+ Ana sayfanız yapın! + Favorilerinize ekleyin! Add to Google RSS Kayıt
Ol
e-Bülten Kayıt Giriş Yap
 
 
 
 
Sağlık Paneli Ana Sayfa Yazdır Arkadaşına Gönder
Enfeksiyon Hastalıkları / MAKALELER Prof.Dr. Haluk Eraksoy
 
 
ALT BAŞLIKLAR
Listelenen içerikleri, belli bir alt başlıkta/alt branşta filtrelemek için, aşağıdaki listeden seçim yapabilirsiniz.

+ Tüm Alt Başlıklar + Genel Konular







MAKALELER: Keneler Ve Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi Üzerine

İçerik Eklenme Tarihi: 08.05.2009

Yazar
Prof.Dr. Haluk Eraksoy

Paylaş ve Kaydet

Kene, insan dahil çeşitli canlılardan kan emerek beslenen bir eklembacaklıdır. Birçoğu Türkiye’de de bulunan 900’e yakın türü vardır.

1. Kene nasıl bir parazittir?

Kene, insan dahil çeşitli canlılardan kan emerek beslenen bir eklembacaklıdır. Birçoğu Türkiye’de de bulunan 900’e yakın türü vardır. Bu türlerden 30 kadarı, Kırım-Kongo kanamalı ateşi (KKKA), Akdeniz benekli ateşi, Q ateşi, tularemi, Lyme hastalığı gibi çeşitli insan ve hayvan hastalıklarının bulaşmasına aracılık etmektedir.

2. Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi nasıl bir hastalıktır?

KKKA bir virusa bağlı, yani viral bir hastalık. Viral kanamalı ateş olarak bilinen ve çoğunlukla görüldükleri coğrafi bölgenin adıyla anılan yaklaşık 20 kadar benzer hastalığın ülkemizde görülen bir türü. Bunyaviridae ailesinin Nairovirus cinsindeki bir virusla oluşuyor. Virusun insana bulaşması bazı kene türleri aracılığıyla oluyor. Bu hastalığa benzer bir hastalık tablosuna ilişkin tanımlamalar 12. yüzyıla dek uzanıyor. Ancak ilk kez 1945’te Kırım’da hasat toplayan çiftçilere yardım eden 200 Sovyet askerinde görülmüş ve bunların 20 kadarı ölmüş. 1967’de Kongo’da başka bir hastalık daha tanımlanmış. Sonra bu ikisinin aynı virusa bağlı olduğu anlaşılınca KKKA biçiminde adlandırılıyor. Dünyada 30 dolayında ülkede görülen bir hastalık olmakla birlikte bugün için en çok hasta bizde. Çin’den Afrika’ya İran’dan Balkanlar’a dek uzanan geniş bir coğrafyaya yayılmış bir hastalık.

3. Son yıllarda kenelerin ve bulaştırdığı KKKA vakalarının artışını neye bağlıyorsunuz?

Kesin bir yanıt vermek zor. Son yıllarda toplumda bu soruna ilişkin bir farkındalık gelişti. Toplumun duyarlılığı ve ilgisi arttı. Ayrıca kene sayısının artmasında küresel ısınmanın bir etkisi olmuş olabilir. Göçmen kuşlar keneleri ülkemize taşımış olabilir. Kuşlar dışında birçok hayvanda KKKA virusu saptanabilir: devekuşu, deve, küçük ve büyükbaş hayvanlar, kirpi, tavşan. Virusu taşıyan hayvan, hastalık belirtisi göstermiyor; sağlıklı görünüyor, ölmüyor da. Bazı kene türleri bu virusu taşıyan bir hayvana yapışırsa, kanını emip virusu alıyor ve tutunduğu başka memelilere ya da kuşlara aktarıyor.

4. KKKA’nın ilk belirtileri neler ve nasıl tanı konuluyor?

Kene yapıştıktan sonra taşıdığı bu hastalığın etkeni olan virusu vücuda zerkediyor. Her infeksiyon hastalığında olduğu gibi KKKA’nın da bir kuluçka süresi var. Bu süre 1-7 gün arasında değişebiliyor. Ortalama 4 gün kadar. İlkin yaygın kas ağrıları, halsizlik, kırıklık, baş ağrısı ve ateş görülüyor. Grip benzeri bir tablo bu. Bulantı, kusma, karın ağrısı ve ishal de olabilir. Aradan birkaç gün geçince kanamalar başlayabiliyor. Derialtı kanamalarına bağlı morluklar ortaya çıkabilir. Burun kanaması, dişeti kanaması, mide-barsak kanaması gibi çeşitli organlardan kanamalar olabilir. Hastalık aşırı kan kaybı sonucunda öldürücü olabilir. Durumu ağır olmayan ya da kan ürünleriyle yeterli destek tedavisi verilen hastalar bir hafta on günde iyileşir. Hastalıktan kuşku duyulan durumlarda bir ön tanı koymak için tam kan sayımı yapılır. Lökosit ve trombosit değerlerinde düşüklük olması uyarıcıdır. Bu hastaların kimi biyokimyasal testlerinde bozukluklar saptanır. Kesin tanı için hastanın kan serumu Ankara’daki Refik Saydam Hıfzısıhha Merkezi’ne gönderilir.

5. Kene tarafından ısırılan bir kişi ilk olarak ne yapmalı? Korunmak için nelere dikkat etmeli?

Kenenin ısırdığı fark edilmişse ve hâlâ yapıştığı yerde duruyorsa bir an önce uzaklaştırılması gerekir. Bunun için bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Eğer bir sağlık kuruluşuna ulaşmak zaman alacaksa, kene gecikmeden kişinin kendisi ya da bir başkası tarafından tercihen bir cımbızla çıkarılmalıdır. Keneye çıplak elle dokunmamak gerekir. Varsa bir eldiven giyilmeli ya da bir naylon poşet ya da bir kağıt peçeteyle tutulmalıdır. Tutulan kene hafifçe sağa sola oynatılıp dik bir biçimde yukarı çekilir ve çıkarılır. Yani kenenin yerinde bırakılmaması ve içindeki virusu daha fazla vücuda vermemesi gerekir.

Kenenin yapıştığı her zaman fark edilmeyebilir. Isırdığı yerde, bir acı, kızarıklık ya da şişlik olmuyor. KKKA saptananların yarıya yakınında kendilerini bir kenenin ısırdığına ilişkin bilgi söz konusu değildir. Bu nedenle keneyle temasa gelebilecek kişilerin vücutları her gün gözle muayeneden geçirilmelidir. Açık alanlarda kol ve bacakları örtecek giysiler giyilmesi, pantolon paçalarının çorabın içine sokulması kenelerin vücuda girmesini önleyecektir. Kenelerin vücuda gelmesini önleyen ilaçlar da kullanılabilir. Bunlar iki çeşittir. DEET içerenler vücuda sürülür. Permetrin içerenler ise giysi, çadır ve uyku tulumu gibi cansız nesnelere emdirildikten sonra kullanılır.

6. Her kene virus taşıyabilir mi? Virus taşıyan keneleri diğerlerinden ayırmak mümkün mü?

Her kene KKKA virusunu taşımaz. Ancak bir kenede bu virusun olup olmadığını anlamak ne yazık ki olanaksız. Başta Hyalomma marginatum marginatum olmak üzere daha çok Hyalomma cinsindeki keneler taşıyıcıdır. Dolayısıyla başka tür kenelerin yapıştığı kişilere KKKA bulaşmayacağı söylenebilir. KKKA, Hyalomma türlerinin yaygınlığıyla bağlantılı olarak yayılan bir hastalıktır. Hyalomma cinsindeki keneler 50. paralelin altındaki ülkelerde bulunur, üzerinde bulunmaz. +5° C’nin üzerinde etkin hale geçerler. Soğukta etkin değildirler. Ülkemizde de daha çok İç Anadolu’da ve Karadeniz bölgesinin güneyinde kalan illerimizde görülüyor. Batı’da kalan illerimizde ise daha çok KKKA virusunu taşımayan Ixodes cinsinden keneler bulunmaktadır.

7. Kene ısırdığı anda zaman kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurmak, yani erken tanı durumunda hayati tehlike ortadan kalkıyor mu?

Yapışmış her kene KKKA virusu taşıyan türden bir kene olmayabilir. Örneğin Ixodes cinsinden bir kene olabilir. Hyalomma cinsinden olsa bile virus taşımayabilir. Taşısa bile virusu bulaştırmamış olabilir. Bulaştırdığı takdirde de hastalık ölümcül olarak seyretmeyebilir. Erken dönemdeyken hekime başvurulması önemli. Ribavirin adlı ilaç bu hastalıkta başvurulabilecek tek ilaç. O da ancak erken dönemde başlandığında etkili olabiliyor. Bu arada önemli bir konu da ön tanı konulan hastaların, kanamaların başlaması beklenmeden olanakları yeterli merkezlere yönlendirilmesidir.

8. KKKA kene ısırması dışında, örneğin hava yoluyla bulaşır mı?

KKKA virusunun hava yoluyla bulaştığına ilişkin herhangi bir kanıt yoktur. Bununla birlikte bu virus infeksiyonu olan hastaların kan ve vücut sıvılarıyla temas sonucunda bulaşabilir. Bu nedenle KKKA’nın özellikle sağlık çalışanlarına bulaşma riski vardır. Her şeyden önce hastanede bulunan her hastada başkalarına da bulaşabilen bir mikrop olabileceğini kabul etmek ve bundan korunmak üzere standard önlemlere uymak esastır. KKKA’dan korunmak için de standard önlemlere sıkı bir biçimde uyulmalı; ayrıca sağlık çalışanlarının bu önlemlere uyup uymadığı yakından izlenmelidir. İnfeksiyonu olan hastaların öksürmesi ya da solunum yollarına müdahalede bulunulması sırasında saçılan büyük damlacıklar göz ve ağız gibi mukozalarla temas ettiğinde KKKA sağlık çalışanlarına bulaşabilmektedir.

9. KKKA’nin tedavi süreci nasıldır? Hastalıktan korunmaya yönelik bir aşı var mı?

KKKA’da tedavi ribavirinin yanı sıra kan ürünleriyle verilen destek tedavisinden oluşmaktadır. Korunma için yalnız Bulgaristan’da uygulanan bir aşı da var. Çok etkili olmadığı düşünülüyor. Orta Avrupa ve Balkan ülkelerinde keneyle bulaşan ensefalit için kullanılan aşının KKKA için koruyucu bir değeri yok. O hastalık başka bir hastalık, KKKA başka bir hastalık.

10. KKKA 2002 yılından bugüne Türkiye’de nasıl bir seyir izledi? Konuya ilişkin en dikkat çekici hususlar nelerdir?
İlk olgular 2002 ilkbahar ve yaz aylarında görüldü. 2003’te yurtdışındaki laboratuvarlarda hastalığın adı konuldu. Böylece KKKA’nın Türkiye’deki varlığı anlaşılmış oldu. 2002’den önce Türkiye’de KKKA olduğuna ilişkin bir bilgimiz yok.
Hastalık kenelerin etkinliğine koşut olarak çok belirgin bir mevsim dağılımı gösteriyor. İlk olgular Mart-Nisan aylarında ortaya çıkıyor; olgu sayıları Haziran-Temmuz aylarında doruğa çıktıktan sonra azalarak Eylül ayına değin yayılıyor. Kelkit vadisi başta olmak üzere Gümüşhane, Tokat, Sivas, Amasya, Çorum,Yozgat, Kastamonu ve Çankırı illerinde yoğunlaşıyor, diğer birkaç ilde ise tek tük olgular biçiminde çıkmış durumda.
2002’de 17, 2003’te 133, 2004’te 249, 2005’te 266, 2006’da 438, 2007’de 717 olgu görüldü. Bugüne değin toplam olgu sayısı 2000’in üzerinde. Altı yılda 120’nin üzerinde hastanın ölümüne yol açtı. 2003’te 6, 2004’te 13, 2005’te 13, 2006’da 27 ve 2007’de 33 olgu kaybedildi. Bu arada bugüne değin hastalarını yaşama döndürmek için özveriyle mesleklerinin gereğini yerine getirirken toplam 8 sağlık çalışanına KKKA bulaşmıştır. Ne yazık ki bunlardan iki hemşire yaşamını yitirmiştir.

Hastaların erken safhada ve yerinde tedavi edilmesinin önemlidir. Bu amaçla sevk edilen hasta sayısının azaltılarak salgının görüldüğü yerde laboratuvar tanı ve tedavi kapasitesinin artırılması yoluna gidilmesi gerekiyor. Bu hastalıkla mücadelede İnfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji uzmanlarına büyük görevler düşüyor.

11. Kene ısırığı vakalarının kırsal kesimden kentlere kadar yayılmasının sebepleri nedir?
Aslında keneler yine kırsal kesimde daha etkinler. Konuyla ilgili farkındalığın gelişmesi kenelerin kentlere de yayıldığı izlenimi yaratıyor. Oysa İstanbul gibi daha batıdaki kentlerimizde karşılaşılan kenelerin Hyalomma cinsinden olmadığı anlaşılıyor. Hastaların çok büyük bir bölümü kırsal kesimde yaşamakta; tarım ve hayvancılıkla uğraşmakta.
 

12. Türkiye’de 2002 yılından bu yana rastlanan kene ısırması olguları ve ölümlerin önüne neden geçilemiyor?

Keneler var oldukça ve KKKA virusunu taşımayı sürdürdükçe, insanlar arasında KKKA olguları da görülmeye devam edecektir. Dolayısıyla belli oranda bir ölüm hızıyla da karşılaşılacaktır. Kenelerin ortadan kaldırılması mümkün değil. Buna kalkışmak doğru da değil. Ekolojik olarak doğanın bir dengesi var ve bunun bozulması sakıncalı. Keneler yalnız hayvanlar üzerinde değil, bitkiler üzerinde de bulunabiliyor ve onları toptan yok etmeye yönelik bir ilaçlama girişimi başka canlılara da zarar verir. Hastalığın sayıca artarak sürmesi, özellikle kırsal yörelerimizde kene temasından korunma bilincini artırmak için daha fazla eğitim çalışması yapmak gerektiğini gösteriyor.

Burada önemli olan hastalığın önlenmesi, yani korunmadır. Korunma için kenenin yapışmasından kaçınmak ilk akla gelen önlemdir. Daha kalıcı olan bir korunma yöntemi ise etkin bir aşının geliştirilmesidir. Buna acilen gereksinimimiz var. Bu aşının da bu sorunu en şiddetli biçimde yaşayan bizim ülkemizden çıkması beklenir. Ancak bunun için gerekli teknolojik altyapının hazırlanması ve yatırımın yapılması gerekir. Özellikle risk altındaki bölgelerimizde uygulanacak etkinliği kanıtlanmış bir aşı, hastalığın bulaşma zincirinin kırılmasını ve sorunun dizginlenmesini sağlayacaktır. Ne yazık ki ülkemizde uzun süredir herhangi bir aşı üretilmiyor.

13. İstanbul’da kene ısırması olgularına karşı hazırlıklı mı? Bu konuda ne tür çalışmalar yürütülebilir?

Yapılan incelemeler KKKA virusunu taşıyabilecek Hyalomma cinsinden kenelerin İstanbul için ciddi bir tehlike oluşturmadığını gösteriyor. Ancak bunun zamanla değişmesi olasılığına karşı duyarlı olmak ve araştırmaları sürdürmek gerekir.

14. 2008 yılı içerisinde Türkiye genelinde kaç KKKA olgusu görüldü ve kaçı ölümle sonuçlandı?

2008’de 1308 KKKA olgusu görüldü. Bunlardan 63’ü kaybedildi. Bunlardan birisi de hastalığı bakım verdiği bir hastasından kapan bir hemşire ne yazık ki.

15. Mevsimsel seyreden bu hastalığın ilerleyen yıllarda da ortaya çıkmasını önlemek amacıyla Sağlık Bakanlığı ya da başka yetkili kuruluşlarca başlatılan bir çalışma var mı?

Bildiğimiz bir çalışma yok. Araştırmalara destek veren kuruluşların KKKA benzeri yeni ve yeniden ortaya çıkan başlıklara özel önem ve destek vermeleri gerekir. Bu konuda çalışmak isteyen araştırmacılar desteklenmelidir. Yurt dışından uzmanların bilgi ve deneyimlerini paylaşmak elbette önemlidir. Ancak, çözümler dışarıdan siparişlerle değil, ülkenin bilim insanlarının çabalarıyla gelecektir.

16. Dünya boyutunda bakacak olursak, Türkiye dışında kene ve KKKA olgularının yaygın olarak görüldüğü ülkeler var mı? Oralarda ölüm riski ne boyutta?

Geçen yıl Rusya’nın Karadeniz’e yakın bazı bölgelerinde de görüldüğü bildirildi. Ancak bizdeki kadar çok sayıda hasta görülen başka bir ülke yok. Ölüm hızı, ülkenin kalkınmışlık düzeyiyle ve verilen sağlık hizmetinin düzeyiyle ilişkili. Ülkemizdeki hastalarda ölüm hızı %6-7 dolaylarındadır. Bizim dışımızda hastalığın görüldüğü ülkeler genellikle bizden daha yoksul ülkeler. Oralardaki ölüm hızı %20-30’u bulabiliyor.

17. Türkiye’deki durum uluslararası bilim çevrelerinde nasıl karşılanıyor? Bir işbirliği söz konusu mu?

Avrupa Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği (ESCMID) tarafından 27-28 Haziran 2008’de İstanbul’da düzenlenen “Ebola’dan Kırım-Kongo’ya Viral Kanamalı Ateşler” toplantısına Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği ev sahipliği yaptı. Bu toplantı çok yüksek takdir topladı. Toplantıya katılan 150 dolayında yerli ve yabancı uzman, KKKA’yı ve dünyanın başka ülkelerinde görülen benzer hastalıkları iki gün boyunca çeşitli yönleriyle tartıştılar. Arjantin, ABD, İngiltere, Almanya, İtalya, İsviçre, İsveç, Fransa, Yunanistan, Güney Afrika, İspanya, Slovenya, İran ve Belçika’dan katılan 22 yabancı konuşmacının yanı sıra Türkiye’den de 10 bilim insanı konuşmacı olarak katıldı.

Toplantıya katılanlar arasında özel deneyimleri olan bilim insanları antiviral tek ilaç olan ribavirinin özellikle erken dönemde mutlaka kullanılması gerektiği belirttiler. Bu konuda ilacın etkinliğini saptamak için ilacı alan ve almayan hasta grupları oluşturulamayacağı; belirli bir grup hastaya ilaç verilmemesinin etik olmayacağı tüm katılımcılar tarafından paylaşıldı.


 

Anahtar Kelimeler: kene , kanamalı kırım kongo hastalığı , KKKA

Paylaş ve Kaydet



EN ÇOK OKUNANLAR

EN SON EKLENENLER
BRANŞ DOKTORU KİMDİR?
Prof.Dr. Haluk Eraksoy
Enfeksiyon Hastalıkları

1956 yılında Afyon’da doğdu. 1979’da mezun olduğu İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp ...

+ Devamını okumak için tıklayınız

  Acil
Yrd.Doç.Dr. Ayhan Özşahin
Adli Bilimler
Prof.Dr. Sermet Koç
Aile Hekimliği Ve Check-Up
Uzm.Dr. Cüneyt Özüak
Anatomi
Prof.Dr. Salih Murat Akkın
Anesteziyoloji ve Reanimasyon
Prof.Dr. Ercüment Yentür
Beyin ve Sinir Cerrahisi
Prof.Dr. Mehmet Yaşar Kaynar
Cinsel Sağlık
Prof.Dr. Doğan Şahin
Çevre ve Halk Sağlığı
Uzm.Dr. Murat Fırat
Çocuk Hastalıkları
Prof.Dr. Haluk Çokuğraş
Diş hekimliği
Dt. Celal Yıldırım
Dt. Saba Eryılmaz
Diyabet Ve Metabolizma
Prof.Dr. Temel Yılmaz
Enfeksiyon Hastalıkları
Prof.Dr. Haluk Eraksoy
Farmakoloji
Prof.Dr. Aydın Barlas
Genetik Bilimler
Prof.Dr. Turgut Ulutin
Göğüs Cerrahisi
Prof.Dr. Kamil Kaynak
Göğüs Hastalıkları
Prof.Dr. Gül Öngen
Kadın Hastalıkları ve Doğum
Prof.Dr. M. Cihat Ünlü
Kardioloji
Prof.Dr. Zeki Öngen
Klinik Beslenme
Prof.Dr. Ercüment Yentür
Kulak Burun Boğaz
Prof.Dr. Asım Kaytaz
Prof.Dr. Ferhan Öz
Psikiyatri
Prof.Dr. M. Kemal Arıkan
Sağlık Politikaları
Yrd.Doç.Dr. Haluk Özsarı
Sağlık Tartışma Platformu
Op.Dr. M.Şükrü Güner
Sağlıklı Beslenme Ve Diyet
Doç.Dyt Emel Özer
Seyahat Sağlığı
Prof.Dr. Volkan Korten
Sosyal Psikiyatri
Prof.Dr. Doğan Şahin
Termal Sağlık Ve SPA Wellness
Prof.Dr. M.Zeki Karagülle
Tıbbi Onkoloji
Prof.Dr. Adnan Aydıner
Tıp Hukuku
Prof.Dr. Faik Çelik
Tıp ve Sanat
Prof.Dr. Faik Çelik
Üroloji
Prof.Dr. Emre Akkuş
 

 
 
 
Copyright 2018 Tüm hakkı saklıdır. Designed by: OrBiT
RSS Kayıt Ol e-Bülten Kayıt Giriş Yap
saglikpaneli.com ANA SPONSORLARI
saglikpaneli.com İÇERİK SPONSORLARI


SAĞLIK MERKEZİ KISA YOLLARI
Acil | Kardioloji | Adli Bilimler | Kulak Burun Boğaz | Aile Hekimliği Ve Check-Up | Diyabet Ve Metabolizma | Çocuk Hastalıkları | Farmakoloji | Anatomi | Anesteziyoloji ve Reanimasyon | Çevre ve Halk Sağlığı | Diş hekimliği | Enfeksiyon Hastalıkları | Sağlıklı Beslenme Ve Diyet | Göğüs Cerrahisi | Seyahat Sağlığı | Üroloji | Sağlık Politikaları | Psikiyatri | Göğüs Hastalıkları | Genetik Bilimler | Tıbbi Onkoloji | Diş hekimliği | Sağlık Tartışma Platformu | Diş hekimliği | Klinik Beslenme | Diş hekimliği | Genel Konular | Beyin ve Sinir Cerrahisi | Kadın Hastalıkları ve Doğum | Termal Sağlık Ve SPA Wellness | Diş hekimliği | Tıp Hukuku | Tıp ve Sanat | Cinsel Sağlık | Sosyal Psikiyatri |
SAĞLIK KONULARI
Cinsel Sağlık | Çocuk Psikolojisi | Diyabet | Domuz Gribi | Ergenlik - Adolesan Sağlığı | Erken Boşalma | Fitnes | Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar | Grip ve Soğuk Algınlığı | Güzellik&Estetik | Hamilelik | HIV/AIDS | Hipertansiyon | İlkyardım | İnfertilite/Kısırlık | İnme | Kanser | Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi | Kuş Gribi | Obezite | Sağlık Mevzuatı | Sertleşme Sorunu | Ses Kısıklığı | Sigara | Stres | Tamamlayıcı Tıp |
Sağlık Paneli
Sağlık Paneli Hakkında | Kullanım Koşulları | Gizlilik Sözleşmesi | Yasaklı Ürünler | Ürün Listeleme Kuralları | Üyelik Sözleşmesi | Telif Hakları Hakkında | Güvenli Alışveriş, Satıcı ve Alıcı Sözleşmesi | Güvenli Ticaret ve Ödeme Sisteminin Tanımı | Kişisel Sağlık Profili Yetkilendirme Sözleşmesi | Doktor Üyelik Sözleşmesi | Bize Ulaşın | E-bültenler | Üye Doktorlar | Üye Kurumlar | Doktor Ara | Kurum Ara | Forum | Tartışma Platformu
A - Z
Branşlar A-Z | Slide Show A-Z | Kadın Sorunları A-Z | Erkek Sorunları A-Z | Çocuk Sorunları A-Z | Anketler A-Z | İnteraktif Araçlar A-Z