+ Ana sayfanız yapın! + Favorilerinize ekleyin! Add to Google RSS Kayıt
Ol
e-Bülten Kayıt Giriş Yap
 
 
 
 
Sağlık Paneli Ana Sayfa Yazdır Arkadaşına Gönder
Kardioloji / MAKALELER Prof.Dr. Zeki Öngen
 
 
ALT BAŞLIKLAR
Listelenen içerikleri, belli bir alt başlıkta/alt branşta filtrelemek için, aşağıdaki listeden seçim yapabilirsiniz.

+ Tüm Alt Başlıklar + Genel Konular










MAKALELER: Hipertansiyon

İçerik Eklenme Tarihi: 24.03.2009 16:12:59

Yazar
Prof.Dr. Zeki Öngen

Paylaş ve Kaydet

Kardiyovasküler hastalığın kesintisiz bir süreç olarak kabul edildiği günümüzde, kan basıncını, tek başına değil, öbür risk faktörleri ile bu sürecin bir bileşeni olarak değerlendirmek gerekir.

Son yayınlanan hipertansiyon kılavuzlarında Avrupalıların daha çok önemsedikleri bu konu, Amerikan Hipertansiyon Derneği Çalışma Grubu tarafından yakın zamanda öne sürülen sınıflama ile iyice öne çıkmaktadır. Bu durumda hipertansiyon tedavisi genel ilkeler ile belirlenirken, kişinin risk düzeyine göre varılacak kan basıncı düzeyi bireyselleştirilmektedir.

Sistolik kan basıncındaki her 20 mmHg’lık, diyastolik kan basıncındaki her 10 mmHg’lık yükselme kalp damar hastalığı riskini 2 kat artırmaktadır. Buna karşılık sistolik-diyastolik hipertansiyonun kontrol altına alınmasıyla, ölümcül olan ya da olmayan inme riskinde %40’lar, akut koroner olay riskinde ise %15’ler düzeyinde azalma elde edilmektedir. İzole sistolik hipertansiyonda bu oranlar sırasıyla %30 ve %25 düzeyine ulaşmaktadır. Hipertansiyon ve tedavisindeki bu zarar-yarar tablosu genel kabul görse bile Dünya gerçeklerine bakıldığında denge zarardan yana oluşmaktadır. Tedavi ile ulaşılan kontrol altına alma oranları %30’ları aşmamaktadır. Ülkemiz gibi sağlık hizmetlerinin en üst düzeye ulaşmadığı yerlerde, bu oran ne yazık ki %10’ların altındadır.

Oysa ki, yukarıda sözü edilen karamsar tablo ile savaşımda, 10 yıl öncesine göre daha şanslıyız. Diüretik ve beta blokerler yanında yeni ilaç grupları diye nitelenen kalsiyum kanal blokerleri, anjiyotensin dönüştürücü enzim inhibitörleri ve anjiyotensin reseptör blokerlerinin de mortalite ve morbiditeyi azaltıcı etkileri konusunda güçlü kanıtlar vardır. Bununla birlikte, tek ilaçla tedavide sık karşılaşılan bir durum olan hedefe ulaşamama sorunu da çoklu ilaç tadavilerinin yararlarının gösterilmesi ile çözülebilecek gibi görülmektedir.

Hipertansiyonun kalp damar hastalığı sürecindeki yeri:

Yaklaşık 25 yıl önce sözü edilmeye başlanan ve günümüzde yaygın kabul gören kalp damar hastalığının kesintisiz bir süreç olduğu olgusu sistemik arter hipertansiyonunu da içermektedir. Bir başka deyiş ile hipertansiyon ele alınırken, onu kardiyovasküler hastalığın bütünü içinde değerlendirmek gerektiği söylenebilir.

Bir risk faktörü olarak hipertansiyon tek başına değerlendirildiğinde, 115/75 mmHg’nın aşılması ile birlikte riskin artmaya başladığı gözlenmektedir. Bu düzeyin üzerindeki her 20 mmHg’lık sistolik ve her 10 mmHg’lık diyastolik basınç artışı kardiyovasküler hastalıkmriskini 2 kat artırmaktadır(1). On yıl yaşlanma, hipertansiyona diyabetin ya da koroner arter hastalığının da eşlik etmesi de benzer düzeyde kalp damar hastalığı riskini artırmaktadır. Hipertansiyonun bu olumsuz etkisinin evrensel olduğu INTERHEART çalışması ile gösterilmiştir. Avrupanın çeşitli bölgelerini, her 2 Amerika kıtasını, Uzak Doğu ile Güneydoğu Asya’yı ve Okyanusya’yı içeren bu çalışmada, tek başına kan basıncı yüksekliği değerlendirildiğinde, yukarıda sözü edilen bütün bölgelerde miyokard infarktüsü riskini ortalama 2.5 kat artırdığı saptanmıştır(2).

Yukarıda sözü edilenlerden anlaşıldığı gibi, kan basıncının kalp damar hastalığına yol açıcı etkisi eşlik eden durumlarla da sıkı bir ilişki içindedir. TEKHARF çalışmasına göre, cinsiyet ayırımı yapılmaksızın bakıldığında obeziteden sonra en sık rastlanan risk faktörü olan hipertyansiyona, çoğu kez öbür risk faktörleri de eşlik etmektedir(3). Son yıllarda yapılan bir çalışmada, bir risk faktörü olarak hipertansiyonun tek başına bulunduğu olguların tüm hipertansiyonlu olguların beşte birinden daha az olduğu gözlenmiştir. Geri kalan %80’ine ise sırası ile hiperkolesterolemi, obezite ve sigara gibi bir ya da daha fazla risk faktörü eşlik etmektedir. Ne yazık ki sık görülen bu birliktelik selim bir olay değildir. Beş yıl önce yayınlanan bir çalışmada hipertansiyona hiperkolesteroleminin eşlik etmesiyle 10 yıllık koroner arter hastalığı riskinin 1.5 kat, bunlara diyabetin katılmasıyla 3 kattan fazla ve sigaranın eklenmesi ile 5 kat arttığı gösterimiştir. Geçen yıl yayınlanan INTERHEART çalışmasının sonuçları ise daha çarpıcıdır. Tek başlarına bakıldığında miyokard infarktüsü riskini göreli olarak 2-2.5 kat artıran sigara, hipertansiyon ve diyabetin biraraya geldiklerinde bu riski 13 kat artırdıkları bulunmuştur.

Hipertansiyonun olumsuz etkileri engellenebilir mi?

İki yıl önce yayınlanan ve o tarihe kadar yapılan çalışma sonuçlarının değerlendirildiği bir yazıda kan basıncı yüksekliğinin tedavi ile düşürülmesi ile hipertansiyonun yol açtığı yıkıcı sonuçların bir oranda önlenebileceği gösterilmiştir. Sistolodiyastolik hipertansiyonu olan kişilerde, antihipertansif ilaçlar kullandıkları zaman, ölümle sonuçlanan ya da ölüme neden olmayan inme riskinin %40’tan fazla azaldığı gözlenmiştir. Koroner arter hastalıkları açısından değerlendirildiğinde kazanç bu kadar yüksek olmasa bile, antihipertansif tedavinin ölümle sonuçlanan ya da ölüme yol açmayan olaylarda %20’ye yakın azalma sağladığı vurgulanmaktadır. Hipertansiyonun neden olduğu kalp damar hastalıklarına bağlı tüm ölümler değerlendirildiğinde kan basıncını düşürücü tedavi ile % 25 düzeyinde bir azalma elde edildiği görülmektedir. Yaşlılarda sık görülen izole sistolik hipertansiyonun tedavisi ile de benzer sonuçlara ulaşılmaktadır. Serebrovasküler olaylardaki azalma %35 düzeyinde gözlenirken koroner arter hastalılarına bağlı olaylarda bu oran %25’lere ulaşmaktadır(4).

Türk Toplumunda hipertansiyonun sıklığı

Türkiyede hipertansiyon sıklığı konusunda bilgi verecek 3 büyük çalışma vardır. Bunlardan en eski ancak izlem süresi olarak en uzun olanı TEKARF çalışmasıdır(3). Bu çalışmanın 2003 verilerine göre Türkiye’de hipertansiyon prevalansının %33.7 olduğu anlaşılmaktadır. Bu oran bölgelere göre faklılıklar göstermektedir. Güney Anadolu’da %30’un altına inerken Kuzey Anadolu’da %40’ın üzerine çıkmaktadır. Erişkin toplum 10 yıllık yaş dilimleri ile cinsiyete göre değerlendirildiğinde hipertansiyon sıklığının yaşla birlikte artığı ve her yaş diliminde kadınlarda erkeklerden daha sık görüldüğü saptanmıştır (Tablo 1). TEKHARF çalışmasının 10 yıllık izlem süresi içinde görülen bir başka gerçek kan basıncı ortalamalarının giderek arttığıdır. Erkelerde ortalama sistolik basınç 4.4, diyastolik basınç 2.7 mmHg yükselirken kadınlarda bu artışın sırasıyla 6.4 ve 4.2 mmHg olduğu saptanmıştır.

İki yıl önce yapılan ve sonuçları bu yıl sonuna doğru yayınlanacak olan Türkiye Hipertansiyon Prevalns Çalışması (PatenT çalışması) sonuçlarına göre hipertansiyonun yaşa ve cinsiyete göre düzeltilmiş prevalansı %31.8’dir. Sıklık kadınlarda %36.1 ile genelden yüksek, erkelerde ise %27.5 ile düşük bulunmuştur(5).

Türkiye genelinde yapılan ve örneklem büyüklüğü 4261 olan Türk Erişkinlerde Metabolik Sendrom Prevalansı Araştırmasında (METSAR) hipertansiyon sıklığı öncekilerden daha yüksek bulunmuştur. Erişkin toplulukta ortalama %41.7 oranunda görülürken, kırsal kesimde %44.3, kentelrde ise %40.4 oranında bulunmuştur(6).

Türk toplumunda hipertansiyonun kontrolü

Yukarıdaki iki bölümde hipertansiyonun Türk erişkinlerinde sık görüldüğü ve kontrol altına alınırsa yıkıcı etkilerinin bir oranda önlenebileceği vurgulanmıştı. Bu iki kavram birlikte değerlendirildiğinde Türkiye’de durumun hiç de parlak olmadığı görülmektedir. Bunun üç temel nedeni vardır. Birincisi insanların yüksek kan basıncına sahip olduklarını bilmemeleri, ikincisi tedavinin düzgün önerilmemesi ya da uygulanmaması, üçüncüsü de kontrol altında tutulmasının güçlüğü.

PatenT çalışmasına göre örneklemdeki 4910 erişkinin %32.2’si o güne kadar kan basınçlarını ölçtürmemiştiler. Hipertansiyonu bulunan olguların ancak %40.7’si hastalıklarının farkında idiler. İlaç kullanan hipertansiyonlu oranı %31.1 iken, kan basınçları kontrol altında olanların oranı %8.1’de kalmaktaydı. Tek başına ilaç kullanan olgular incelendiğinde kontrol altında tutulma oranı %20.7’ye yükselmekteydi.

TEKHARF çalısmasındaki sonuçlar Türkiye’deki hipertansiyon kontrolü konusuna daha iyimser bakılmasını sağlamaktadır. Kan basıncı yüksek olan olgular içinde kadınların %46,6 erkeklerin ise %38.5 oranında ilaç kullandığı anlaşılmaktadır. Bu çalışmada kontrol altında olan olgu oranı hem erkekler hem de kadınlar için %13 düzeyindedir.

METSAR çalışması sonuçları ise hiç de iç açıcı değildir. Buna göre tedavi ile kontrol altında bulunan olguların oranı %6’dır. METSAR ile ortaya çıkan bir başka sonuç ise diyabetli olgulardaki durumdur. Bilindiği gibi diyabetli olgularda hedeflenen kan basıncı düzeyi 130/80 mmHg’nın altıdır. Bu açıdan bakıldığında kan basıncı konrol altıdaki diyabetli olgu oranı %1 olarak bulunmuştur.

Hipertansiyon kontrolü bakımından Türkiye’de görülen bu karamsar tablo evrensel bir gerçektir. Bu da yukarıda vurgulandığı gibi kan basıncının kontrol altında tutulmasının güçlüğünü kanıtlamaktadır. Amerika Birleşik Devletleri ve Fransa %32-33’lük kontrol oranları ile en iyi konumda bulunurken, Batı Avrupa’da bu oran %15-25 aralığında, İngiltere’de %5.9, Doğu Avrupa’da ise %5-6 düzeylerinde görülmektedir.

Sonuç

Yukarıda verilen oranlar sayıya çevrildiğinde şu anda ülkemizde 15-16 milyon insanın hipertansiyonlu olduğu anlaşılmaktadır. Ancak ne yazık ki bunların yarıdan azı kan basınçlarının yüksek olduğunun farkındadır. İlaç kullananların ve hele de kan basınçlarını kontrol altında tutanların oranı ise %10’nun altındadır. Oysa ki akn basıncı kontrolü ile hipertansiyonun yıkıcı etkilerinden bir oranda kurtulmak olanaklıdır. Akılda tutulması gereken en önemli konulardan biri de hipertansiyonun kardiyovasküler hastalık süreci içnde değerlendirilmesidir. Risk faktörü sayısı artıkça hedeflenecek kan basıncı değeri daha da aşağılara çekilecektir.

Anahtar Kelimeler: hipertansiyon epidemiyolojisi , hipertansiyon kontrolü

Paylaş ve Kaydet



EN ÇOK OKUNANLAR

EN SON EKLENENLER
BRANŞ DOKTORU KİMDİR?
Prof.Dr. Zeki Öngen
Kardioloji

Doğum Yeri Kıbrıs
Doğum Tarihi 1954
Mezun...

+ Devamını okumak için tıklayınız

  Acil
Yrd.Doç.Dr. Ayhan Özşahin
Adli Bilimler
Prof.Dr. Sermet Koç
Aile Hekimliği Ve Check-Up
Uzm.Dr. Cüneyt Özüak
Anatomi
Prof.Dr. Salih Murat Akkın
Anesteziyoloji ve Reanimasyon
Prof.Dr. Ercüment Yentür
Beyin ve Sinir Cerrahisi
Prof.Dr. Mehmet Yaşar Kaynar
Cinsel Sağlık
Prof.Dr. Doğan Şahin
Çevre ve Halk Sağlığı
Uzm.Dr. Murat Fırat
Çocuk Hastalıkları
Prof.Dr. Haluk Çokuğraş
Diş hekimliği
Dt. Celal Yıldırım
Dt. Saba Eryılmaz
Diyabet Ve Metabolizma
Prof.Dr. Temel Yılmaz
Enfeksiyon Hastalıkları
Prof.Dr. Haluk Eraksoy
Farmakoloji
Prof.Dr. Aydın Barlas
Genetik Bilimler
Prof.Dr. Turgut Ulutin
Göğüs Cerrahisi
Prof.Dr. Kamil Kaynak
Göğüs Hastalıkları
Prof.Dr. Gül Öngen
Kadın Hastalıkları ve Doğum
Prof.Dr. M. Cihat Ünlü
Kardioloji
Prof.Dr. Zeki Öngen
Klinik Beslenme
Prof.Dr. Ercüment Yentür
Kulak Burun Boğaz
Prof.Dr. Asım Kaytaz
Prof.Dr. Ferhan Öz
Psikiyatri
Prof.Dr. M. Kemal Arıkan
Sağlık Politikaları
Yrd.Doç.Dr. Haluk Özsarı
Sağlık Tartışma Platformu
Op.Dr. M.Şükrü Güner
Sağlıklı Beslenme Ve Diyet
Doç.Dyt Emel Özer
Seyahat Sağlığı
Prof.Dr. Volkan Korten
Sosyal Psikiyatri
Prof.Dr. Doğan Şahin
Termal Sağlık Ve SPA Wellness
Prof.Dr. M.Zeki Karagülle
Tıbbi Onkoloji
Prof.Dr. Adnan Aydıner
Tıp Hukuku
Prof.Dr. Faik Çelik
Tıp ve Sanat
Prof.Dr. Faik Çelik
Üroloji
Prof.Dr. Emre Akkuş
 

 
 
 
Copyright 2018 Tüm hakkı saklıdır. Designed by: OrBiT
RSS Kayıt Ol e-Bülten Kayıt Giriş Yap
saglikpaneli.com ANA SPONSORLARI
saglikpaneli.com İÇERİK SPONSORLARI


SAĞLIK MERKEZİ KISA YOLLARI
Acil | Kardioloji | Adli Bilimler | Kulak Burun Boğaz | Aile Hekimliği Ve Check-Up | Diyabet Ve Metabolizma | Çocuk Hastalıkları | Farmakoloji | Anatomi | Anesteziyoloji ve Reanimasyon | Çevre ve Halk Sağlığı | Diş hekimliği | Enfeksiyon Hastalıkları | Sağlıklı Beslenme Ve Diyet | Göğüs Cerrahisi | Seyahat Sağlığı | Üroloji | Sağlık Politikaları | Psikiyatri | Göğüs Hastalıkları | Genetik Bilimler | Tıbbi Onkoloji | Diş hekimliği | Sağlık Tartışma Platformu | Diş hekimliği | Klinik Beslenme | Diş hekimliği | Genel Konular | Beyin ve Sinir Cerrahisi | Kadın Hastalıkları ve Doğum | Termal Sağlık Ve SPA Wellness | Diş hekimliği | Tıp Hukuku | Tıp ve Sanat | Cinsel Sağlık | Sosyal Psikiyatri |
SAĞLIK KONULARI
Cinsel Sağlık | Çocuk Psikolojisi | Diyabet | Domuz Gribi | Ergenlik - Adolesan Sağlığı | Erken Boşalma | Fitnes | Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar | Grip ve Soğuk Algınlığı | Güzellik&Estetik | Hamilelik | HIV/AIDS | Hipertansiyon | İlkyardım | İnfertilite/Kısırlık | İnme | Kanser | Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi | Kuş Gribi | Obezite | Sağlık Mevzuatı | Sertleşme Sorunu | Ses Kısıklığı | Sigara | Stres | Tamamlayıcı Tıp |
Sağlık Paneli
Sağlık Paneli Hakkında | Kullanım Koşulları | Gizlilik Sözleşmesi | Yasaklı Ürünler | Ürün Listeleme Kuralları | Üyelik Sözleşmesi | Telif Hakları Hakkında | Güvenli Alışveriş, Satıcı ve Alıcı Sözleşmesi | Güvenli Ticaret ve Ödeme Sisteminin Tanımı | Kişisel Sağlık Profili Yetkilendirme Sözleşmesi | Doktor Üyelik Sözleşmesi | Bize Ulaşın | E-bültenler | Üye Doktorlar | Üye Kurumlar | Doktor Ara | Kurum Ara | Forum | Tartışma Platformu
A - Z
Branşlar A-Z | Slide Show A-Z | Kadın Sorunları A-Z | Erkek Sorunları A-Z | Çocuk Sorunları A-Z | Anketler A-Z | İnteraktif Araçlar A-Z