+ Ana sayfanız yapın! + Favorilerinize ekleyin! Add to Google RSS Kayıt
Ol
e-Bülten Kayıt Giriş Yap
 
 
 
 
Sağlık Paneli Ana Sayfa Yazdır Arkadaşına Gönder
MAKALELER
 
 













MAKALELER: Savaş Sonrası Şiddet Davranışında Artma

İçerik Eklenme Tarihi: 23.03.2010 11:16:08

Yazar
Prof.Dr. Doğan Şahin

Paylaş ve Kaydet

Savaş yol açacağı doğrudan acılar yanında insanlığın geleceğine ilişkin olumsuz gelişmelerin de hazırlayıcısıdır. Yapılan çeşitli araştırmalar göstermiştir ki savaşa katılan toplumlarda, savaştan sonra şiddet ve insan öldürme davranışında ciddi bir artış meydana gelmektedir.  

Savaş yol açacağı doğrudan acılar yanında insanlığın geleceğine ilişkin olumsuz gelişmelerin de hazırlayıcısıdır. Yapılan çeşitli araştırmalar göstermiştir ki savaşa katılan toplumlarda, savaştan sonra şiddet ve insan öldürme davranışında ciddi bir artış meydana gelmektedir.

ABD’de Vietnam savaşı sırasında cinayet ve saldırı olaylarında iki kat artış olmuştur.1963’te cinayet ve katliamlar 4.5(100 000 kişi başına)’tan 9.3’e çıkmıştır.
ABD’de 1963’ten 1973’e 10 yıl içinde ise  cinayet nedeniyle tutuklanma oranı erkeklerde %101, kadınlarda % 59 artmıştır.
 
1900-1970 yılları arasında 110 ulusta ve 44 büyük şehrin savaş ve suç kayıtları incelenmiştir. Savaş sırasında tutulan kayıtların güvenilir olamayacağı düşünüldüğünden savaşa katılan ulusların cinayet ve suç kayıtları savaştan 5 yıl öncesi  ve 5 yıl sonrası olmak üzere 10 yıl kayıtlara alınmamıştır.
 

Bulgular savaşa giren uluslarda savaştan sonra en az %10 artış olurken savaşa girmeyen uluslarda en az % 10 azalma olduğunu göstermiştir.
 

Cinayet ve saldırı faillerinin büyük kısmının genç insanlar olması ve savaşan ulusların savaştan sonra genç nüfuslarını ciddi bir biçimde kaybetmiş olmalarına karşın cinayetlerdeki bu artış, gerçek  oranının aslında daha fazla olduğunu düşündürmektedir.
 

Savaş sonrası cinayetlerde görülen artış, o ulusun savaşta yenilip yenilmemesi, ekonomik çöküntü içinde bulunup bulunmaması, savaşın büyüklüğü gibi faktörlerden bağımsız olarak meydana gelmektedir. Sadece savaşta kaybedilen insan sayısı ile savaş sonrasındaki cinayet artışı arasında paralellik saptanmıştır.

Uluslararası sorunlarını  dayatma, şiddet ve güç kullanma yoluyla çözmeye  alışkın bir devlet olan ABD  giderek bir şiddet toplumuna dönüşmüştür. Badura’nın da söylediği gibi devlet, vatandaşları için örnek alınan bir modeldir. Devletin başka uluslarla problem çözme tarzı, giderek vatandaşları tarafından da benimsenmekte, bireyler de kendi aralarındaki sorunları benzer bir biçimde çözmeye çalışmaktadırlar. Suç oranları en yüksek toplumlardan biri olan ABD’de erkeklerin % 60.3’ünün, kadınların ise % 50.3’ünün yaşamları boyunca en az bir kez TSSB’nin A ölçütünü karşılayan bir travma geçirdikleri saptanmıştır. Bilindiği gibi TSSB A ölçütüne uyan travmalar işkence, tecavüz gibi kişinin fiziksel bütünlüğüne zarar verebilecek ağır travmalardır. Bu araştırmada  erkeklerdeki TSSB’nin en yaygın nedenleri çarpışma, ağır yaralanma ya da ağır yaralanmaya veya ölüme tanıklık etme iken, kadınlardaki en yaygın neden tecavüz ve cinsel taciz olarak bulunmuştur.

Savaşın bireyler arasındaki şiddet davranışlarını artırması sadece öğrenme yoluyla olmaz. Savaş amaca ulaşmak için şiddet kullanımını meşrulaştırır ve insan öldürmenin önemsiz bir şey olduğu fikrini yaygınlaştırır.
 


BÖLÜM - III
İNSANİ DEĞERLERİN AŞINMASI VE İNSANLIĞIN GELECEĞİNE ETKİLERİ

Bu savaşı daha doğrusu saldırıyı diğer savaşlardan ayırt eden önemli özellikler vardır. Bunları şöyle sıralayabiliriz:
1. Açık bir zorbalıktır.
2. Çok büyük ve güçlü bir savaş makinesinin, bunlara karşı teknolojik olarak karşı koyabilecek gücü olmayan çok zayıf kuvvetlere saldırısıdır.
3. İki ulus arasındaki bir çıkar çatışmasından değil, bir ulusun başka bir ulusun mallarını yağmalamak istemesinden kaynaklanmaktadır.
4. Bu yağmadan herhangi bir şekilde pay alacak olanlar hariç hiç kimsenin haklı ya da  en azından mazur göremeyeceği bir zulümdür.
5. İnsanlığa ve insani değerlere küstahça bir meydan okumadır.
6. Yalanlar ve çarpıtmalar üzerine kuruludur.

Dolayısıyla savaşın ve şiddetin yarattığı terör ve korku yanında insanlık değerlerine saldırması nedeniyle de ruhsal yapıyı etkileyecektir. Bu saldırının insani değerleri hedef alması, insani değerleri koruyup koruyamayacağımız konusunda herkesi bir hesaplaşmaya tabi tutmaktadır.  Bu yağma ve zorbalık karşısında insanlığın şimdi alacağı  tutum gelecekte insani değerlerin ne kadar önemli olacağını da belirleyecektir. Bu zorbalık ve yağma karşısında başlıca şu tutumlar alınabilir:

1. Yağmadan pay alabiliriz ya da yağmacılar bize bir ödeme yapar umuduyla yağmacılarla işbirliği yolları aramak ya da işbirliği için pazarlıklar yapmak,
2. Yağmacıların yaratığı terör ve tehditlerden korkup, ses çıkarmamak ya da onları yatıştıracak bazı ödünler vermek,
3. Hem çıkar elde etmek hem de zorbaların tehditlerine maruz kalmamak için bu katliama çeşitli biçimlerde yardımcı olmak,
4. Hiçbir şekilde karışmamaya çalışmak,
5. Açıkça bu katliama karşı çıkmak.

Az sayıda hükümet dışında hemen tüm hükümetler ilk 4 şık arasında bocaladı ve bunlar arasında  tercih yapmaya çalıştı. Hiçbir şekilde karışmamaya çalışanlar dahi bunu yaparken ABD’yi gücendirmemeye çalıştı. Ama açıkça bunun bir zulüm ve zorbalık, bir yağma olduğunu, insanlık dışı olduğunu söyleyen çıkmadı. Dünya barışını korumakla görevli Birleşmiş Milletler ise ABD’nin amacını gerçekleştirmesinde işe yaradığı oranda aktif olabildi. ABD’nin çıkarlarıyla açık bir çatışmadan özenle kaçındı. İnsanlığın yanında yer alamadı.

Hükümetler ve bir kurum olarak devletler, bireylerin bunlar hakkındaki bilinçli düşüncelerinden bağımsız olarak, insan zihninde ana-baba imgelerine karşılık gelir. Devlet insanların zihninde hem  besleyici, bakıcı bir ana hem de koruyucu bir babadır.
 

Ebeveyn imgeleri bu özellikleri yanında süperegomuzun ( yani değerlerimizin, ahlakımızın ve vicdanımızın) şekillendiricileridir. Yani iyi ve kötünün; kabul edilebilir olanın ve olmayanın, meşru ile  gayri meşrunun neler olduğunu gösteren ve öğretenlerdir.  Büyüklerimiz veya yöneticilerimiz, ekonomik çıkarlar elde edebilmek için bir haydutla iş birliği yapmayı seçiyorlarsa, bizlerde ileride benzer bir tercih yapmak durumunda kaldığımızda zalimden yana daha kolay tavır alacağızdır.

Şiddet ve terör, insanların yaşamlarını tehdit eder, insani, ahlaki değerleriyle yaşamı arasında bir tercihe zorlarsa, insanların önemli bir bölümü yaşamda kalmak için insani değerlerinden geçici de olsa vazgeçmeyi tercih edebilir. Ahlaklı olma ve insani değerlere sahip çıkma ya da kişinin kendisine karşı saygısını koruması  özellikle günümüz dünyasında, hayatta kalmaktan daha zayıf bir motivasyon kaynağıdır. İnsanın ahlaki değerlerinden vazgeçmesine yol açabilen tek şey yaşamını yitirme korkusu değildir. Günümüz insanı, aç ve işsiz kalma, dışlanma veya baskı görme korkusu nedeniyle de  insani değerlerinden vaz geçebelir ve  kendini ezen güçlerle işbirliği ve uzlaşmaya girebilir.

Şiddet, terör ya da çıkar kaybı korkusuyla insani değerlerden vazgeçmeyen insan ve toplulukların bulunması, üstelik bunu yüksek sesle söyleyebilmesi ve tehdidi karşılama cesareti göstermeleri, başka insanların da cesaretini artırır ve insani değerleri korumaya sevk eder. Dolayısıyla bu savaşa karşı yükseltilen her ses, her karşı duruş insanlığın geleceği açısından son derece önemlidir.
 

Bugün ülkemiz, açıkça siyasi ve ekonomik çıkarlar ya da endişeler nedeniyle, masum insanların öldürülmesi ve mallarının yağmalanmasına katılıp katılmamak arasında bir ikilemin içine düşmüş görünmektedir. Tereddütsüz reddedilmesi hatta karşı çıkılması gereken bir durum maalesef ekonomik zorluklarımız ve ABD’ye olan bağımlılığımız nedeniyle karar verilmesi güç bir ikilem gibi algılanmaktadır. Bir yanda insanlık dışı bir yağmaya ortak olmak ve öldürülen masum insanların kanlarının ellerimize bulaşması pahasına ekonomik olarak rahatlamak ve belki bazı siyasi çıkarlar elde etmek, diğer yanda insanlığımızı yitirmemek ama ekonomik zorluklarımızla baş başa kalmak hatta dünyanın egemen gücünün husumetini üstümüze çekmek riski.
Aslında sadece bizim halkımız değil bütün dünya halkları kararlarını çoktan verdiler ve daha savaş başlamadan, daha ölen, parçalanan çocuk bedenleri vicdanımızı yaralamadan bu savaşa karşı çıktılar. Onlarca milyon insan ne verilecek rüşvetlere ne yapılan tehditlere aldırmadan insanlıktan yana tavırlarını açıkça sergilediler. Kendilerine yapılmasa bile bu zorbalığı kabul edemeyeceklerini, dünyanın en büyük gücü de yapsa bu zalimliğe boyun eğmeyeceklerini gösterdiler ve  Irak’ta katledilen insanlara ellerini uzattılar. Çünkü biliyorlar ki bu saldırı ABD-İngiltere koalisyonu ile Saddam Diktatörlüğü arasındaki bir savaş değildir. Bu insanlıkla zalimler arasındaki bir mücadeledir.
 

Neden “gerçekçi” olmaya davet ediliyoruz?
 

İnsanlar ve grupların yaşama verdikleri anlamlar ve yaşamdan beklentileri farklılıklar arz eder. Herkes için temel olan şey insanca yaşamak, başkalarına iyi davranmak ve kimsenin hakkına el uzatmadan alnı açık yüzü ak bir yaşam sürmek değildir. Günümüzde bir çok insan için yaşamın temel amacı ve anlamı mümkün olduğu kadar çok kazanmak ve mümkün olduğunca güçlü olabilmektir. Kar ve  güç hırsına kapılmış kişi ve kurumlar insani değerleri hiçe sayabilmektedir. Ülkeleri yöneten iktidarlar ise iktidarlarının devamını sağlamak için parayı ve gücü ellerinde bulunduran bu gruplarla bir şekilde uzlaşmak gereğini hissederler. Ahlaki kaygılardan uzak anlaşmalara gidebilir, uluslarına verecekleri rüşvetle iktidarların sürdürmeye çalışabilirler.  
 

Terör ve şiddet çeşitli yollardan kişiyi boyun eğmeye zorlar. Boyun eğen kişi gene de kendisine karşı saygısı koruması için ya gerçekleri çarpıtmak ya da süperegosunu değiştirmek zorundadır. Korku veya çıkar nedeniyle zalimce davranacak ya da zalimle işbirliğine girecek kişi ve kurumların olup biteni çarpıtması, bu katliamı aslında bir demokrasi mücadelesi ya da özgürlük hareketi gibi sunması bu çabanın bir ürünüdür. Para, petrol ve güç hırsıyla sahip olmak istediği şeylere ulaşmak için çocukları, masum insanları öldürmesi gereken kişi kendi içinde huzurlu olabilmek için hem kendi değerlerini değiştirmek hem de başka insanların değer sistemini bozmak  zorundadır. Bunun için çok geniş bir propaganda sistemi devreye sokulmuştur. Bu amaçla hareket eden ve parayı gücü elinde bulunduranlar, olanakları  sayesinde insani değerleri zayıf kimseleri kolaylıkla satın alır ve kendi amaçları için kullanırlar. Medya bugün büyük oranda bu amaçla satın alınmış görünmektedir.
Sonuçta gerçeklerin çarpıtılması ve insani değerlerin rafa kaldırılması toplumsal düzeyde etkili hale geldiğinde insanlığın geleceği de karartılmış olacaktır. Bu nedenle de gerçekleri söyleyen ve insani değerlere sahip çıkan az sayıdaki basın kuruluşu çok önemli bir işlev yerine getirmektedir.
 

Şiddet ve terör niçin ve nasıl boyun eğdirir?
 

Saldırganın savaşa başvurmasının temel amacı istemlerinin zorla kabul edilmesini sağlamak amacıyla bu isteklerine boyun eğmeyen güçleri sindirmektir. ABD tüm dünyayı kendi egemenliği altına almak istemektedir. ABD’nin Irak’a saldırısı, sadece Irak petrollerini ele geçirmek ve bölgeye yerleşerek tam bir kontrol sağlamak amacına yönelik değildir, ABD aynı zamanda tüm dünyaya kendi istemlerine boyun eğmedikleri zaman neler yapabileceğini de göstermek amacını gütmektedir. Bu  saldırı olası tüm muhalefete de göz dağı vermek ve terörize etmek amacını gütmektedir. Dolayısıyla saldırıya doğrudan hedef olmayan tüm ülkeleri de en azından tarafsız hale getirmek ama mümkünse kendi tarafına çekmeyi hedeflemektedir.
Dolayısıyla travmaya uğrayan sadece üzerine bombalar yağdırılan ulusların insanları değil aynı zamanda üzerine bomba yağdırılabileceği ya da başka yollarla zarara uğratılabileceği tehdidi hissettirilen tüm insanlıktır. 
Savaş ortamındaki terör ve ölüm tehdidi öngörülemez ve kaçınılamaz bir travmadır. Bombaların nereye düşeceğini, kurşunların nereder geçeceğini ve ölümün sizi ne zaman bulacağını bilemezsiniz. Kişinin güvenliğini sağlamak için yapabileceği şeyler ve uzaklaşabileceği yerler güvenliğini sağlamakta yetersiz kalacaktır. Kaçışın olmayışı kişiyi sonunda "öğrenilmiş çaresizliğe" götürür. Çaresizlik duyguları da keder ve elem duygularının gelişmesine, ümitsizliğe yol açar. Ancak insani dayanışma bu ümitsizliği yenebilir.
Bu tehdide boyun eğmek ya da tehdidi savuşturmak için saldırganla uzlaşmaya  hele onunla işbirliği yapmaya çalışmak bizleri insanlıktan ve insani değerlerden uzaklaştıracağı gibi, yetişmekte olan kuşağa ve gelecek nesillerin de insani değerlerden uzaklaşmasına ve başka insanların canı pahasına da olsa en ilkel çıkarlarını korumaya yönlendirecektir.
 

Anahtar Kelimeler: savaş , psikoloji , şiddet , terör , saldırganlık , yağma , cinayet , saldırı failleri

Paylaş ve Kaydet



EN ÇOK OKUNANLAR

EN SON EKLENENLER
  Acil
Yrd.Doç.Dr. Ayhan Özşahin
Adli Bilimler
Prof.Dr. Sermet Koç
Aile Hekimliği Ve Check-Up
Uzm.Dr. Cüneyt Özüak
Anatomi
Prof.Dr. Salih Murat Akkın
Anesteziyoloji ve Reanimasyon
Prof.Dr. Ercüment Yentür
Beyin ve Sinir Cerrahisi
Prof.Dr. Mehmet Yaşar Kaynar
Cinsel Sağlık
Prof.Dr. Doğan Şahin
Çevre ve Halk Sağlığı
Uzm.Dr. Murat Fırat
Çocuk Hastalıkları
Prof.Dr. Haluk Çokuğraş
Diş hekimliği
Dt. Celal Yıldırım
Dt. Saba Eryılmaz
Diyabet Ve Metabolizma
Prof.Dr. Temel Yılmaz
Enfeksiyon Hastalıkları
Prof.Dr. Haluk Eraksoy
Farmakoloji
Prof.Dr. Aydın Barlas
Genetik Bilimler
Prof.Dr. Turgut Ulutin
Göğüs Cerrahisi
Prof.Dr. Kamil Kaynak
Göğüs Hastalıkları
Prof.Dr. Gül Öngen
Kadın Hastalıkları ve Doğum
Prof.Dr. M. Cihat Ünlü
Kardioloji
Prof.Dr. Zeki Öngen
Klinik Beslenme
Prof.Dr. Ercüment Yentür
Kulak Burun Boğaz
Prof.Dr. Asım Kaytaz
Prof.Dr. Ferhan Öz
Psikiyatri
Prof.Dr. M. Kemal Arıkan
Sağlık Politikaları
Yrd.Doç.Dr. Haluk Özsarı
Sağlık Tartışma Platformu
Op.Dr. M.Şükrü Güner
Sağlıklı Beslenme Ve Diyet
Doç.Dyt Emel Özer
Seyahat Sağlığı
Prof.Dr. Volkan Korten
Sosyal Psikiyatri
Prof.Dr. Doğan Şahin
Termal Sağlık Ve SPA Wellness
Prof.Dr. M.Zeki Karagülle
Tıbbi Onkoloji
Prof.Dr. Adnan Aydıner
Tıp Hukuku
Prof.Dr. Faik Çelik
Tıp ve Sanat
Prof.Dr. Faik Çelik
Üroloji
Prof.Dr. Emre Akkuş
 

 
 
 
Copyright 2018 Tüm hakkı saklıdır. Designed by: OrBiT
RSS Kayıt Ol e-Bülten Kayıt Giriş Yap
saglikpaneli.com ANA SPONSORLARI
saglikpaneli.com İÇERİK SPONSORLARI


SAĞLIK MERKEZİ KISA YOLLARI
Acil | Kardioloji | Adli Bilimler | Kulak Burun Boğaz | Aile Hekimliği Ve Check-Up | Diyabet Ve Metabolizma | Çocuk Hastalıkları | Farmakoloji | Anatomi | Anesteziyoloji ve Reanimasyon | Çevre ve Halk Sağlığı | Diş hekimliği | Enfeksiyon Hastalıkları | Sağlıklı Beslenme Ve Diyet | Göğüs Cerrahisi | Seyahat Sağlığı | Üroloji | Sağlık Politikaları | Psikiyatri | Göğüs Hastalıkları | Genetik Bilimler | Tıbbi Onkoloji | Diş hekimliği | Sağlık Tartışma Platformu | Diş hekimliği | Klinik Beslenme | Diş hekimliği | Genel Konular | Beyin ve Sinir Cerrahisi | Kadın Hastalıkları ve Doğum | Termal Sağlık Ve SPA Wellness | Diş hekimliği | Tıp Hukuku | Tıp ve Sanat | Cinsel Sağlık | Sosyal Psikiyatri |
SAĞLIK KONULARI
Cinsel Sağlık | Çocuk Psikolojisi | Diyabet | Domuz Gribi | Ergenlik - Adolesan Sağlığı | Erken Boşalma | Fitnes | Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar | Grip ve Soğuk Algınlığı | Güzellik&Estetik | Hamilelik | HIV/AIDS | Hipertansiyon | İlkyardım | İnfertilite/Kısırlık | İnme | Kanser | Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi | Kuş Gribi | Obezite | Sağlık Mevzuatı | Sertleşme Sorunu | Ses Kısıklığı | Sigara | Stres | Tamamlayıcı Tıp |
Sağlık Paneli
Sağlık Paneli Hakkında | Kullanım Koşulları | Gizlilik Sözleşmesi | Yasaklı Ürünler | Ürün Listeleme Kuralları | Üyelik Sözleşmesi | Telif Hakları Hakkında | Güvenli Alışveriş, Satıcı ve Alıcı Sözleşmesi | Güvenli Ticaret ve Ödeme Sisteminin Tanımı | Kişisel Sağlık Profili Yetkilendirme Sözleşmesi | Doktor Üyelik Sözleşmesi | Bize Ulaşın | E-bültenler | Üye Doktorlar | Üye Kurumlar | Doktor Ara | Kurum Ara | Forum | Tartışma Platformu
A - Z
Branşlar A-Z | Slide Show A-Z | Kadın Sorunları A-Z | Erkek Sorunları A-Z | Çocuk Sorunları A-Z | Anketler A-Z | İnteraktif Araçlar A-Z