+ Ana sayfanız yapın! + Favorilerinize ekleyin! Add to Google RSS Kayıt
Ol
e-Bülten Kayıt Giriş Yap
 
 
 
 
Sağlık Paneli Ana Sayfa Yazdır Arkadaşına Gönder
Adli Bilimler / SAĞLIK MEVZUATI Prof.Dr. Sermet Koç
 
 
ALT BAŞLIKLAR
Listelenen içerikleri, belli bir alt başlıkta/alt branşta filtrelemek için, aşağıdaki listeden seçim yapabilirsiniz.

+ Tüm Alt Başlıklar + Genel Konular







SAĞLIK MEVZUATI: Yasal Düzenlemeler Çerçevesinde Hekim Sorumluluğu

İçerik Eklenme Tarihi: 30.10.2009

Yazar
Prof.Dr. Sermet Koç

Paylaş ve Kaydet

Kanunları Bilmemek Mazeret Sayılmaz!

“Kanunları Bilmemek Mazeret Sayılmaz! ” (TCK Madde: 4)
 

Hekimlerin uymakla yükümlü olduğu mesleki ve etik kurallar genel olarak yasal sorumluluklarının da esasını oluşturur.
Hekimlerin mesleki uygulamaları ve sorumlulukları ile ilgili çok sayıda uluslararası ve ulusal belge bulunmaktadır.
 

Yazılı Belgeler
• Yasalar
• Yönetmelikler
• Genelgeler
• Ulusal /uluslararası anlaşmalar, bildirgeler
• Yargı kararları.
 

Hekimlerin Görev ve Sorumlukları ile ilgili Önemli Belgeler
• 11.4.1928 tarih; 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun (TŞSTİK)
• 24.4.1930 tarih; 1593 sayılı Umumi Hıfzısıhha Kanunu (UHK)
• 13.1.1960 tarih; 4/12578 sayılı Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi
• 01.02.1999 tarihli TTB Hekimlik Meslek Etiği Kuralları
• 12.01.1961 tarih; 224 sayılı Sosyalleştirme Kanunu(SHSK)
• 23.1.1953 tarih; 6023 sayılı Türk Tabipleri Birliği(TTB) Kanunu
• 28.4.2004 tarih, 25446 sayılı TTB Disiplin Yönetmeliği
 

Yukarıdaki ve benzeri birçok yasal düzenleme ile hekimlerin mesleki görev ve sorumluklarının ayrıntılı bir şekilde tanımlanmış olduğunu söyleyebiliriz. Bu sorumluklar hekimin görevinin niteliği, uzmanlık alanı ve çalışma koşullarına göre değişkenlik göstermektedir. Bununla birlikte, her hekim veya uzmanlık alanı için geçerli standart kurallar, sorumluklar da söz konusudur.
 

Genel Olarak Hekimlerin Bazı Önemli Mesleki-Etik Sorumlulukları
Hekimlerin tüm mesleki uygulamalarında şu iki temel sorumluluğu oldukça önem taşımaktadır:
• Sır Saklama Sorumluluğu
• Aydınlatılmış Onam Alınması (Sözleşme Sorumluluğu)
 

Hekimlerin Sır Saklama Sorumluluğu
Hekimler genel bir kural olarak görevleri esnasında öğrendikleri hasta sırlarını açıklayamazlar. Bu husus Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi’nin 4. maddesinde açıkça belirtilmiş olup, sır saklama temel bir meslek ahlakı kuralıdır. Bu aynı zamanda Türk Ceza Kanunu (TCK)’nun 258. ve Türk Medeni Kanunu (TMK)’nun 24 ve 25. maddeleri gereğidir. Bir kişinin sırrı kişilik haklarından olup, bu sırrın üçüncü şahıslara açıklanması maddi ve manevi tazminat talebine yol açar.
Göreve ilişkin sırrın açıklanması
 

Madde 258- (1) Görevi nedeniyle kendisine verilen veya aynı nedenle bilgi edindiği ve gizli kalması gereken belgeleri, kararları ve emirleri ve diğer tebligatı açıklayan veya yayınlayan veya ne suretle olursa olsun başkalarının bilgi edinmesini kolaylaştıran kamu görevlisine, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası verilir.
(2) Kamu görevlisi sıfatı sona erdikten sonra, birinci fıkrada yazılı fiilleri işleyen kimseye de aynı ceza verilir.
 

Hastanın verdiği kişisel bilgiler, muayene bulguları ve tedavi sonuçları sır niteliğindedir. Başkaları tarafından bilinmeyen ve duyulması hastaya rahatsızlık verebilecek bulgular da sır sayılır. Toplumun ayıplamasına, tiksinmesine yol açabilecek veya hastanın ailesi ile ilişkilerini, sosyal yaşamını, iş ve ekonomik durumunu bozacak durumlar (bu gibi örnekler bulaşıcı genital hastalıklarda sıklıkla söz konusu olabilir) sırdır. Bu tür hastalıkların, yasal olarak bildirimi zorunlu durumlar dışında açıklanması, ceza ve hukuk davalarının konusunu oluşturabilmektedir. Bildirimi zorunlu hastalıkların, ilgili kurumlar dışında; örneğin kişinin işyerine, çevresine bilinçsizce veya istenmeden de olsa duyurulması bu kapsamdadır.
 

Toplumun üzerinde durmayacağı, her yerde söylenebilecek bilgiler; basit bulgular, sır sayılmamakla birlikte, bu tür durumları hekimden sır olarak saklamasını istemesi durumunda bu bilgiler de meslek sırrı olarak saklanmalıdır.
 

Bilimsel yayınlarda hastanın kimliğinin gizli tutulmasına özen gösterilmelidir. Hastanın resminin yayınlanması zorunluluğu varsa, kimliğini ortaya çıkaracak özellikler gizlenmelidir. Bilimsel nedenlerle de olsa kişinin kimliğinin açıklanması hukuka aykırıdır.
 

Sır Saklama Gerektirmeyen Durumlar
a- Hastanın açık onamı bulunan açıklamalar:
Hastanın izni ile yapılan açıklamalar hukuka aykırı sayılmaz. Ancak hekim açıklamanın hasta için zararlı sonuçlara yol açacağı durumlarda hasta sırrını açıklamamalıdır.

b- Adli nitelikteki olaylar:
Hekimin hastaları hakkındaki bilgileri yasa gereği resmi kuruluşlara açıklaması ve bilgi vermesi hukuka aykırı değildir.
Hekimin “bilirkişi” sıfatı ile hastasını muayene etmesi ve bunun doğal sonucu olarak rapor vermesi Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi’nin 4. maddesinde sözü edilen “hasta sırrının ifşa edilemeyeceği” kuralı kapsamında değerlendirilemez.
Hekim, “devlet memuru” veya “hekim” sıfatı ile görev esnasında hastasına karşı işlenen bir suç durumunu öğrendiğinde vakit geçirmeden bir üst makama veya ilgili adli makamlara haber vermekle yükümlüdür. Bununla birlikte, yeni TCK’daki ilgili 280. madde, eski TCK’daki 530. maddeye göre hekimin sorumluluğunu etik açıdan daha sorunlu tartışılır hale getirmiştir. Eski TCK’nın 530.maddesine göre, tedavi için hekime veya hastaneye başvuran kişiyi adli bir kovuşturmaya uğratacak bir durum varsa, hekimin bildirimde bulunmayabileceği yer almakta idi.
 

TCK Madde 280: Sağlık mesleği mensuplarının suçu bildirmemesi
 

(1) Görevini yaptığı sırada bir suçun işlendiği yönünde bir belirti ile karşılaşmasına rağmen, durumu yetkili makamlara bildirmeyen veya bu hususta gecikme gösteren sağlık mesleği mensubu, bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Sağlık mesleği mensubu deyiminden tabip, diş tabibi, eczacı, ebe, hemşire ve sağlık hizmeti veren diğer kişiler anlaşılır.Her türlü darp ve yaralanma, trafik kazası, iş kazası, zehirlenme, intihar veya intihar girişimleri ile kuşkulu ölümlerin bildirilmesi gerekir. Ancak, kamu davası konusu olmayan şikâyete bağlı suçların bildirilmesi zorunlu değildir.

c- Halk sağlığını tehdit eden bulaşıcı hastalıklar ve gıda zehirlenmeleri:
Belirli hastalık ve zehirlenmelerin toplum sağlığını tehlikeye düşürmesi nedeni ile açıklanması zorunlu kılınmıştır. Burada toplum yararının şahsın yararına üstün tutulması söz konusudur. Bu tip olayların tamamında, hastanın adı ve adresinin 24 saat içinde bölge sağlık örgütü(Sağlık Müdürlüğü) veya karakollara bildirilmesi yasal bir zorunluluktur (UHK Madde 57; 58). Aynı kanunun 104 ve 108. maddeleri gereğince de sifiliz, HİV, AİDS ve diğer bulaşıcı hastalıkların bildirimi zorunlu kılınmıştır.
Bulaşıcı hastalıkların ihbarı ve bildirimi hususunda gerekli düzenlemeleri yapmaktan sorumlu kurum, Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü’dür. Bulaşıcı Hastalıkların İhbarı ve Bildirim Sistemi Hakkında Tebliğ, 6.11.2004 tarih; 25635 sayı ile resmi gazetede yayınlanmıştır. Bu tebliğde bulaşıcı hastalıkların bildirimi ve bildirim sisteminin yapısı, işleyişi ile ilgili usul ve esasları yer almaktadır. “Bildirimi Zorunlu Bulaşıcı Hastalıklar” dört gruba ayrılmıştır: Birinci grup, "A Grubu Bildirimi Zorunlu Bulaşıcı Hastalıklar" - 23 Hastalık, İkinci grup, "B Grubu Bildirimi Zorunlu Bulaşıcı Hastalıklar" - 4 Hastalık, Üçüncü grup, "C Grubu Bildirimi Zorunlu Bulaşıcı Hastalıklar" - 15 Hastalık, Dördüncü grup, "D Grubu Bildirimi Zorunlu Bulaşıcı Hastalıklar"dır - 9 Hastalık; toplam Bildirimi Zorunlu Bulaşıcı Hastalık sayısı 51 olup; bu hastalıkların listesi tebliğin Ek 1’inde verilmiştir(Tablo 1). Bu hastalıkların, belli bir usul içinde Sağlık Müdürlüğü’ne bildirilmesi zorunludur.

d- Hekimin tanıklık zorunluluğu bulunması:
Hekim meslek sırrının söz konusu olduğu durumlarda tanıklıktan çekinebilir. Ancak, yargıcın hekimin tanık olarak dinlenilmesi gerektiği yolunda karar vermesi veya hastasının açık onam ve izninin bulunması hallerinde hekim tanıklıktan çekinemez.

e- Hekimin çaresizlik (ıztırar) durumu:
Bazı durumlarda; örneğin hekimin tanı ve tedavisi ile ilgili suçlamalar olması halinde, gerçeğin kanıtlanması için meslek sırrını açıklayabilir.
Hekimin bağlı olduğu makamın emri ile de olsa meslek sırrını açıklaması suçtur. TCK 24/ 3. maddesine göre yetkili makamın verdiği emrin kanuna aykırı olması halinde emri verenin sorumlu olduğu kabul edilmekle birlikte, emri yerine getiren de suç oluşturan kanuna aykırı emri yerine getirdiği için sorumlu tutulmuştur.
 

Aydınlatılmış Onam Alınması (Hekimin Sözleşme Sorumluluğu)
TTB Hekimlik Meslek Etiği Kuralları 26 maddesine göre, “hekim hastasını, hastanın sağlık durumu ve konulan tanı, önerilen tedavi yönteminin türü, başarı şansı ve süresi, tedavi yönteminin hastanın sağlığı için taşıdığı riskler, verilen ilaçların kullanılışı ve olası yan etkileri, hastanın önerilen tedaviyi kabul etmemesi durumunda hastalığın yaratacağı sonuçlar, olası tedavi seçenekleri ve riskleri konularında aydınlatmak” sorumluluğu taşımaktadır.
 

Hukuki açıdan ise, hekim ile hasta arasında bazı istisnalar dışında “aydınlatılmış onama bağlı sözleşme” durumu(vekâlet) bulunduğu kabul edilmektedir. Hekim vekil, hasta müvekkil durumundadır. Buna göre, hekimin hastasına iyileşeceğine dair garanti verme yükümlülüğü yoktur. Hekimlik mesleği hukukçular tarafından da kabul edildiği üzere riskli bir meslektir. Böylece;
- Hastanın onamını (rıza, muvafakat) beyan ettiği sırada temyiz kudretine (iyiyi kötüden ayırma) ve yaş erginliğine (rüşt) sahip olması gerekir. Yasalarımıza göre rüşt 18 yaşın bitirilmesi veya evlilik akdi ile oluşur.
- Hekimin hastaya uygulayacağı tedavi ve ameliyat hakkında bilgi vermesi ve iznini alması zorunludur.
- Sonucun garanti edilmesi söz konusu değildir.
- Aydınlatılmış onamın hazırlanmasındaki sorumluluk tedaviyi uygulayacak hekime aittir.
- Bu tedavi, süreye bağlı olmamalıdır.
- Tedaviden sorumlu hekimin hastasını yapılacak tedavi ve muhtemel sonuçları konusunda yeterince aydınlatması; ameliyat gibi önemli girişimler öncesinde yazılı iznini alması esastır.
- Genel bir kural olarak, onam yazılı olmalıdır. Hasta ellerini kullanamayacak durumda ise, tutanak düzenlenmesi gerekir. Bu tutanak hasta yakınları veya yanında bulunan kişiler tarafından imzalanır. Hastanın yanında herhangi bir kişi bulunmuyorsa etrafta bulunan herhangi bir kişinin tanıklık etmesi ve bunun tutanakla belirlenmesi yeterlidir.
 

- Ameliyat gibi özel durumlarda ameliyat şekli, sonucu, komplikasyonları ayrıntılı olarak hastaya açıklanmalıdır. Hasta ve tanıkların adları ve açık adreslerinin altına imzalarını atmaları gerekir.
- Onam, standart form halinde hazırlanmış olabilir. Bu formda olası tüm durumlar, riskler belirtilmiş olması, aydınlatmanın uygun yeterli olduğu anlamına gelmeyecektir. Önemli olan, bunun ayrıntılı olması değil; hastanın onamı alınmasını gerektirecek hususların hastaya anlayabileceği sade bir dilde anlatılması, tıbbi terimlerin ne anlama geldiğinin açıklanması ve böylece imzasının alınmasıdır. Tedavi olanakları ve hekimin uygulayacağı yöntemler farklı olabileceğinden, standart formlar yetersiz kalabilir. Standart formların hazırlanması ve bunları kullanım esaslarının, her bir alanın ilgili kurulları; uzmanlık dernekleri tarafından belirlenmesi daha uygun olacaktır.
 

Aydınlatılmış Onamın Kapsamı:
- Hastanın o anki sağlık durumu, konulan tanı,
- Önerilen tedavi yönteminin türü, başarı şansı ve uygulama süresi, hastanın sağlığı açısından taşıdığı riskler, kullanılacak ilaçların kullanılış tarzı ve olası aksi etkileri,
- Tedavi yönteminin nerede, ne kadar süre ile ve kimler tarafından yapılacağı,
- Hastanın önerilen tedaviyi kabul etmemesi durumunda hastalığın yaratacağı sonuçlar,
- Tıbbi girişim öncesinde, sırasında ve sonrasında hastadan beklentiler
 

Onam Gerektirmeyen Durumlar:
1- Rutin muayeneler ve herhangi bir risk söz konusu olmayan tedaviler :
Bu durumda, hukuken hastanın hekime başvurusu ile “zımni muvaffakat” (var sayılan, gizli onam) bulunduğu kabul edilir.
2- Hasta muvafakat veremeyecek durumda ise, veli veya vasisi yoksa(ör. acil olgular),
3- Kişide daha büyük bir zararın önlenmesi amacı ile yapılması gereken cerrahi girişimler,
4- Uyuşturucu madde kullanımından doğan suçlar,
5- Bulaşıcı hastalıklarla ilgili olarak hükümet emirlerinin uygulanmasında,
6- Gıda zehirlenmelerinde,
7- Kuduz, trahom, verem, zührevi ve benzeri kamu sağlığı açısından zorunluluk gösteren tedaviler.
 

Eser Tipi Sözleşme:
Hekimlerin sözleşme sorumluluğunun istisnası, hukuki açıdan hekimle hasta arasında bir tür "eser sözleşmesi" niteliğinde kabul edilen; estetik amaçlı ameliyatlar, kozmetik girişimler, protez ve diğer benzeri tedavi amacı taşımayan uygulamalardır. Bu tip uygulamalarda, hekimin hastasına baştan belli bir sonucu(eser) garanti etmesi söz konusudur; aksine olumsuz bir sonuç ciddi miktarlardaki tazminat davalarının konusu olabilmektedir.
 

Adli Olgular
Adli olgular hekime normal olguların üstünde bir görev yüklemekte; hekim, adaletin oluşmasında önemli bir rol üstlenmektedir. Yapılan bir eksiklik veya ihmal çoğu kez hekimin önceden düşünemeyeceği ağırlıkta ciddi sonuçlara yol açabilmektedir. Bu nedenle, adli olgular genel olarak acil ve öncelikli olarak ele alınması ve sonuçlandırılması gereken olgulardır. Acil olguların kapsam ve niteliği her bir uzmanlık alanı ve çalışma koşuluna göre değişmektedir. Adli olgular ile ilgili olarak her biri bir yazı konusu oluşturabilecek aşağıdaki hususların bilinmesi önemlidir. Bu hususlarla ilgili olarak Adli Tıp kaynaklarına başvurulabilir.
 

• Adli olgulara yaklaşım
• Adli olguların muayene koşulları, muayene standartları
• Adli raporlarda önem taşıyan kavramların(yaşamsal tehlike,..) bilinmesi
• Standart rapor formlarının kullanılması
• Geçici-kesin rapor verme kriterleri
• Gerekli tetkik, sevk ve konsültasyon istenmesi
• Adli olgunun bildirilmesi zorunluluğu
• Ölü defin ruhsatı düzenlenmesi
• Adli otopsiye karar verilmesi
• Adli makamlarla olan ilişkiler.

Hekimlik Mesleki Uygulamalarından Doğan Sorumlulukları
 

Komplikasyon-Malpraktis Kavramı:
 

Günümüz hukuk anlayışında, hekimler ve diğer sağlık personeli çalışmalarını “izin verilen risk” kavramı çerçevesinde yerine getirirler. İzin verilen risk’in tıbbi karşılığı komplikasyon’dur ve tek başına kusur sayılmaz. Hekimlik doğası gereği riskli bir meslektir. Her tıbbi girişimin, tıbbın kabul ettiği normal risk ve sapmaları çerçevesinde doğabilecek kötü sonuçları hekimi sorumlu kılmaz. Ancak tıbbi yardımın özenle yürütülmesi zorunluluğu (özen borcu) vardır. Beklenilen özen ise hiç kuşkusuz ilgili sağlık biriminin tıbbi olanakları ve tıbbi girişimin tehlikelilik derecesi ile orantılıdır. Hekim, tedavi sonucunda ortaya çıkacak riskten ancak kusur yapması halinde sorumlu tutulabilir.
 

Dünya Tabipler Birliği’nin 1992 yılında yapılan 44. Genel Kurulu’nda kabul edilen bildirgesine göre ise, malpraktis (tıbbi uygulama hataları) “hekimin tedavi sırasında standart uygulamayı yapmaması, beceri eksikliği veya hastaya tedavi vermemesi ile oluşan zarar” şeklinde tanımlanmış; tıbbi bakım ve tedavi sırasında görülen ve hekimin hatası olmayan durumlardan (komplikasyon) ayırt edilmesi gerektiği vurgulanmıştır.
 

Bununla birlikte, hekimlerin mesleki uygulamalardan kaynaklanan kusurlu eylemlerini yalnızca tanı ve tedavi ile sınırlı olmayıp, genel olarak mesleki alandaki tüm eylem ve davranışları ile ilgilidir. Başka bir deyişle, bir hekim yalnızca tanı ve tedavideki kusurları açısından değil; aynı zamanda ve doğallıkla örneğin meslektaşları ve hastaları ile ilişkileri bakımından da önemli sorumluklar taşımaktadır. Hatta çoğu zaman hekimlerin mesleki alan dışındaki davranışları da, meslek ilkeleri ve etik değerler açısından önem taşımaktadır.

Hekimlik mesleki uygulamalarından doğan sorumluluklarını 4 ana başlık halinde ele alabiliriz:

I) Cezai sorumluluk
II) Hukuki sorumluluk
III) İdari sorumluluk
IV) Mesleki sorumluluk

I- Hekimin Cezai Sorumluluğu

Hekimlerin mesleki uygulamaları ile ilgili yukarda bahsedilen çok sayıda kapsamlı yasal düzenlemelerin varlığına karşın, gerek ceza gerekse medeni kanunumuzda hekimlerin “cezai” ve “hukuki” sorumluluğunu düzenleyen özel bir madde bulunmamaktadır. Yasal düzenlemelerde yer alan mesleki etik kurallar gereğince hekim, ilgili yasalardaki genel tanımlar çerçevesinde cezai ve hukuki açıdan sorumlu hale gelmektedir. Hekim sorumluluğunun yasal anlamda koşulları şunlardır:
 

1) Fiilin hukuka aykırı olması
2) Zararın doğmuş olması
3) Kusurlu bir davranışın bulunması
4) Zarar ile sonuç arasında uygun nedensellik(illiyet) bağı bulunması
 

Böylece, Haksız fiiller tazminat davalarının, meydana gelen suçlar ceza davalarının konusunu oluşturmaktadır.
 

Eski yasada bulunan aşağıdaki kavramlar yeni yasada geçmemekle birlikte, içerik olarak “malpraktis” kavramı kapsamında önemini korumaktadır:
 

Dikkatsizlik veya Tedbirsizlik

“Dikkatsizlik” yapılmaması gerekeni yapma; “tedbirsizlik” önlenebilir bir tehlikenin önlenmesinde gösterilen kusurluluğu ifade eder. Hekim açısından tanı ve tedavide, ülkenin sağlık koşulları esas alınarak, göstermesi gereken dikkati göstermemiş, önlemlerini almamış olmasıdır. Hekimden beklenen aşırı bir dikkat göstermesi ve önlem alması değil, normal bir dikkat göstermesi ve tedbir almasıdır.
 

Meslekte Acemilik
 

Hekimin mesleği veya uzmanlığı ile ilgili olarak kabul edilmiş olan klasik bilgileri bilmesi benimsemesi ve buna uyması zorunludur. Kendini ülke tıbbının gelişmesi düzeyinde yetiştirmesi gerekir. Aksine nedenlerle doğan hatalar meslekte acemilik olarak kabul edilir ve hekime bir sorumluluk getirir.
 

Yasa, Emir ve Yönetmeliklere Uymama
 

Konu ile ilgili her türlü yasa, yönetmelik ve idari kuralı kapsar. Bu bağlamda, genel tıp ve uzmanlık alanlarının yazılı kuralarının; örneğin, “meslekte yeterlilik”(booard) kurallarının, günümüzde önem kazandığı kabul edilebilir.
 

Acil hastanın kabul edilmemesi, tedavinin geciktirilmesi, kurallaşmış bir tedavi dışında bir tedavi şekline bağlı olarak hastanın zarar görmesi gibi durumlar örnek verilebilir. Burada hekimlerce bilinmesi gereken önemli bir husus da şudur: Tedaviden sorumlu hekim, ayrıca yardımcılarının neden oldukları hatalardan da (uzmanlar açısından asistan dahil) sorumludur.

Yeni TCK ’da ve CMK’da hekim sorumluluğu açısından eski yasaya göre bir dizi yeni tanımlama yer almaktadır. Bu yasada da “taksir” kavramına yer verilmiş olmakla birlikte, içeriği farklık kazanmış, ayrıca yeni kavramlar da eklenmiştir.
 

Yasadaki tanımına göre kişinin ön gördüğü sonucu istememesine karşın sonucun meydana gelmesi halinde “taksir” vardır. Hekimin öngörülmesi gereken sonucu ön göremeyişi “basit taksir”, sonucu öngörmesine karşın kendine güvenerek aktif yada pasif olarak olumsuz sonuca yol açması “bilinçli taksir” olarak kabul edilmektedir. Sağlık mesleği mensuplarının esas olarak bilinçli taksirle hareket ettiği düşünülmez.Çünkü müdahaleyi yapan hekim ağır bir kusurla hareket edecek olumsuz sonucu öngörmesine rağmen fiili işleyecektir. Olağan olarak hiçbir hekimden meslek ve etik dışı hareket etmesi beklenmez. Bununla birlikte, elbette istisnaların olması kaçınılmazdır. Bilinçli taksirde basit taksire oranla daha ağır ceza ön görülmüştür.
 

“Kast” ise, daha ağır bir durumdur. Kasten öldürme suçu gibi yasal tanımında belli bir fiilin icrasının yanı sıra bir sonucunda unsur olarak yer verilmiş olan suçlarda söz konusu sonuç ihmali bir davranışla da (olası kast) gerçekleştirilebilir. Örneğin bir sağlık kuruluşunda görev yapan hekimin durumu acil olan hastaya müdahale etmemesi, görev yerinde bulunmaması ve benzeri örnekler bu kapsam da düşünülebilir.
 

Hekimin cezai sorumluluğu, 12/10/2004 tarih, 25611 sayılı yeni TCK’da şu şekilde yar almaktadır:
 

Taksirle Öldürme (Madde 85)
 

(1) Taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Fiil, birden fazla insanın ölümüne ya da bir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden olmuş ise, kişi iki yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
 

Taksirle yaralama (Madde 89)
 

(1) Taksirle başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, üç aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.
(2) Taksirle yaralama fiili, mağdurun;
a) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına,
b) Vücudunda kemik kırılmasına,
c) Konuşmasında sürekli zorluğa,
d) Yüzünde sabit ize,
e) Yaşamını tehlikeye sokan bir duruma,
f) Gebe bir kadının çocuğunun vaktinden önce doğmasına, neden olmuşsa, birinci fıkraya göre belirlenen ceza, yarısı oranında artırılır.
(3) Taksirle yaralama fiili, mağdurun;
a) İyileşmesi olanağı bulunmayan bir hastalığa veya bitkisel hayata girmesine,
b) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin yitirilmesine,
c) Konuşma ya da çocuk yapma yeteneklerinin kaybolmasına,
d) Yüzünün sürekli değişikliğine,
e) Gebe bir kadının çocuğunun düşmesine,
Neden olmuşsa, birinci fıkraya göre belirlenen ceza, bir kat artırılır.
(4)
Fiilin birden fazla kişinin yaralanmasına neden olması hâlinde, altı aydan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(5) Bilinçli taksir hâli hariç olmak üzere, bu maddenin kapsamına giren suçların soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlıdır.
 

Kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi (Madde 83)
 

(1) Kişinin yükümlü olduğu belli bir icrai davranışı gerçekleştirmemesi dolayısıyla meydana gelen ölüm neticesinden sorumlu tutulabilmesi için, bu neticenin oluşumuna sebebiyet veren yükümlülük ihmalinin icrai davranışa eşdeğer olması gerekir.
(2) İhmali ve icrai davranışın eşdeğer kabul edilebilmesi için, kişinin;
a) Belli bir icrai davranışta bulunmak hususunda kanunî düzenlemelerden veya sözleşmeden kaynaklanan bir yükümlülüğünün bulunması,
b) Önceden gerçekleştirdiği davranışın başkalarının hayatı ile ilgili olarak tehlikeli bir durum oluşturması, gerekir.
(3) Belli bir yükümlülüğün ihmali ile ölüme neden olan kişi hakkında, temel ceza olarak, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar, müebbet hapis cezası yerine onbeş yıldan yirmi yıla kadar, diğer hâllerde ise on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunabileceği gibi, cezada indirim de yapılmayabilir.
 

II- Hukuki (tazminat) Sorumluluk
 

Hekimler yaptıkları hatalardan dolayı cezadan ayrı olmak üzere “özel hukuk” (tazminat) yönünden de sorumlu olurlar. Özel Hukuk’ta her türlü kusur haksız fiil sayılır ve kusurlu olduğu saptandığında hekim bu zararı ödemekle yükümlüdür. Tazminat davası olarak bilinen bu davanın açılması ve zararın ispatı davacı hasta ya da yakınına düşer (Borçlar Kanunu, Madde: 41,42).
 

III) İdari sorumluluk
 

Kamu veya özel kurum içi yapılan soruşturmadır. Devlet memurlarını ilgilendiren temel yasa, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu(DMK)’dur. “Disiplin” konusu; 657 sayılı yasanın 7. bölümünde (124-145. maddeler) ele alınmıştır. Burada, disiplin kavramı ile ilgili herhangi bir tanımlama yapılmamış; disiplin cezasını gerektiren fiil ve haller ile bu fiil ve hallerde uygulanacak cezalara yer verilmiştir. Uyarı, maaş kesme, kademe ilerlemesinin durdurulması, kurumdan ihraç gibi cezaları içerir.
Üniversitede görev yapan akademik personel açısından, 2547 sayılı “Yüksek Öğretim Kanunu”(YÖK) ve bununla ilişkili olarak “Yükseköğretim Kurumları Yönetici, Öğretim Elemanı ve Memurları Disiplin Yönetmeliği” önem taşımaktadır. Bu yönetmelik, 54 maddeden ibaret olup; 657 sayılı DMK’nun 124-145.maddeleri ile paralellik göstermekle birlikte bazı önemli farklıklar da içermektedir.
 

IV) Mesleki sorumluluk
 

Türk Tabipleri Birliği Disiplin Yönetmeliği, kamu kurumlarında görevli hekimlerin, idareyi ilgilendiren konular dışındaki mesleki ve etik davranışlarından doğan sorunları açısından önem taşır. Hekim dışı akademik personel açısından da; kendilerini ilgilendiren meslek odası veya benzer bir kuruluşun disiplin ile ilgili belgelerinin önemi bulunmaktadır.
 

28.04.2004 tarih ve 25446 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren ve 6023 sayılı Türk Tabipleri Birliği Kanunu’nun 59. maddesine dayanılarak çıkartılmış olan Türk Tabipleri Birliği Disiplin Yönetmeliği, disiplin cezası verilecek kişileri ve durumları belirlemek ve disiplin cezası verilmesinde uyulması gereken usul ve esasları saptamak üzere hazırlanmıştır.
Tabip odalarında hekimlerin mesleki uygulamaları ile ilgili suç veya suç iddiası durumlarında “Yönetim Kurulu” ile birlikte özellikle “Onur Kurulu” görev yapmaktadır.
Tabip Odaları Onur Kurulları, hekimlik uygulamaları ile ilgili olarak esas olarak 28.4.2004 tarih, 25446 sayılı TTB Disiplin Yönetmeliği’ne göre çalışmaktadır. Bu kurullar, yapılan başvuruları değerlendirirken ve karara bağlarken Tıbbi Deontoloji Tüzüğü başta olmak üzere ilgili yasa, yönetmelik ve benzer belgeleri dikkate almaktadır.
 

Yönetmelik’te, disiplin soruşturması yapmak ve cezası vermekle tabip odaları onur kurulları yetkili kılınmıştır(Madde: 9). TTB Disiplin Yönetmeliği’nde hekimlik uygulamaları ile ilgili olarak öngörülen, hekimlerin disiplin suçu olarak kabul edilen kusurlu eylemleri; 1) Deontolojiye Aykırı Davranmak, 2) Yasa ve Tüzüklere Uymamak, 3) Haksız Çıkar Sağlamak, 4) Hasta Haklarını İhlal Etmek şeklinde dört ana grupta ele alınmıştır.
 

Bu kusurlu eylemlere karşı ise; a) uyarı, b) para, c) geçici olarak meslekten men ve d) oda bölgesinde çalışmanın yasaklanması; olmak üzere başlıca dört tür yaptırım ön görülmüştür(Madde: 3-6). Oda onur kurulları tarafından verilen geçici meslekten alıkoyma kararları, itiraz edilmemiş bile olsa, Yüksek Onur Kurulu tarafından onaylandıktan sonra kesinleşmekte ve sonuç doğurmaktadır. Yüksek Onur Kurulu’nun onadığı geçici meslekten alıkoyma cezalarının Sağlık Bakanlığı tarafından uygulanması öngörülmüştür(Madde:28). Ancak, bu anlamda uygulamada önemli sorunların yaşandığı görülmektedir.
TTB yasasında 1983 yılında yapılan değişiklikle, kamu alanında çalışan hekimlerin tabip odalarına üye olma zorunluluğu ortadan kalkmış olmakla birlikte; mevcut hali ile de tabip odalarının tüm hekimlerle ilgili önemli yasal yetki ve sorumlulukları bulunmaktadır.
 

Mesleki Sorumluk Sigortası
 

Sağlık sistemindeki sorunların artması; malpraktis olgularının ve buna bağlı olarak ceza ve hukuk davalarının; mesleki sigorta işlemlerinin sayısının giderek artmasına yol açmaktadır. Bu durum, kısır bir döngü halinde bir yandan hekimleri haklı olduğu kadar haksız malpraktis ve benzer suçlamalara maruz bırakmakta; öte yandan defansif bir hekimlik anlayışının yayılmasına yol açmaktadır. Sigorta şirketlerinin hekimler için yaptığı mesleki sorumluk sigortasının kapsamı; hekimin uzmanlık alanı, risk faktörleri, prim miktarı gibi değişkenlere bağlıdır. Hekimlerin mesleki faaliyetleri esnasındaki ihmal veya kusurlu hareketi sonucunda kendisine yüklenecek hukuki sorumluluk nedeni ile ödenecek tazminat miktarlarını içermektedir. Dermatoloji, invaziv girişimler dışında daha az riskli ve daha prim gerektiren dallar arasında sayılmıştır.
 

Son dönemde Sağlık Bakanlığı kamuda çalışan tüm hekimleri zorunlu olarak Mesleki Sorumluk Sigortası kapsamına almayı planlamaktadır. Bunun son derece ciddi yeni bir takım mesleki etik sorunlara yol açması kaçınılmaz görülmektedir.
 

Hekim Hatalarında Bilirkişilik
 

Hekimlik uygulamalarından doğan hatalar ile ilgili olarak ülkemizde genellikle resmi bilirkişilik kurumları olarak Yüksek Sağlık Şurası’na (YSŞ), Adli Tıp Kurumu’na, üniversitelere; meslek örgütü olarak Tabip Odalarına başvurular yapılmaktadır. Hekim ve diğer sağlık mensuplarının kusurunun saptanmasında mahkemeler bilirkişi olarak daha çok Yüksek Sağlık Şurası’na baş vururlar. Sağlık Bakanlığı içinde bulunan YSŞ, hekimlerin mesleğe ilişkin kusur ve durumlarını belirlemeye yetkilidir. Ancak; hukuk davaları açısından YSŞ’na başvurma zorunluluğu bulunmamaktadır.
 

Hekim hataları ile ilgili olarak , Yüksek Sağlık Şurası, Adli Tıp Kurumu ve Tabip Odalarına yapılan başvurularda, uzmanlık alanı açısından cerrahi branşlar ön sıralarda yer almasına karşın; Deri ve Zührevi Hastalıklar, Pratisyen Hekimlik ve Laboratuar dallarının hakkında en az başvuru yapılan dallar olduğu dikkati çekmektedir. Ancak, genel olarak tüm hekimlerin giderek artan sayı ve kapsamda malpraktis olguları ile karşılaşmakta olduğu bir gerçektir. Hekimlerin mesleki açıdan yeterli donanımlı olmalarının yanı sıra; ilgili yasal düzenlemeler ve yaptırımları konusunda da bilgi sahibi olmaları gerekmektedir.
 

* Bu yazı, Türkderm, 2007; 41. sayısında yayınlanmıştır.
 

Anahtar Kelimeler: hekim hataları , mesleki sorumluluk , etik , mesleki sorumluluk , idari sorumluluk , hekimlerin cezai sorumlulukları

Paylaş ve Kaydet



EN ÇOK OKUNANLAR

EN SON EKLENENLER
BRANŞ DOKTORU KİMDİR?
Prof.Dr. Sermet Koç
Adli Bilimler

1961 yılında Samsun Havza’da doğdu. 1978’de Kastamonu Göl Öğretmen Lisesi’nden,...

+ Devamını okumak için tıklayınız

  Acil
Yrd.Doç.Dr. Ayhan Özşahin
Adli Bilimler
Prof.Dr. Sermet Koç
Aile Hekimliği Ve Check-Up
Uzm.Dr. Cüneyt Özüak
Anatomi
Prof.Dr. Salih Murat Akkın
Anesteziyoloji ve Reanimasyon
Prof.Dr. Ercüment Yentür
Beyin ve Sinir Cerrahisi
Prof.Dr. Mehmet Yaşar Kaynar
Cinsel Sağlık
Prof.Dr. Doğan Şahin
Çevre ve Halk Sağlığı
Uzm.Dr. Murat Fırat
Çocuk Hastalıkları
Prof.Dr. Haluk Çokuğraş
Diş hekimliği
Dt. Celal Yıldırım
Dt. Saba Eryılmaz
Diyabet Ve Metabolizma
Prof.Dr. Temel Yılmaz
Enfeksiyon Hastalıkları
Prof.Dr. Haluk Eraksoy
Farmakoloji
Prof.Dr. Aydın Barlas
Genetik Bilimler
Prof.Dr. Turgut Ulutin
Göğüs Cerrahisi
Prof.Dr. Kamil Kaynak
Göğüs Hastalıkları
Prof.Dr. Gül Öngen
Kadın Hastalıkları ve Doğum
Prof.Dr. M. Cihat Ünlü
Kardioloji
Prof.Dr. Zeki Öngen
Klinik Beslenme
Prof.Dr. Ercüment Yentür
Kulak Burun Boğaz
Prof.Dr. Asım Kaytaz
Prof.Dr. Ferhan Öz
Psikiyatri
Prof.Dr. M. Kemal Arıkan
Sağlık Politikaları
Yrd.Doç.Dr. Haluk Özsarı
Sağlık Tartışma Platformu
Op.Dr. M.Şükrü Güner
Sağlıklı Beslenme Ve Diyet
Doç.Dyt Emel Özer
Seyahat Sağlığı
Prof.Dr. Volkan Korten
Sosyal Psikiyatri
Prof.Dr. Doğan Şahin
Termal Sağlık Ve SPA Wellness
Prof.Dr. M.Zeki Karagülle
Tıbbi Onkoloji
Prof.Dr. Adnan Aydıner
Tıp Hukuku
Prof.Dr. Faik Çelik
Tıp ve Sanat
Prof.Dr. Faik Çelik
Üroloji
Prof.Dr. Emre Akkuş
 

 
 
 
Copyright 2018 Tüm hakkı saklıdır. Designed by: OrBiT
RSS Kayıt Ol e-Bülten Kayıt Giriş Yap
saglikpaneli.com ANA SPONSORLARI
saglikpaneli.com İÇERİK SPONSORLARI


SAĞLIK MERKEZİ KISA YOLLARI
Acil | Kardioloji | Adli Bilimler | Kulak Burun Boğaz | Aile Hekimliği Ve Check-Up | Diyabet Ve Metabolizma | Çocuk Hastalıkları | Farmakoloji | Anatomi | Anesteziyoloji ve Reanimasyon | Çevre ve Halk Sağlığı | Diş hekimliği | Enfeksiyon Hastalıkları | Sağlıklı Beslenme Ve Diyet | Göğüs Cerrahisi | Seyahat Sağlığı | Üroloji | Sağlık Politikaları | Psikiyatri | Göğüs Hastalıkları | Genetik Bilimler | Tıbbi Onkoloji | Diş hekimliği | Sağlık Tartışma Platformu | Diş hekimliği | Klinik Beslenme | Diş hekimliği | Genel Konular | Beyin ve Sinir Cerrahisi | Kadın Hastalıkları ve Doğum | Termal Sağlık Ve SPA Wellness | Diş hekimliği | Tıp Hukuku | Tıp ve Sanat | Cinsel Sağlık | Sosyal Psikiyatri |
SAĞLIK KONULARI
Cinsel Sağlık | Çocuk Psikolojisi | Diyabet | Domuz Gribi | Ergenlik - Adolesan Sağlığı | Erken Boşalma | Fitnes | Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar | Grip ve Soğuk Algınlığı | Güzellik&Estetik | Hamilelik | HIV/AIDS | Hipertansiyon | İlkyardım | İnfertilite/Kısırlık | İnme | Kanser | Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi | Kuş Gribi | Obezite | Sağlık Mevzuatı | Sertleşme Sorunu | Ses Kısıklığı | Sigara | Stres | Tamamlayıcı Tıp |
Sağlık Paneli
Sağlık Paneli Hakkında | Kullanım Koşulları | Gizlilik Sözleşmesi | Yasaklı Ürünler | Ürün Listeleme Kuralları | Üyelik Sözleşmesi | Telif Hakları Hakkında | Güvenli Alışveriş, Satıcı ve Alıcı Sözleşmesi | Güvenli Ticaret ve Ödeme Sisteminin Tanımı | Kişisel Sağlık Profili Yetkilendirme Sözleşmesi | Doktor Üyelik Sözleşmesi | Bize Ulaşın | E-bültenler | Üye Doktorlar | Üye Kurumlar | Doktor Ara | Kurum Ara | Forum | Tartışma Platformu
A - Z
Branşlar A-Z | Slide Show A-Z | Kadın Sorunları A-Z | Erkek Sorunları A-Z | Çocuk Sorunları A-Z | Anketler A-Z | İnteraktif Araçlar A-Z