sağlık ihtiyaçlarına yönelik düzenlemek gerekir. Yoksa “her şey dahil bir paket anlayışı” mantığıyla giderseniz; birkaç sene sonra, belki de birkaç seneye varmaz, bir bakarsanız ki bunun altından kalkamıyorsunuz. O zaman dönüp vatandaşlara, kusura bakmayın yanlış hesap yapmışız demek durumunda kalabilirsiniz. Bu; hem siyasi hem de insani açıdan doğru değildir. Çünkü sonuçta, verdiğiniz hizmeti geri alıyor pozisyonuna düşeceksiniz, dolayısıyla daha rasyonel bakmak gerektiğini düşünüyorum.
Soru : Son olarak sizin eklemek istedikleriniz nelerdir ?
Ben Genel Sağlık Sigortasını Türkiye’de doğru bir finansman modeli olduğunu düşünüyorum ama doğru tasarımlanması ve doğru uygulanması şartıyla. Bugünkü haliyle Genel Sağlık Sigortasının kendi içinde ve kendi oluşturduğu tuzaklarla karşı karşıya olduğunu düşünüyorum. Genel Sağlık Sigortası yapısının olabildiğince bu tuzakları önceden görüp önlemini alması gerekir. Bunun için de tekrar ediyorum; “kamu özel ayrımı yapmadan kamu yararını sağlamak” çok önemli. Genel Sağlık Sigortası’nın temel teminat paketini daha yönetilebilir, daha temel daha rasyonel olan bir hale getirmek için; hem hizmetin finansmanında yani prim toplanmasında ve yönetiminde, hem hizmetin sunumunda yani hizmetin satın alınmasında, hem de hizmetin denetiminde özel sektörün bilgi ve deneyiminden birikiminden yararlanması gerekir diye düşünüyorum. Ne kadar böyle bir sinerji, ortak bir hizmet verme anlayışı oluşturulabilirse, bu sistem kendi içinde dengelerini o kadar rahat kurar. Eğer bunlara dikkat edilirse Genel Sağlık Sigortası’nın; bu ülkede planlanan, amaçlanan hedefe uygun bir noktaya gidebileceğini düşünüyorum. Teşekkürler.
 

Anahtar Kelimeler: sağlık sigortası

Paylaş ve Kaydet



EN ÇOK OKUNANLAR

EN SON EKLENENLER
BRANŞ DOKTORU KİMDİR?
Yrd.Doç.Dr. Haluk Özsarı
Sağlık Politikaları

23 Mayıs 1960’da Balıkesir’de doğdu. 1984 yılında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tı...

+ Devamını okumak için tıklayınız

  Acil
Yrd.Doç.Dr. Ayhan Özşahin
Adli Bilimler
Prof.Dr. Sermet Koç
Aile Hekimliği Ve Check-Up
Uzm.Dr. Cüneyt Özüak
Anatomi
Prof.Dr. Salih Murat Akkın
Anesteziyoloji ve Reanimasyon
Prof.Dr. Ercüment Yentür
Beyin ve Sinir Cerrahisi
Prof.Dr. Mehmet Yaşar Kaynar
Cinsel Sağlık
Prof.Dr. Doğan Şahin
Çevre ve Halk Sağlığı
Uzm.Dr. Murat Fırat
Çocuk Hastalıkları
Prof.Dr. Haluk Çokuğraş
Diş hekimliği
Dt. Celal Yıldırım
Dt. Saba Eryılmaz
Diyabet Ve Metabolizma
Prof.Dr. Temel Yılmaz
Enfeksiyon Hastalıkları
Prof.Dr. Haluk Eraksoy
Farmakoloji
Prof.Dr. Aydın Barlas
Genetik Bilimler
Prof.Dr. Turgut Ulutin
Göğüs Cerrahisi
Prof.Dr. Kamil Kaynak
Göğüs Hastalıkları
Prof.Dr. Gül Öngen
Kadın Hastalıkları ve Doğum
Prof.Dr. M. Cihat Ünlü
Kardioloji
Prof.Dr. Zeki Öngen
Klinik Beslenme
Prof.Dr. Ercüment Yentür
Kulak Burun Boğaz
Prof.Dr. Asım Kaytaz
Prof.Dr. Ferhan Öz
Psikiyatri
Prof.Dr. M. Kemal Arıkan
Sağlık Politikaları
Yrd.Doç.Dr. Haluk Özsarı
Sağlık Tartışma Platformu
Op.Dr. M.Şükrü Güner
Sağlıklı Beslenme Ve Diyet
Doç.Dyt Emel Özer
Seyahat Sağlığı
Prof.Dr. Volkan Korten
Sosyal Psikiyatri
Prof.Dr. Doğan Şahin
Termal Sağlık Ve SPA Wellness
Prof.Dr. M.Zeki Karagülle
Tıbbi Onkoloji
Prof.Dr. Adnan Aydıner
Tıp Hukuku
Prof.Dr. Faik Çelik
Tıp ve Sanat
Prof.Dr. Faik Çelik
Üroloji
Prof.Dr. Emre Akkuş
 

 
 
 
Copyright 2018 Tüm hakkı saklıdır. Designed by: OrBiT
RSS Kayıt Ol e-Bülten Kayıt Giriş Yap
saglikpaneli.com ANA SPONSORLARI
saglikpaneli.com İÇERİK SPONSORLARI


SAĞLIK MERKEZİ KISA YOLLARI
Acil | Kardioloji | Adli Bilimler | Kulak Burun Boğaz | Aile Hekimliği Ve Check-Up | Diyabet Ve Metabolizma | Çocuk Hastalıkları | Farmakoloji | Anatomi | Anesteziyoloji ve Reanimasyon | Çevre ve Halk Sağlığı | Diş hekimliği | Enfeksiyon Hastalıkları | Sağlıklı Beslenme Ve Diyet | Göğüs Cerrahisi | Seyahat Sağlığı | Üroloji | Sağlık Politikaları | Psikiyatri | Göğüs Hastalıkları | Genetik Bilimler | Tıbbi Onkoloji | Diş hekimliği | Sağlık Tartışma Platformu | Diş hekimliği | Klinik Beslenme | Diş hekimliği | Genel Konular | Beyin ve Sinir Cerrahisi | Kadın Hastalıkları ve Doğum | Termal Sağlık Ve SPA Wellness | Diş hekimliği | Tıp Hukuku | Tıp ve Sanat | Cinsel Sağlık | Sosyal Psikiyatri |
SAĞLIK KONULARI
Cinsel Sağlık | Çocuk Psikolojisi | Diyabet | Domuz Gribi | Ergenlik - Adolesan Sağlığı | Erken Boşalma | Fitnes | Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar | Grip ve Soğuk Algınlığı | Güzellik&Estetik | Hamilelik | HIV/AIDS | Hipertansiyon | İlkyardım | İnfertilite/Kısırlık | İnme | Kanser | Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi | Kuş Gribi | Obezite | Sağlık Mevzuatı | Sertleşme Sorunu | Ses Kısıklığı | Sigara | Stres | Tamamlayıcı Tıp |
Sağlık Paneli
Sağlık Paneli Hakkında | Kullanım Koşulları | Gizlilik Sözleşmesi | Yasaklı Ürünler | Ürün Listeleme Kuralları | Üyelik Sözleşmesi | Telif Hakları Hakkında | Güvenli Alışveriş, Satıcı ve Alıcı Sözleşmesi | Güvenli Ticaret ve Ödeme Sisteminin Tanımı | Kişisel Sağlık Profili Yetkilendirme Sözleşmesi | Doktor Üyelik Sözleşmesi | Bize Ulaşın | E-bültenler | Üye Doktorlar | Üye Kurumlar | Doktor Ara | Kurum Ara | Forum | Tartışma Platformu
A - Z
Branşlar A-Z | Slide Show A-Z | Kadın Sorunları A-Z | Erkek Sorunları A-Z | Çocuk Sorunları A-Z | Anketler A-Z | İnteraktif Araçlar A-Z