+ Ana sayfanız yapın! + Favorilerinize ekleyin! Add to Google RSS Kayıt
Ol
e-Bülten Kayıt Giriş Yap
 
 
 
 
Sağlık Paneli Ana Sayfa Yazdır Arkadaşına Gönder
Sağlık Politikaları / MAKALELER Yrd.Doç.Dr. Haluk Özsarı
 
 
ALT BAŞLIKLAR
Listelenen içerikleri, belli bir alt başlıkta/alt branşta filtrelemek için, aşağıdaki listeden seçim yapabilirsiniz.

+ Tüm Alt Başlıklar + Genel Konular + Kitap Bölümleri + Tüzük + Yasa Tasarıları + Yasalar + Yönetmelikler








MAKALELER: Sosyal Güvenlik ve Sağlık Reformu

İçerik Eklenme Tarihi: 12.05.2009

Yazar
Yrd.Doç.Dr. Haluk Özsarı

Paylaş ve Kaydet

Mart 2005’de bir Dergi’de yayınlanan makalemde, yaklaşık on yıl önce ülkemizde yapılan “Sosyal Güvenlik ve Sağlık Reformu” konulu bir panelde, Dünya Bankası Kıdemli Sağlık Ekonomisti Mr.Alex Preker’ın, dünya deneyimlerinden derleyerek oluşturduğu tebliğinden alıntı yaparak, “İyi Bir Reformu Engellemenin 10 Akıllı Yolu” nu anlatmıştım

SORU
Anayasa Mahkemesi’nin bazı maddelerini iptal etmesi sizce GSS’yi nasıl etkiler?
CEVAP
Mart 2005’de bir Dergi’de yayınlanan makalemde, yaklaşık on yıl önce ülkemizde yapılan “Sosyal Güvenlik ve Sağlık Reformu” konulu bir panelde, Dünya Bankası Kıdemli Sağlık Ekonomisti Mr.Alex Preker’ın, dünya deneyimlerinden derleyerek oluşturduğu tebliğinden alıntı yaparak, “İyi Bir Reformu Engellemenin 10 Akıllı Yolu” nu anlatmıştım. Bunlar;
1. ÖNÜMÜZDEKİ SEÇİME KADAR ERTELEME,
2. SENDİKACILARIN HOŞLANMAYACAĞINI SÖYLEME,
3. FİKİR BİRLİĞİ SAĞLANANA KADAR BEKLEME,
4. YÜRÜMEYECEKMİŞ GİBİ DAVRANMA,
5. REFORM YAPANLARA SALDIRMA,
6. TARTIŞMAK ÜZERE KOMİSYONLARA SUNMA,
7. PAHALIYA MAL OLACAĞINI SÖYLEME,
8. DESTEKLİYORMUŞ GİBİ DAVRANMA,
9. PİLOT ÇALIŞMA BAŞLATMA,
10. DUYARSIZ KALMA.
şeklinde sıralanıyordu. Aslında, Mr.Preker’ın tebliğinde ortaya koyduğu bu başlıkları, “Yapılmaması Gerekenler” olarak düzenlemek, belki de, ülkemizin üç dekadı aşan Genel Sağlık Sigortası beklentisini daha da doğru ortaya koyabilecektir.

Biliyorsunuz Yasa, Sayın Cumhurbaşkanı ve 118 Milletvekili imzasıyla çeşitli maddelerinin iptali istemiyle, Anayasa Mahkemesi’ne götürülmüştü. Yasanın yürürlük tarihine 2 hafta kala, Anayasa Mahkemesi, 15 Aralık 2006 günü açıklanan 23 madde ve 32 fıkrasını iptal etti. Geçtiğimiz hafta da Yasa’nın yürürlüğü ! Temmuz 2007’ye ertelendi.

Peki, şimdi ne olacak? Öncelikle şu sorunun cevabı verilmeli. Ülkemizin genel olarak sosyal güvenlik ama özel olarak da sağlık reformuna ihtiyacı var mı, yok mu? Cevap, bu ülkede yaşayanların büyük bir çoğunluğunun evet dediği bir cevap. O zaman hangi yöntemle ve nasıl bir sosyal güvenlik ve sağlık reformu yapmalıyız ki, hem bu ihtiyacımıza cevap versin, hem de sürdürülebilir olsun.

Sağlık alanında reform ihtiyacı var mı? Bir bakalım. OECD’nin Temmuz 2006 verilerine göre: GSMH içinde sağlık harcamaları payı, OECD ülkelerinde ortalama olarak yüzde 8.9, ülkemizde yüzde 7.7. Yine aynı kaynağa göre, satınalmagücü paritesine göre kişi başı sağlık harcaması, OECD ülkelerinde ortalama 2.550 Amerikan Doları, ülkemizde 580 Amerikan Doları. 1960-2002 yılları arasında, OECD ülkelerinde toplam sağlık harcamalarının GSMH’ya göre değişimi, 32 yılda ortalama 3 kat artışmış, Türkiye 1992-2004 yılları arasında 3 kat artmışı bulmuştur. Burada dikkati çeken konu, sağlık harcamalarımızın artışı değil, öngörülebilir, yönetilebilir olmamasıdır. Ancak, sağlık harcamalarındaki bu değişim, ekonomik gelişmişlik düzeyimizle de çelişen bir şekilde, sağlık göstergelerimize yansıyamamıştır. Çünkü, OECD ülkeleriyle karşılaştırıldığımızda;

  • en az 10 yıl daha az yaşamaktayız,
  • bir yaşını doldurmadan ölen bebeklerimiz en az 6 kat, gebeliğe bağlı nedenlerden ana ölümümüz, en az 8 kat daha fazla,
  • Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) 2005 İnsani Kalkınma İndeksi’nde, sadece son oniki yılda, 22 sıra aşağıya düşerek, 174 ülke arasında doksanaltıncıyız ve
  • Kişilerin doğruda ceplerinden yaptığı sağlık harcamalarında da yaklaşık %30’larla OECD ülkeleri arasında birincisiyiz.

Demek ki, sağlık alanında, hem ülkemizin sağlık göstergeleri hem de sağlık finansmanının sürdürülebilirliği açısından bakıldığında, bir reform yapılmasına ihtiyaç var. Ancak, bu gün olduğu gibi, sadece hizmetin finansmanını reforma tabi tutmak eksik bir bakıştır. Çünkü sağlık reformu bir bütündür; hizmetin sunumu ile yönetim ve denetimini de içermelidir. Bunları yeniden düzenlemeden, özellikle birinci basamak sağlık hizmetleri ile kamu hastanelerinin yapı ve işleyişini değiştirmeden böyle bir sisteme gidildiğinde, hem ülkemiz insanlarının sağlık statülerine hem de sağlık harcamalarına beklenen ve hedeflenen katkı sağlanamayacaktır.

İşte tam bu noktada, Anayasa Mahkememizin Kararı’nı da dikkate alarak, sağlık hizmetlerinde bütüsel bir reform yapma fırsatını yeniden değerlendirmeli, bu güne kadar gerek Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımız ve gerekse Sağlık Bakanlığımızın yaptığı hazırlıkların hızla tamamlanmasını sağlayarak, en geç altı ay içinde gerekli revizyonları yapmamız gerekir. Anayasa Mahkemimizin, kamu çalışanları için genel anlamda ortaya koyduğu itirazlardan ayrı olarak, Genel Sağlık Sigortası’nda iptal ettiği dolayısıyla yeniden düzenlenmesi gereken sadece iki konu bulunmaktadır. Bunlardan birincisi kolaylıkla yeniden düzenlenebilecek olan, katkı paylarının düzenleme yetkisini Sosyal Güvenlik Kurumu’ndan Bakanlar Kurulu’na vermektir. Diğeri de, 18-45 yaş grubunda kamu çalışanlarının diş protezlerini ödenir hale getirmektir. Bu bakışla değerlendirildiğinde, bir yandan sağlık hizmetlerinin sunum, yönetim ve denetimine ilişkin düzenlemeler tamamlanırken, diğer yandan iptal edilen hükümlere yönelik düzenlemeler tamamlanmalıdır.

Hiçbir zaman unutulmamalıdır ki, sosyal alanlarda reform yapmak sadece ülkemizin ihtiyacı değildir, ve de ayrıca bir defada, bugünden yarına yapılacak kadar kolay da değildir. Bütün dünya ülkelerinin deneyimleri de bunu göstermektedir. 1880’li yıllardan bu yana sağlık sigortacılığının uygulandığı ve modele “Bismark Modeli” olarak adını veren Almanya’da 2007-2011 yıllarını içeren bir reform programı uygulanmaktadır, keza Fransa’da hizmet sunumu ile ilgili reform dört yıla yayılmış bir şekilde başlatılmıştır.

Öte yandan, bu tip reformlarda; hizmeti finanse edenlerin, sunanların ve kullananların “tümüyle uzlaşması”nı beklemek hiç de kolay değildir. Ama sağlık alanında unutulmaması gereken bir başka gerçek daha vardır, o da bir yandan demografik yapımız, vatandaşlarımızın sağlık bilgisi ve dolayısıyla sağlık hizmetlerinden beklentileri artarken, diğer yandan sağlık hizmetleri maliyetleri hızla yükselmektedir. Yani, yükselen sağlık hizmeti maliyetleri ile hizmeti kullananların artan beklentileri; her ülkeyi kendi kaynakları ve öncelikleri doğrultusunda sistemlerini gözden geçirmeye zorlamaktadır. Amaç, ülkemizdeki sağlık hizmetlerinin kalitesini yükselterek tüm vatandaşlarımızın ulaşabileceği, kapsamlı, sürekli bir hale getirmek olduğuna göre; sistem bütünlüğü içinde bakarak, bugünden yarına değil ama, bir plan çerçevesinde, fotoğrafın karelerini tek tek düzenlerken resmin tamamını da düşünmek gerekir.


SORU
SGK Kanunu nasıl değerlendiriyorsunuz,açık tarafları uygulama sorunları neler olabilir?
GSS’nin doğru yapılanması için neler yapılmalı?
CEVAP

Dilerseniz öncelikle ülkemizde neredeyse son 40 yıldır yaşanan GSS hikayesi ile başlayalım, sonra neler getirdiğine bir bakalım sonra da değerlendirmelerimize girelim:
GSS hikayesi aslında, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetlerinin yarısının siyasi hedefi olmuş bir hikaye. Gerçekten de, GSS’yi gündeme ilk getiren Hükümet 30. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, bu gün işbaşında olan Hükümet ise 59. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti. 30. Hükümet 1967 yılında gündeme getirmiş GSS’yi, Kanun’da belirtildiği gibi 2007’de uygulanmaya başlanırsa demek ki 40 yıldır gündemde.

Sadece ana başlıkları ile bu 40 yıllık sürece bakılırsa, şu kritik alt başlıklara değinmek gerekir:
1. Genel Sağlık Sigortası hazırlıkları ilk olarak, 1967 yılındaki Hükümet tarafından başlamış olmasına rağmen, 1989 yılındaki SAĞ-KUR adıyla bilinen çalışmalar ile aynı yıllarda Sağlık Reformu stratejilerinin ana çerçevesinin belirlendiği Sağlık Bakanlığı ve Devlet Planlama Teşkilatı tarafından yürütülen Sağlık Sektörü Master Plan Etüt Çalışması, konunun sistem bütünlüğü ile ele alındığı ilk hazırlıklar olmuştur.
2. 1992 ve 1993 yıllarında, bu çalışmalar, ilgili kurumlar, sektörler, üniversiteler, meslek kuruluşlarından katılımcının tartıştıkları birer platform olan, Birinci ve İkinci Ulusal Sağlık Kongreleri’nde paylaşılmıştır. Sağlık Reformları Kanun Tasarı Taslakları hazırlanmış, Sağlık Bakanlığı tarafından sektörde ilk defa yapılan sağlık hizmetleri kullanım, maliyet, sağlık personeli tutum gibi araştırmaları sonuçlanarak, 1995-1996 yıllarında Hazine Müsteşarlığı koordinatörlüğünde yürütülen, sosyal güvenlik ve sağlık alanında yapılacak yapısal değişikliklerin harmonizasyonu sağlamaya yönelik “Yapısal Uyum Programı”yla Sağlık Reformu bağlantısı gerçekleştirilmiştir. O günlerde hazırlanan “Yapısal Uyum Programı” şu 5 ana başlığı içermekteydi;
SOSYAL GÜVENLİK REFORMU
Emeklilik Planlarının Sağlık Planlarından Ayrılması
Emeklilik ve Sağlık Güvencesi Sistemlerinin Nüfusun tamamını kapsaması
Sağlık Finansmanının yönetiminde kamu ağırlıklı kontrol(Genel Sağlık Sigortası)
VERGİ REFORMU
Ortak/Uniform Prim Toplama Sistemi
Ortak/Uniform Veri Tabanı / Tek Tanımlayıcı Numara Sistemi
KAMU YÖNETİMİ REFORMU
Yerinden Yönetim
KAMU FİNANSMANI REFORMU
ÖZELLEŞTİRME

 

3. Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planı Temel Yapısal Değişim Projeleri içinde yeralan Sağlık Reformu, Yasa Tasarı Taslaklarının teknik olgunlaşması amacıyla, Adalet-Maliye-Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlıkları ile Devlet Planlama Teşkilatı ve Hazine Müsteşarlıkları ve Sosyal Sigortalar Kurumu Genel Müdürlüğü yetkilileriyle ortak çalışılarak teknik anlamda fikir birliğine varılmış ve mutabakat metinleri imza altına alınmıştır. Bu kapsamda, “Hastane ve Sağlık İşletmeleri Temel Kanun Tasarı Taslağı” ile “Sağlık Finansmanı Kurumu Kuruluş ve İşleyiş Kanunu Tasarı Taslağı” 1995 yılında Bakanlar Kurulu’na sunulmuştur. Bakanlar Kurulu tarafından benimsenen bu taslaklar, yaşanan bu 38 yıllık sürecin, Genel Sağlık Sigortası ile ilgili olarak “Kanun Tasarısı” şeklinde TBMM’ne sunulabilen ilk örneğidir.
4. 1997 yılında; Genel Sağlık Sigortası, Bakanlıklararası teknik mutabakat sonucu olarak, “Kişisel Sağlık Sigortası Sistemi ve Sağlık Sigortası İdaresi Başkanlığı Kuruluş ve İşleyiş Kanunu Tasarı Taslağı” adı altında, Bakanlar Kurulu’nca “Kanun Tasarısı” olarak, TBMM’ne 1998 yılında sunulmuştur.
5. 2000 yılında, Genel Sağlık Sigortası ile ilgili olarak, “Sağlık Sandığı” adı altında tanımlanan bir kanun tasarı taslağı Bakanlıkların görüşüne gönderilmiştir.
6. 2002 yılında yapılan genel seçimlerden sonra hazırlanan “Acil Eylem Planı”; tüm nüfusu kapsayan bir sosyal güvenlik sisteminin kurulacağını ve Devlet’in tüm vatandaşlarına temel sağlık hizmetlerini sunmakla sorumlu olduğunu ifade etmektedir. Acil Eylem Planı’nın uygulanmasının bir parçası olarak Sağlık Bakanlığı tarafından da Sağlıkta Dönüşüm Projesi başlatılmıştır. “Sağlıkta Dönüşüm Programı”nda, sadece sağlık sigortacılığı ile ilgili olarak hangi temel prensipler var denilirse bile şu üç temel prensibi görmek mümkündür:

  • Tüm vatandaşları kapsayacak bir genel sağlık sigortası sistemi kurulması,
  • Sosyal Sigortalar Kurumu, Emekli Sandığı ve Bağ-Kur dahil olmak üzere kamu ve sosyal güvenlik sigorta programlarının aktüeryal yapılarınının ve mali durumlarınının güçlendirilmesi,
  • Özel sağlık ve hayat sigortası şirketleri için teşvikler sağlanması,

Görüleceği üzere, ülkemizde, bu güne kadar; SAĞ-KUR, GENEL SAĞLIK SİGORTASI, SAĞLIK FİNANSMAN KURUMU, KİŞİSEL SAĞLIK SİGORTASI, SAĞLIK SANDIĞI değişik isimlerle anılan “Genel Sağlık Sigortası”, 31 Mayıs 2006 tarihinde 5510 sayılı “SOSYAL SİGORTALAR VE GENEL SAĞLIK SİGORTASI KANUNU” olarak, 1 Ocak 2007 tarihinden uygulanmak üzere, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylanmış bulunmaktadır. Son kırk yıla yaklaşan dönemde, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetlerinin, Devlet Planlama Teşkilatı Beş Yıllık Kalkınma Planları’nın, siyasi partilerin seçim bildirgelerinin, Hükümet Programları’nın ve TBMM’nin Gündemi’nde hep yeralmış ve dolayısıyla teknik-akademik-siyasi platformlarda tartışılmıştır. 2003-2004 yıllarında, Emeklilik ve Sağlık Sigortacılığı iki ayrı yasa tasarı taslağı olarak düzenlenmişken, 2004-2005 yıllarında birleştirilerek bu gün kanunlaşmış olan tek tasarı haline getirilmiş ve “Sosyal Güvenlik Reformu”nun üç bileşeninden ikisi, yani Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu ve 5489 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nu birer hafta arayla TBMM’de yasalaşmış bulunmaktadır.

GSS neler getiriyor?

İsterseniz kabaca bir özetleyelim;

  • Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu, sağlık alanında ssoyal sağlık sigortacılığı getiriyor, sisteme girme isteğe bağlı değil, Türkiye’de yerleşik herkes için zorunlu.
  • Sisteme giriş için, % 7.5 işveren + % 5 işçiden olmak üzere toplam % 12.5 prim ödeme koşulu var. Bildiğiniz gibi, halen sadece SSK ve Bağ Kur mensubu olanlar prim öder, GSS ile bu gün sağlık için prim ödemeyen Emekli Sandığı kapsamındakiler ve Devlet Memurları da SSK ve Bağ-Kur’lular gibi aynı miktarda prim ödeyecekler, bu gün yeşil kart diye bilinen prim ödemeye gücü olmayanlar ise Sosyal Güvenlik Reformu’nun üçüncü bacağı olan ve henüz kanunlaşmayan Sosyal Yardımlar ve Primsiz Ödemeler Yasa Tasarısı kapsamında Devlet tarafından desteklenecektir.
  • Kanun’da, “Finansmanı sağlanan sağlık hizmetleri ve süresi” ile; “Genel Sağlık Sigortalısının ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin sağlıklı kalmalarını, hastalanmaları halinde sağlıklarını kazanmalarını, iş kazası ile meslek hastalığı, hastalık ve analık sonucu tıbben gerekli görülen sağlık hizmetlerinin karşılanmasını, iş göremezlik hallerinin ortadan kaldırılmasını veya azaltılmasını temin etmek amacıyla Kurumca finansmanı sağlanacak sağlık hizmetleri” olarak belirtilmektedir. 
  • Genel Sağlık Sigortası kapsamında; kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri, hastalanma halinde ayakta veya yatarak tedavide gereken klinik muayeneler, laboratuar tetkik ve tahlilleri ile diğer tanı yöntemleri, konulan teşhise dayalı olarak yapılacak tıbbî müdahale ve tedaviler, hasta takibi ve rehabilitasyon hizmetleri, organ, doku ve kök hücre nakline yönelik sağlık hizmetleri, acil sağlık hizmetleri, analık sebebiyle ayakta veya yatarak hekim tarafından yapılacak muayene, hekimin göreceği lüzum üzerine teşhis için gereken klinik muayeneler, laboratuar tetkik ve tahlilleri ile diğer tanı yöntemleri, konulan teşhise dayalı olarak yapılacak tıbbî müdahale ve tedaviler, kişilerin hastalanmaları halinde ayakta veya yatarak ağız ve diş muayenesi, diş hekiminin göreceği lüzum üzerine ağız ve diş hastalıklarının teşhisi için gereken klinik muayeneler, laboratuar tetkik ve tahlilleri ile diğer tanı yöntemleri, konulan teşhise dayalı olarak yapılacak tıbbî müdahale ve tedaviler, konservatif diş tedavisi ve kanal tedavisi gibi sağlık hizmetlerinin verilmesi öngörülmektedir.
  • Hatta, yasanın hazırlayıcıları tarafından öngörülmeyen ama TBMM Komisyonlarında eklenen “tüp bebek” yöntemi bile Genel Sağlık Sigortalılara verilecektir.
  • Ayrıca, sağlanacak sağlık hizmetleriyle ilgili teşhis ve tedavileri için gerekli olabilecek kan ve kan ürünleri, kemik iliği, aşı, ilaç, ortez, protez, tıbbî araç ve gereç, kişi kullanımına mahsus tıbbî cihaz, tıbbî sarf, iyileştirici nitelikteki tıbbî sarf malzemelerinin sağlanması, takılması, garanti süresi sonrası bakımı, onarılması ve yenilenmesi hizmetleri de öngörülen kapsamdadır.
  • Genel Sağlık Sigortası’nda kapsanmayan sağlık hizmetleri ise, estetik amaçlı yapılan her türlü sağlık hizmeti ile Sağlık Bakanlığınca tıbben sağlık hizmeti olduğu kabul edilmeyen sağlık hizmetleri olarak belirtilmiştir.
  • Genel Sağlık Sigortası’nın sunduğu sağlık hizmetlerinde alınacak katılım payları; ayakta tedavide hekim ve diş hekimi muayenesi, ortez/protez/iyileştirme araç ve gereçleri ile ayakta tedavide sağlanan ilaçlar olarak belirtilmektedir. Katılım payı, ayakta tedavide hekim ve diş hekimi muayenesi için 2 YTL olacak ve Vergi Usul Kanunu uyarınca belirlenen yeniden değerleme oranı kadar her yıl arttırılacaktır. Ortez-protez-iyileştirme araç ve gereçleri ve ayakta tedavide sağlanan ilaçlar için % 10-% 20 oranları arasında olmak üzere Kurumca belirlenecek anacak ortez-protez-iyileştirme araç ve gereçlerinde katılım payının tutarı, sağlık hizmetinin alındığı tarihteki asgari ücretin % 75’ini geçemeyecektir. Katılım payları, sevk zincirine uymadan, diğer basamaktaki sağlık hizmet sunucularına doğrudan başvuru halinde % 50 oranında arttırılacaktır.
  • Hizmet sunucu kurumlarla iki ayrı yapıda çalışabileceği öngörülmektedir: Genel Sağlık Sigortası ile sözleşme imzalayanlar ve imzalamayanlar. “Genel Sağlık Sigortası ile sözleşme imzalamak” demek, belirlediği fiyatlarla ve her türlü sağlık hizmet sunucusu için geçerli olan fiyat anlaşmaları anlamına gelmektedir. Sözleşmesiz olanlar ise, Genel Sağlık Sigortası’nın fiyatlarını kabul etmeyip kendi cari fiyatları üzerinden hizmet satmak isteyenler olacaktır. 
  • Buna göre; Genel Sağlık Sigortası, sözleşme imzaladığı hizmet sunucu kurumlara, otelcilik ve öğretim üyesine tedavi olmayı tercih etmek hariç fiyat farkı vermeyecektir, bu durumda vereceği fiyat farkı da en fazla 2 katına kadar olabilecektir. Bunun aksine davranılması halinde, fark talep eden hizmet sunucu kurumun sözleşmesi bir yıl süreyle feshedilecektir. Sözleşmesiz hizmet sunuculara, sevkli gidilmesi durumunda, sözleşmeliler için belirlenen fiyatın yüzde yetmişi, sevksiz gidilirse de yarısı ödenecektir. Sözleşmesiz kurumlara gidilmesi durumunda doğacak farklarla, sözleşmeli kurumlardan hizmet alınsa bile ortaya çıkabilecek otelcilik/öğretim üyesi farkları kişilerin kendine ödenecektir.
  • Genel Sağlık Sigortası ile ilgili sağlık hizmetlerinin ödenecek bedellerini “Sağlık Hizmetleri Fiyatlandırma Komisyonu” belirleyecektir. Bu Komisyon; Maliye-Sağlık Bakanlıkları ile Devlet Planlama Teşkilatı ve Hazine Müsteşarlıkları ve Kurumu temsilen toplam beş üyeden oluşmaktadır.

Şimdi gelelim, madde madde değil ama ilke bazında, değerlendirmelerime;

  • Herşeyden önce GSS, kamusal bir sigorta yani sosyal sigortacılık da olsa, sigortacılık ilkelerine uygun çalışmalıdır. Bunun da ilk şartı sürdürülebilir bir aktüerta hesabına sahip olmasıdır. Bu boyutta bir teminat paketi ile sistemin aktüeryası sürdürülemeyecek ve sistem açık verecektir. Açık verdiğinde ise Devlet subvansiyonu gerekecektir. Ödeme gücü olmayanlar için tabii ki kamusal destek şarttır. Çünkü sağlık hizmeti sosyal bir hizmettir ve Anayasamız’da da yerini bulan “Sosyal Devlet”in sorumluluğudur. Ama, getirilen sistemin sürdürülebilirliği de önemlidir. Hiçbir sosyal sigorta sistemi, tüm sağlık risklerini karşılama iddiası ve amacında olamaz. Asıl olan; sistemin hakkaniyetli işlemesi ve dolayısıyla, prim ödeme gücü olanların Devlet tarafından haksız yere subvansiyonunun önlenmesidir, yani kamu açıklarının sosyal devletin sorumluluğunu aşan ve hatta istismar eden bir biçimde artmasının önüne geçilmesidir.
  • Ülkemizin bu yıl sonu itibarıyla 30 milyar doları bulacağı öngörülen cari açığına, giderek yönetimi zorlaşan iç ve dış borç yüküne ve de sosyal güvenliğin giderek büyüyen özellikle sağlık alanındaki açıklarına rağmen, böyle bir sistemin sürdürülemezliği ve kontrol edilemez maliyet artışları şimdiden görülmelidir.
  • Hizmet maliyetlerinin gerçeğe uygun bir biçimde fiyatlandırılmadığı, kamusal subvansiyonu alanlarla almayanlara aynı politikanın sürdürüldüğü, yani haksız rekabetin ortadan kaldırılamadığı bir ortamda, GSS bir monopol olabilecektir ve bu monopol sadece hizmetin finansmanında değil aynı zamanda sunumunda da haksız bir gücü eline geçirmiş hale gelebilecektir.
  • Sonuç olarak, ister kamu eliyle sosyal sağlık sigortacılığı yapılsın, yani prim bazlı finansman olsun, ister hiç prim toplanmayıp vergi gelirleri ile doğrudan sağlık hizmetleri verilsin; tek hedef o ükede yaşayanların sağlık statüsünün yükseltilmesidir. Ama bunu yaparken, ülke ekonomisinin yapısını, gelir dağılımını, kayıtdışılık gibi ölçütlerini gözönüne almadan, yani, o ülkenin kendi ekonomik ve sosyal koşullarını görmezden gelerek, model seçerek uygulamanın, yukarıda sıraladığım hedefere ulaşımı engelleyeceğini de unutmamak gerekir.

SORU
SGK yapılanma itibarıyla özerk bir yapıda kurgulanmış mıdır? Kurumun yapısını nasıl değerlendiriyorsunuz?

CEVAP
Sosyal bir alanda reform yapmak; hem sadece ülkemizin ihtiyacı değildir, hem de çok zordur. Hizmeti finanse edenlerin, sunanların ve kullananların tümüyle uzlaşmasını bekleyerek bir reform yapmak ise daha da zor hatta imkansızdır. Sistem bütünlüğü içinde bakarak, orta ve uzun vadeli bir planla, sanki fotoğraf karelerini tek tek birleştirerek resmin tamamını oluşturmak gibi düşünmek gerekir, tıpkı çocukların legoları gibi.
Ne yazık ki ülkemizde özerklik kavramı herkesin kendi penceresinden başka görülmektedir. Aslında özerk ve profesyonelleşmiş kurum yapıları kurmak, kiminle konuşsanız bir ihtiyaçtır, ama “gelin kurun” dediğinizde kurumsal taasuplar hep öne çıkar. Sosyal Güvenlik Kurumu yapısı da buna bir örnektir, maalesef. SSK, Emekli Sandığı, Bağ-Kur’u tek çatıda birleştirmek, aynı binanın farklı katlarına yerleştirmek gibi algılanmamalıdır. En büyük tehlike burada yatmaktadır.
Herşeyin başında yıllardır her platformda bıkmadan usanmadan söylemeye çalıştığım bir görüşümü tekrarlamak isterim. O da, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun bir Bakanlığın altında olmak yerine RTÜK, YÖK, Rekabet Kurumu gibi Bakanlıklardan bağımsız üst bir kurum olmasıdır. Sosyal Güvenlik Kurumu, hem daha üst, hem daha profesyonel, hem de daha özerk bir kurum olmalıydı. Geçenlerde bir gazetede yayınlanan makalede, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun bir kaç ay önce istifa eden Kurum Başkanı ile ilgili olarak, yeni açılacak Sosyal Güvenlik Kurumu Hizmet Binası’nın tabelasında Bakanlık adı yazılıp yazılmaması tartışmasından söz ediliyordu. Bence Kurum sadece bir Bakanlığı değil, tüm konuyla ilgili Bakanlıkları ilgilendirdiği için şemsiye özelliğini korumalıydı.
Bunun kadar önemli bir başka husus da, Kurum işleyişinin objektifliğidir. Yani olabildiğince açık, şeffaf, hesap verebilir, bilgi işlem teknolojilerini yoğunlukla kullanan ve provizyon hizmeti başta olmak üzere gereken bazı hizmet alanlarında hizmet satınalma özerkliği olan bir yapı kurulmalıdır. Kanun çıkalı neredeyse beş ay oldu, ama ondan da önemlisi uygulamaya başlanması için iki aydan az bir süre kaldı, hala Kurum’un Yönetim kadroları oluşamadı, neyin nasıl yapılacağı konusunda Kurum çalışanları zamana karşı yarışarak çalışıyorlar.
Bir başka önemli husus da, Sosyal Güvenlik Kurumu görev yetki ve sorumluluklarının başka Bakanlıklarla çatışmasına meydan verilmemesidir. Bunların başında Sağlık Bakanlığı gelmektedir. Hizmetin geri ödenmesine ilişkin standartları belirleyip denetleyelim derken, sunumuna ait usul ve esaslar da bu kapsamda değerlendirilirse, SSK’nın daha iki yıl önceki konumu tekrar yaşanır hale gelir. O zamanda “GSS yerine GSSK oldu” diyenler haklı çıkmış olurlar.

SORU
Yeni ve birleştirilen SGK, mevcut sosyal güvenlik kurumları olan Emekli Sandığı, SSK ve BağKur’da bu güne kadar yaşanan prim/tahsilat/harcama dengelerini sağlayamama sorununu çözebilecek midir?

CEVAP
Bu sorunun cevabı için biraz önce söylediğim konuya tekrar dönmem gerekiyor. SGK; SSK+Emekli Sandığı+Bağ-Kur gibi düşünülürse çözemez. Yani “tek çatı” demek, aynı binanın farklı katlarında yerleşik olup üzerini fiziken örten anlamda düşünülmemelidir.
Primleri gerçekçi tespit etmekten, toplamaya ve bunlardan oluşan fonu iyi yönetmeye varıncaya kadar çok ciddi bir iş yükünü göğüsleyebilecek ve bunu çağdaş yönetim ilkeleri ile tıpkı bir sigorta şirketi gibi çalışacak yapılanmaya olan ihtiyaç açıktır.
Bu ihtiyaca uygun organizasyon ve iş akışlarına sahip bir Kurum işleyişi tanımlanırsa, neden çözülmesin. Buradaki bence tek sıkıntı kurumsal taasup ve alışkanlıklarda ısrar etmemek ile zamana karşı yarışı başarmaktır.

 SORU
Sosyal güvenlik kurumlarının bütçe açıkları nasıl bir yapılanma ile önlenebilir?
SGK, prim tahsilatları sorununu çözebilecek midir? Nasıl çözümlenmeli?
Kurum finansman sorunlarını aşabilecek mi? Yoksa Genel Bütçe’den destek alması veya yeni kaynaklar bulunması gerekli mi?
CEVAP

Sosyal güvenlik kurumlarının bütçe açıkları denilince, hep akla Hazine subvansiyonu olmadan denk bütçeli bir sosyal güvenlik sistemi geliyor. Aslında bu kulağa hoş gelen ve sanki doğru söyleniyormuş gibi algılanan bir kavram. Ama ben burada farklı düşünüyorum. Daha önce de söylediğim gibi, Anayasamız’da da belirtidiği üzere, Türkiye Cumhuriyeti’nin önemli bir vasfı da “Sosyal Devlet” olmasıdır. Yanlız “Gerçek Sosyal Devlet” olmalıyız, “Sanal Sosyal Devlet” değil.
Dolayısıyla sosyal güvenlik alanında kamu subvansiyonu olmalıdır. Bütün Dünya’da da vadır. Ama nasıl? Kontrol edilebilir, yönetilebilir ve herşeyden öte hakkaniyet ölçülerinde. Bu gün olduğu gibi, GSYİH’nın her geçen yıl katlanarak artan yüzdelerinde değil. Zaten sosyal güvenlik açığı denilen kavramın bir bölümü emeklilikten geliyor, benim alanım olmadığı için görüş bildirmem yanlış olur.
Ama sağlıktan gelen bölümü için bazı konuların altını çizmek isterim. Sağlık alanında ödeme gücü olmayanlar için Devlet’in finansal desteği şarttır. Asıl olan; hakkaniyet üzerine inşa edilmiş yani prim ödeme gücü olanların Devlet tarafından haksız yere subvansiyonunu önleyen, kamu açıklarının “Sosyal Devlet”in sorumluluğunu istismar eden boyuta ulaşmamasını sağlayan bir sistemdir. Nüfusun yaşlanması, hizmet talebinin hem artması hem çeşitlenmesi, maliyetlerin de her geçen gün artışı karşısında, prim ödeme gücü olanlar için aktüeryal dengesi oluşmuş bir sağlık finansman sistemi kurduğunuzda ve prim ödeme gücü olmayanlar için de bu prim miktarını Genel Bütçe’den karşıladığınızda dengelerinizi tutturabilmek için yapmanız gerekenlerin büyük bir bölümünü yapmış oluruz.
Sağlık hizmetlerinin sunucu/kullanıcı/finanse edici taraflarında oluşabilecek kötüye kullanımlarını denetleyen bir mekanizmanın kurulmasını da buna eklemeyi hiç ihmal etmemeliyiz.
Bu arada, gerek emeklilikte ve gerekse sağlıkta, Devlet’in verdiği “Temel Hizmetler”in üstüne imkanı olan ve dileyenlerin özel sektörden satınalabileceği “Tamamlayıcı” hizmet paketlerini de sisteme dahil ederek, riski paylaşma yolunu da asla dikkatten uzak tutmamak gerekir. Zira öngörülemeyen maliyet artışlarıyla, kamu subvansiyonu miktarı yükseldiğinde; ya prim oranları ya da hizmet paketi değiştirilmek zorunda kalınabilir. Çünkü aksi bir durum, ucu açık bir kamu subvansiyonu anlamına gelecektir. Dolayısyla, kamunun üzerinde kalabilecek bu tür mali riskleri, ödeme gücü olupta kendileri karşılamak niyetinde olanlarla emeklilik ve sağlık sigortacılığında paylaşmak sistemin vazgeçilmezlerinden biri olmalıdır. “Temel” derken “Minimum-En Az” demek istemediğimi de, bilerek ve bilmeyerek oluşabilecek yanlış yorumlamalara meydan vermemek için ayrıca eklemek isterim.

SORU
GSS sağlık finansman sorununu çözebilecek gibi görünüyor mu?

CEVAP
Dünyadaki sağlık finansman yöntemleri arasında;
birinci olarak, vatandaşlık bağı ile kazanılan, finansmanı vergilerle sağlanan ve İngiltere, Kanada, İsveç gibi ülkelerde uygulanan Beveridge sistemi,

ikinci olarak, Fransa, Almanya, Japonya, Avustralya ve Hollanda gibi kayıtlı istihdamın yüksek olduğu ülkelerde uygulanan, zorunlu ve prim bazlı Bismark modeli olarak bilinen sosyal sağlık sigortacılığı sistemi,

üçüncü olarak da, yaygın olarak ABD’de uygulanan, ödeme gücü olanların prim ödeyerek girdikleri özel sağlık sigortacılığı sistemi
görülmektedir.

Batı Avrupa ülkelerinde yaygın olarak kullanılan; bekleme süresi kısalığı, hekim ve hastane seçme şansı ve daha fazla rahatlık gibi nedenlerle kamu sigortacılığının üstüne ve/veya alternatifi olarak tamamlayıcı/destekleyici özel sağlık sigortacılığı da görülmektedir.

GSS, Dünya ve ülkemizde bugüne kadar yaşanan deneyimler ışığında ve bu gün bulunduğumuz noktada; gerek sağlık finansman mekanizmalarımızın çok başlılığı ve standart eksikliği ve gerekse sağlık hizmetlerine ulaşılabilirlikteki eşitsizlikler açısından bakarsak, bence, başlangıç için, doğru bir sağlık finansman sistemidir.

Sorunları çözecek mi? Evet ama; birinci olarak hemen yarın çözmeyecek onu unutmamalıyız, ikincisi gerçekten ve doğru sağlık sigortacılığı yapabilirse çözecek, üçüncüsü kamu özel ayrımı yapmadan kamu yararını gözetmenin hassas dengelerini hem hizmeti kullananlar hem de satanlar nezdinde kurabilirse çözecek.

Burada hepimize ortak bir sorumluluk düşüyor. Sağlık hizmetleri finansman modeli konusunda tercihini yapmış, sisteminin yasal altyapısını tanımlamaya başlamış bir ülkenin sektör çalışanları olarak, bundan sonra, Kanun’da bulunan ve/veya bulunmayan; eksik, hatalı ve hatta yanlışlara yönelik, görüş ve önerilerimizi, sistemin ÜLKEMİZDE YAŞAYAN TÜM VATANDAŞLARIMIZI DAHA İYİ BİR SAĞLIK DÜZEYİNE ULAŞTIRMASINA KATKIDA BULUNACAK BİR AÇIKLIK VE DOĞRULUKLA PAYLAŞMAMIZ GEREKİR.


SORU
Özel sağlık işletmelerinin sistemde yeralabilmesi mümkün müdür? Neler planlanmalı? Neler yapılmalıdır?

CEVAP
Eğer mikro bazda düşünülürse sorunun cevabı son derece detaylı ve tek tek altbaşlıkların açılması ile verilebilir, dilerseniz bunu başka bir sefer genişce konuşalım ama ben makro olarak ve ilkeler bazında cevap vermek istiyorum.

Aslında, konuya kamu özel diye ayırmadan, yani daha yukarıdan bakarak çözüm üretmenin
doğru olduğunu düşünüyorum. Devlet’in vatandaşlarına vermekle yükümlü olduğu temel haklardan biri, sağlıklı yaşam hakkıdır. Bu hakka ulaşmada; ister finansal ve isterse coğrafi olarak güçlük çekenlere, “GERÇEK BİR SOSYAL DEVLET” tabii ki destek olmalıdır. Gerekirse bu amaçla, öngörülebilir ve yönetilebilir bir kaynak ihtiyacı oluştuğunda da, mutlaka kaynağını bulmalıdır.

Ama nereye kadar? İşte kritik soru budur? Sadece ülkemizde değil, tüm dünyada da cevabı
aranan soru budur. Yani, sağlık hizmetlerini kim finanse etsin, kim sunsun? Bu sorunun cevabı tek değildir ve olmamalıdır. Yani cevap ne sadece Devlet ne de sadece özel sektördür, olamaz, çünkü hem doğru değildir, hem de yeterli değildir. Bu sorunun cevabını sadece Devlet diye verenler ve buna yönelik politikalar geliştirip uygulayanlar da, tersini yapan ve uygulayanlar da, artık bu gün alternatif arayışlarındadırlar. Doğru olan, Devlet’in neyi, ne kadar ve nasıl yapacağına ve hatta neyi yapmayacağına, kendi koşullarına göre karar verebilmesidir.

Bakın size bir rakam vereyim. OECD verilerine göre, ilk beş ülke arasında yeraldığımız,
cepten yapılan sağlık harcamaları, ülkemiz için bunun güzel bir cevabıdır. Çünkü, genellikle her alanda ortalar ve altında yer aldığımız OECD ülkeleri sıralamalarında, vatandaşlarımızın cepten yaptığı sağlık harcamalarında % 28.6 ile, ne yazık ki ilk sıralarda yeralmaktayız. Bu ne anlama gelmektedir? İsterseniz, önce OECD ülkelerinin bazılarında bu yüzdenin ne olduğunu söyleyeyim: Cepten yapılan sağlık harcamalarında örneğin, Lüksemburg %8, Hollanda %9, İngiltere ve Fransa % 10, Almanya %11, Norveç %14, ABD % 15 ve Japonya ise % 17’lerde. Bu yüzde hangi ülkelerde yüksek? Hindistan’da % 82, Sudan’da % 81, Nijerya’da % 77, Pakistan’da % 76, Endonezya’da % 69. Dönelim ülkemize, toplam sağlık harcamalarında, 2004 yılı sonu itibarıyla 25 milyar dolarları bulduğumuzu doğru kabul edersek, % 28.6’lık cepten sağlık harcaması demek, 7 milyar doları aşan bir sağlık harcamasının; vergi kayıtlarına, sağlık kayıtlarına, ve benzeri kayıtlara girmemesi demektir. Ne yapmalıyız? Sloganları değil, gerçekleri tartışmalıyız.

Nedir tartışacağımız?
Kaynaklarımızı etkili ve verimli kullanabilmek.
Nasıl?

Kamu/özel sektör ayrımı yapmadan, KAMU YARARI UĞRUNA, üretilen sağlık hizmetlerini vatandaşlarımızın sağlık statüsünü yükseltmeye yöneltmek.


SORU
Açıklanmasında fayda gördüğünüz konularla ilişkili görüşleriniz nelerdir?

CEVAP

  • GELİN YAPILAN DOĞRULARA SAHİP ÇIKALIM. NELER ONLAR;
  • KURUMSAL HAFIZADAN YARARLANMA,
  • BİLGİSİ, DENEYİMİ OLANLAR VE KAMUOYU İLE PAYLAŞIM,
  • ÖDEME GÜCÜ OLMAYANIN (YEŞİL KARTLI) AYAKTAN TEDAVİSİ VE İLAÇ ALIMI,
  • DEVLET MEMURLARI VE EMEKLİ SANDIĞI MENSUPLARININ KAMU/ÖZEL SAĞLIK KURUMUNDAN HİZMET ALIMININ SAĞLANMASI,
  • SSK VE DEVLET HASTANELERİNİN ORTAK KULLANIMI,
  • SAĞLIK HİZMETLERİNDE KDV İNDİRİMİ,
  • SAĞLIK HARCAMALARINDA KONTROL SİSTEMİNE BAŞLAMA,
  • AMA, AŞAĞIDA SIRALAYACAĞIM KRİTİK KARAR NOKTALARINDAKİ DUYARLILIĞIMIZI SÜRDÜRELİM;
  • FİNANSMAN/SUNUM/YÖNETİM/MEVZUAT DEĞİŞİMİNDE EŞZAMANLILIK = BÜTÜNSEL REFORM,
  • ARTIK GSS VAR AMA İKİNCİL MEVZUATTA İŞBİRLİĞİ GEREKLİ,
  • GERÇEKÇİ MALİYET HESABI,
  • ÖDEME SİSTEMLERİNDE STANDARDİZASYON,
  • BİLGİ İŞLEM ALTYAPISI(VERİ TOPLAMA/KAYIT/DENETİM),
  • HAKSIZ REKABETİ ÖNLEME,
  • KAMU ÖZEL SEKTÖR ARASI SİNERJİ(1 TEMMUZ GENELGESİ YANLIŞINDAN VAZGEÇME)
  • RASYONEL TEMEL TEMİNAT PAKETİ


Tüm bunların üstüne son söz olarak, demek istiyorum ki;
ARTIK,
ÖNGÖRÜLEMEZ, KONTROLSÜZ SAĞLIK HARCAMALARI OLMAYAN,SÜRDÜRÜLEMEZ AKTÜERYAL DENGELERİN OLUŞMADIĞI,HAKSIZ REKABETLE SAĞLIKTA MONOPOL KURULMADIĞI, YİNE ERTELENMEYEN BİR GENEL SAĞLIK SİGORTASI İLE DAHA İYİ BİR SAĞLIK DÜZEYİNE, HEP BİRLİKTE ULAŞALIM.

Teşekkürler.
 

Anahtar Kelimeler: sağlık , reform

Paylaş ve Kaydet



EN ÇOK OKUNANLAR

EN SON EKLENENLER
BRANŞ DOKTORU KİMDİR?
Yrd.Doç.Dr. Haluk Özsarı
Sağlık Politikaları

23 Mayıs 1960’da Balıkesir’de doğdu. 1984 yılında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tı...

+ Devamını okumak için tıklayınız

  Acil
Yrd.Doç.Dr. Ayhan Özşahin
Adli Bilimler
Prof.Dr. Sermet Koç
Aile Hekimliği Ve Check-Up
Uzm.Dr. Cüneyt Özüak
Anatomi
Prof.Dr. Salih Murat Akkın
Anesteziyoloji ve Reanimasyon
Prof.Dr. Ercüment Yentür
Beyin ve Sinir Cerrahisi
Prof.Dr. Mehmet Yaşar Kaynar
Cinsel Sağlık
Prof.Dr. Doğan Şahin
Çevre ve Halk Sağlığı
Uzm.Dr. Murat Fırat
Çocuk Hastalıkları
Prof.Dr. Haluk Çokuğraş
Diş hekimliği
Dt. Celal Yıldırım
Dt. Saba Eryılmaz
Diyabet Ve Metabolizma
Prof.Dr. Temel Yılmaz
Enfeksiyon Hastalıkları
Prof.Dr. Haluk Eraksoy
Farmakoloji
Prof.Dr. Aydın Barlas
Genetik Bilimler
Prof.Dr. Turgut Ulutin
Göğüs Cerrahisi
Prof.Dr. Kamil Kaynak
Göğüs Hastalıkları
Prof.Dr. Gül Öngen
Kadın Hastalıkları ve Doğum
Prof.Dr. M. Cihat Ünlü
Kardioloji
Prof.Dr. Zeki Öngen
Klinik Beslenme
Prof.Dr. Ercüment Yentür
Kulak Burun Boğaz
Prof.Dr. Asım Kaytaz
Prof.Dr. Ferhan Öz
Psikiyatri
Prof.Dr. M. Kemal Arıkan
Sağlık Politikaları
Yrd.Doç.Dr. Haluk Özsarı
Sağlık Tartışma Platformu
Op.Dr. M.Şükrü Güner
Sağlıklı Beslenme Ve Diyet
Doç.Dyt Emel Özer
Seyahat Sağlığı
Prof.Dr. Volkan Korten
Sosyal Psikiyatri
Prof.Dr. Doğan Şahin
Termal Sağlık Ve SPA Wellness
Prof.Dr. M.Zeki Karagülle
Tıbbi Onkoloji
Prof.Dr. Adnan Aydıner
Tıp Hukuku
Prof.Dr. Faik Çelik
Tıp ve Sanat
Prof.Dr. Faik Çelik
Üroloji
Prof.Dr. Emre Akkuş
 

 
 
 
Copyright 2018 Tüm hakkı saklıdır. Designed by: OrBiT
RSS Kayıt Ol e-Bülten Kayıt Giriş Yap
saglikpaneli.com ANA SPONSORLARI
saglikpaneli.com İÇERİK SPONSORLARI


SAĞLIK MERKEZİ KISA YOLLARI
Acil | Kardioloji | Adli Bilimler | Kulak Burun Boğaz | Aile Hekimliği Ve Check-Up | Diyabet Ve Metabolizma | Çocuk Hastalıkları | Farmakoloji | Anatomi | Anesteziyoloji ve Reanimasyon | Çevre ve Halk Sağlığı | Diş hekimliği | Enfeksiyon Hastalıkları | Sağlıklı Beslenme Ve Diyet | Göğüs Cerrahisi | Seyahat Sağlığı | Üroloji | Sağlık Politikaları | Psikiyatri | Göğüs Hastalıkları | Genetik Bilimler | Tıbbi Onkoloji | Diş hekimliği | Sağlık Tartışma Platformu | Diş hekimliği | Klinik Beslenme | Diş hekimliği | Genel Konular | Beyin ve Sinir Cerrahisi | Kadın Hastalıkları ve Doğum | Termal Sağlık Ve SPA Wellness | Diş hekimliği | Tıp Hukuku | Tıp ve Sanat | Cinsel Sağlık | Sosyal Psikiyatri |
SAĞLIK KONULARI
Cinsel Sağlık | Çocuk Psikolojisi | Diyabet | Domuz Gribi | Ergenlik - Adolesan Sağlığı | Erken Boşalma | Fitnes | Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar | Grip ve Soğuk Algınlığı | Güzellik&Estetik | Hamilelik | HIV/AIDS | Hipertansiyon | İlkyardım | İnfertilite/Kısırlık | İnme | Kanser | Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi | Kuş Gribi | Obezite | Sağlık Mevzuatı | Sertleşme Sorunu | Ses Kısıklığı | Sigara | Stres | Tamamlayıcı Tıp |
Sağlık Paneli
Sağlık Paneli Hakkında | Kullanım Koşulları | Gizlilik Sözleşmesi | Yasaklı Ürünler | Ürün Listeleme Kuralları | Üyelik Sözleşmesi | Telif Hakları Hakkında | Güvenli Alışveriş, Satıcı ve Alıcı Sözleşmesi | Güvenli Ticaret ve Ödeme Sisteminin Tanımı | Kişisel Sağlık Profili Yetkilendirme Sözleşmesi | Doktor Üyelik Sözleşmesi | Bize Ulaşın | E-bültenler | Üye Doktorlar | Üye Kurumlar | Doktor Ara | Kurum Ara | Forum | Tartışma Platformu
A - Z
Branşlar A-Z | Slide Show A-Z | Kadın Sorunları A-Z | Erkek Sorunları A-Z | Çocuk Sorunları A-Z | Anketler A-Z | İnteraktif Araçlar A-Z