+ Ana sayfanız yapın! + Favorilerinize ekleyin! Add to Google RSS Kayıt
Ol
e-Bülten Kayıt Giriş Yap
 
 
 
 
Sağlık Paneli Ana Sayfa Yazdır Arkadaşına Gönder
Adli Bilimler / MAKALELER Prof.Dr. Sermet Koç
 
 
ALT BAŞLIKLAR
Listelenen içerikleri, belli bir alt başlıkta/alt branşta filtrelemek için, aşağıdaki listeden seçim yapabilirsiniz.

+ Tüm Alt Başlıklar + Genel Konular







MAKALELER: Beyin ölümüne çare yok!

İçerik Eklenme Tarihi: 30.10.2009

Yazar
Prof.Dr. Sermet Koç

Paylaş ve Kaydet

Günümüzde organ transplantasyonu cerrahisi  tıbbın en hızlı gelişen alanlarından olup; gereksinim duyulan organlar için en önemli kaynak, daha önce bağış yapan ve beyin ölümü gerçekleşen hastalar olmaktadır.  

Denizli valisi Recep Yazıcıoğlu’nun geçirdiği talihsiz trafik kazasından sonra, özellikle bazı ilahiyatçılar tarafından başlatılan “ Beyin ölümü gerçekleşse de, kalp duruncaya kadar fiş çekilmemelidir!” şeklindeki tartışmalar, dileriz olmasın ama, bir başka ünlü şahsiyet benzer şekilde öldüğünde toplumun gündemine yine gelecektir. Recep Yazıcıoğlu’nun renkli ve saygın kişiliğinin etkisi ile olsa gerek, bazı zat-ı muhteremler, ölüye saygı bir yana, durumdan kendine vazife çıkarmakta, kamuoyunu yanıltan beyan vermekte gecikmediler. Ancak, konunun gözden kaçan ve tehlikeli bir başka boyutu da var: Bu tip tartışmalar, ülkemizde zaten kıt kanaat sürdürülmeye çalışılan “organ bağışı” ve “transplantasyon” açısından çok olumsuz bir ortam yaratmaktadır.


Günümüzde “organ transplantasyonu cerrahisi” tıbbın en hızlı gelişen alanlarından olup; gereksinim duyulan organlar için en önemli kaynak, daha önce bağış yapan ve beyin ölümü gerçekleşen hastalar olmaktadır. Bunun ne kadar önem taşıdığını ise, her halde en çok bu organlara gereksinimi olan hastalar bilebilir. Ama ne yazık ki, kötü bir alışkanlığımız olsa gerek; bir konuda da bilenden çok, bilmeyen konuşuyor ve Yazıcıoğlu’nun ölümünde olduğu gibi, sorumsuzca verilen beyanların kimlere zarar verebileceği hiç düşünülmüyor. Hâlbuki her gün benzer bir şekilde beyin ölümleri gerçekleşiyor, fişler çekiliyor; ama kimse ortada tartışılacak bir konu görmüyordu. Hatta, gösterişli bir şekilde organ bağışı kampanyalarının yapıldığı seksenli yıllarda ilahiyatçılar ölüden, beyin ölümü gerçekleşmiş kişilerden organ bağışı yapılmasında bir mahsur bulunmadığını defalarca söylemişlerdi. Ne olmuş da, neler değişmiş de böyle bir tartışmaya ihtiyaç duyulmuştu?

Bir insanın ölüp ölmediğine; tedaviden yaralanıp yararlanamayacağına karar verilmesi, “canı çıktı” denilmesi kadar kolay olmuyor. Tıp ve hukuk öğreniminde de genişçe yer tutan, ölüm ile ilgili, bazı temel kavramlardan kısaca bahsedelim:

Ölüm nedir? 19. yüzyıla varıncaya kadar ölüm ile ilgili olarak bilimsel açıdan yeterli bir tanımlama yapılmamıştır. İlk kez bir Fransız bilimcisi olan Emanuelle Fodere “somatik ölüm” (vücut ölümü) tanımını ortaya atmıştır. Somatik ölüm temel vücut fonksiyonları olarak kabul edilen merkezi sinir sistemi, solunum ve dolaşım fonksiyonlarının irreversibl (geri dönüşümsüz) olarak kaybıdır. Bu fonksiyonlardan birinin kaybı, otomatikman kısa bir süre sonra diğerlerinin de kaybını doğuracaktır. Somatik ölüm tanımı, hukuken geçerli olan ölüm tanımıdır; nasıl ki kişinin hukuki varlığı canlı doğması ile başlıyorsa, sona ermesi de somatik ölüm tanımı ile olmaktadır. Somatik ölümü izleyen ikinci bir ölüm şekli daha vardır. Somatik ölümle birlikte, özellikle beyin sapındaki solunum ve dolaşım merkezinin devre dışı kalması sonucu süreç kaçınılmaz olarak tüm organ ve dokuların canlılık durumunu yitirmesi ile sonuçlanacaktır. Buna, "hücresel ölüm" (biyolojik ölüm) denmektedir. Bu ölüm şeklinin, hukuki açıdan bir önemi bulunmaz. Yani, ölen kişi ile ilgili bir takım yasal işlemlerin yapılabilmesi için, diğer organ ve dokuların canlılık durumunu yitirmeleri beklenmez. “Beyin ölümü” ise, günümüzde belli durumlar için, somatik ölümle ilişkili olarak kullanılan özel bir tanımdır:

Beyin Ölümü Beyin ölümü kavramı ise, 20 yüz yılda tıptaki ilerlemelere bağlı olarak ortaya çıkmıştır. Önce, solunum ve dolaşımın yapay aygıtlarla desteklenmesi ile yaşam süresinin uzatılması; sonra kan grubu ve subgruplarının bulunması, antibiyotiklerin bulunması, bağışıklık sistemi ile ilgili buluşlar ile başka bir vericiden doku ve organ transplantasyonu olanağı doğmuştur.

Beyin ölümü kavramı gerçekte, insan organizmasının yaşam ile ilgili olarak kilit bir alanını oluşturan beyin sapındaki solunum ve dolaşım merkezinin canlılığını yitirdiği ve böylece tıbbın olanakları ile artık yaşama ümidi kalmamış kişilerden buna ihtiyacı olan kişilere organ ve doku transplantasyonu yapılmasını sağlamak amacı ile ortaya atılmıştır. Anlam olarak, somatik ölüme eş değerdir. Beyin ölümüne denk ilk tanım, 1959’da Mollart ve Goulan adlı iki nörolog tarafından yapılmış ve geri dönüşümsüz komaya giren hastalara "komanın ötesinde" anlamına gelen "coma depassé" deyimi kullanılmıştır.

3 Aralık 1967’de Profesör C.Barnard Güney Afrika’da Cape Town’ın Groote Schuur Hastanesi’nde insandan insana ilk kalp nakli ameliyatını yaptıktan sonra kişilerin öldüklerinin gerçek ve tam olarak saptanması önemli bir tıp ve hukuk sorunu olarak ortaya çıkmıştır. Kısa bir süre sonra 1968’de ABD’de Harward Tıp Fakültesi’nde aralarında din adamları ve hukukçuların da bulunduğu başta anestezi, nöroloji, nöroşirürji, kardiyoloji olmak üzere değişik tıp alanlarından uzmanların yer aldığı bir komite tarafından beyin ölümü kriterleri kabul edilerek dünyaya duyurulmasını sağlamıştır. Bunu takip eden yıllarda Dünya Tıp Birliği ve birçok ülkede paralel yönde kararlar alınmış; konuyla ilgili hukuki düzenlemeler yapılmıştır. Bu gelişmeler dünyada tıpta bir devrim niteliği taşır. Bilim adamlarının önüne, ölüm ve yaşam ile ilgili aşılması gereken daha da büyük hedefler koymuştur. Beyin ölümüne karar verilen bir kişinin canlandırma aygıtlarına bağlı tutulması anlamsız olup; gerçekte tıbben ölü olarak kabul edilen bir kişide tedavinin sonlandırılması, aygıtların kapatılması hukuki bir soruna da yol açamaz. Aksi takdirde, beyin ölümü halindeki tüm kişilerin günlerce makinelere bağlı olarak beyin dışındaki diğer organları, niteliksiz de olsa, canlı(!) tutulabilir. Bu ise, bir yandan organ transplantasyonun artık olanaksız hale gelmesi; öte yandan hastanelerdeki yoğun bakım ünitelerinin fuzuli işgali, yaşama ve tedaviden yaralanma olasılığı bulunan diğer hastaların hakkının kısıtlanması anlamına gelir.

Tüm vatandaşların anayasal, temel bir insan hakkı olarak kabul edilen sağlık hizmetlerini bile asgari düzeyde karşılayamayan; başka bir deyişle parası veya sosyal güvencesi olmayan milyonlarca insanın kaderlerine terk edilmiş olduğu ülkemiz için gerçekten fazlaca lükstür! Beyin ölümü, bir çok kişi tarafından “vejetatif yaşam” hali(bitkisel hayat) ile karıştırılmaktadır. Bitkisel hayat, beynin belli alanlarının fonksiyonlarının bozulması ile koma halinin gerçekleştiği; ancak beyin sapının henüz sağlam olduğu; beyin ölümünün gerçekleşmediği bir durumdur. Bu kişilerde organlar henüz sağlam olup, bilinç kapalıda olsa uzun süre; ileri yoğun bakım ünitelerinde bazen haftalarca hatta aylarca yaşatılabilirler. Bununla birlikte, bitkisel hayattaki çok az sayıdaki; milyonda bir kaç hasta yaşama döndürülebilmektedir; hastaların büyük çoğunluğu, yoğun bakım ve tedavilere rağmen, yaşatılamamakta ve beyin ölümü gerçekleşmektedir. Ayrıca bu hastaların dahi yaşatılabilmesi; yoğun bakım ünitelerin yetersizliği ve ekonomik nedenlerle son derece güç olmaktadır. Bitkisel hayattaki hastalar tıbben ve hukuken “sağ” olup; yaşama olasılığı ne kadar az olursa olsun, yaşamsal destek sunulması esastır. Bu konuda sorumluluk, yalnızca aileye değil, tüm topluma düşmektedir. Ancak, beyin ölümü gerçekleşmiş kişiler için aynı şeyleri söylememiz mümkün değildir.

Türkiye’de de ölüden organ transplantasyonu, 29.5.1979’de 2238 sayılı kanun ile kabul edilmiş ve ilk kez bu tarihten sonra uygulanmaya başlanmıştır. O günden bugüne kadar; güç de, kıt kanaat de olsa beyin ölümü gerçekleşmiş kişilerin organları öldükten sonra da başka bedenlerde yaşam bulmuşlardır. Son günlerde hiç yoktan yere ortaya atılan “beyin ölümü gerçekleşen kişilerin kalbi duruncaya kadar yapay aygıtlara bağlı tutulması gerektiği” görüşü tehlikelidir. Ölenin yakınlarının bu şekildeki istekleri genellikle duygusal nedenlere bağlı olduğu için anlaşılabilir ve aslında onların da organ bağışı konusunda doğru bilgilendirilmeleri, aydınlatılmaları çok önemlidir. Ancak, kendisini konunun muhatabı kabul eden bazı ilahiyatçı, hukukçu ve hatta hekimlerin bilimsel olmayan, subjektif yorumlarda bulunması; halkı yanıltmaktan ve organ bağışı konusunda soğutmaktan başka bir işe yaramaz. Beyin ölümü gerçekleşmiş kişilerde “organlar fonksiyonlarını yitirinceye kadar fişin çekilmemesi gerektiği” tarzındaki beyanlar, organ bağışında bulunmayı düşünecek kişileri etkileyerek; yaşama olasılığı bulunduğu yanılgısına düşürebilir, organ bağışından vazgeçmeye yöneltebilir.

Organ transplantasyonunun başarı şansı için dakikaların bile önemli olması nedeni ile, beyin dışındaki organların canlılığını yitirmesinden sonra yapılacak bağışların ise, fazla bir değeri kalmayacaktır. Hem kişilerin yaşama haklarını korumak, hem de organ transplantasyonlarını başarılı bir şekilde gerçekleştirerek sağlığı bozuk kişileri sağlıklarına kavuşturmak için, hepimiz daha özverili ve dikkatli olmalıyız. Henüz, beyin ölümü karşısında insanoğlunun ve tıbbın yapabileceği bir şey yok ve ortada ümitle organ bekleyen yüzlerce hasta var. Yine hiç kuşku yok ki, bizlerin ölüm hakkında bilmediğimiz şeyler bildiklerimizden; bilimin bundan sonra söyleyecekleri bugüne kadar söylediklerinden daha fazla!

* Bu yazı, HEKİM FORUMU Kasım - Aralık 2003 sayısında yayınlanmıştır
 

Anahtar Kelimeler: Beyin ölümü , yasal gereklilik , organ bağışı , transplantasyon , vejetatif yaşam , bitkisel hayat , ölüm nedir?

Paylaş ve Kaydet



EN ÇOK OKUNANLAR

EN SON EKLENENLER
BRANŞ DOKTORU KİMDİR?
Prof.Dr. Sermet Koç
Adli Bilimler

1961 yılında Samsun Havza’da doğdu. 1978’de Kastamonu Göl Öğretmen Lisesi’nden,...

+ Devamını okumak için tıklayınız

  Acil
Yrd.Doç.Dr. Ayhan Özşahin
Adli Bilimler
Prof.Dr. Sermet Koç
Aile Hekimliği Ve Check-Up
Uzm.Dr. Cüneyt Özüak
Anatomi
Prof.Dr. Salih Murat Akkın
Anesteziyoloji ve Reanimasyon
Prof.Dr. Ercüment Yentür
Beyin ve Sinir Cerrahisi
Prof.Dr. Mehmet Yaşar Kaynar
Cinsel Sağlık
Prof.Dr. Doğan Şahin
Çevre ve Halk Sağlığı
Uzm.Dr. Murat Fırat
Çocuk Hastalıkları
Prof.Dr. Haluk Çokuğraş
Diş hekimliği
Dt. Celal Yıldırım
Dt. Saba Eryılmaz
Diyabet Ve Metabolizma
Prof.Dr. Temel Yılmaz
Enfeksiyon Hastalıkları
Prof.Dr. Haluk Eraksoy
Farmakoloji
Prof.Dr. Aydın Barlas
Genetik Bilimler
Prof.Dr. Turgut Ulutin
Göğüs Cerrahisi
Prof.Dr. Kamil Kaynak
Göğüs Hastalıkları
Prof.Dr. Gül Öngen
Kadın Hastalıkları ve Doğum
Prof.Dr. M. Cihat Ünlü
Kardioloji
Prof.Dr. Zeki Öngen
Klinik Beslenme
Prof.Dr. Ercüment Yentür
Kulak Burun Boğaz
Prof.Dr. Asım Kaytaz
Prof.Dr. Ferhan Öz
Psikiyatri
Prof.Dr. M. Kemal Arıkan
Sağlık Politikaları
Yrd.Doç.Dr. Haluk Özsarı
Sağlık Tartışma Platformu
Op.Dr. M.Şükrü Güner
Sağlıklı Beslenme Ve Diyet
Doç.Dyt Emel Özer
Seyahat Sağlığı
Prof.Dr. Volkan Korten
Sosyal Psikiyatri
Prof.Dr. Doğan Şahin
Termal Sağlık Ve SPA Wellness
Prof.Dr. M.Zeki Karagülle
Tıbbi Onkoloji
Prof.Dr. Adnan Aydıner
Tıp Hukuku
Prof.Dr. Faik Çelik
Tıp ve Sanat
Prof.Dr. Faik Çelik
Üroloji
Prof.Dr. Emre Akkuş
 

 
 
 
Copyright 2018 Tüm hakkı saklıdır. Designed by: OrBiT
RSS Kayıt Ol e-Bülten Kayıt Giriş Yap
saglikpaneli.com ANA SPONSORLARI
saglikpaneli.com İÇERİK SPONSORLARI


SAĞLIK MERKEZİ KISA YOLLARI
Acil | Kardioloji | Adli Bilimler | Kulak Burun Boğaz | Aile Hekimliği Ve Check-Up | Diyabet Ve Metabolizma | Çocuk Hastalıkları | Farmakoloji | Anatomi | Anesteziyoloji ve Reanimasyon | Çevre ve Halk Sağlığı | Diş hekimliği | Enfeksiyon Hastalıkları | Sağlıklı Beslenme Ve Diyet | Göğüs Cerrahisi | Seyahat Sağlığı | Üroloji | Sağlık Politikaları | Psikiyatri | Göğüs Hastalıkları | Genetik Bilimler | Tıbbi Onkoloji | Diş hekimliği | Sağlık Tartışma Platformu | Diş hekimliği | Klinik Beslenme | Diş hekimliği | Genel Konular | Beyin ve Sinir Cerrahisi | Kadın Hastalıkları ve Doğum | Termal Sağlık Ve SPA Wellness | Diş hekimliği | Tıp Hukuku | Tıp ve Sanat | Cinsel Sağlık | Sosyal Psikiyatri |
SAĞLIK KONULARI
Cinsel Sağlık | Çocuk Psikolojisi | Diyabet | Domuz Gribi | Ergenlik - Adolesan Sağlığı | Erken Boşalma | Fitnes | Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar | Grip ve Soğuk Algınlığı | Güzellik&Estetik | Hamilelik | HIV/AIDS | Hipertansiyon | İlkyardım | İnfertilite/Kısırlık | İnme | Kanser | Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi | Kuş Gribi | Obezite | Sağlık Mevzuatı | Sertleşme Sorunu | Ses Kısıklığı | Sigara | Stres | Tamamlayıcı Tıp |
Sağlık Paneli
Sağlık Paneli Hakkında | Kullanım Koşulları | Gizlilik Sözleşmesi | Yasaklı Ürünler | Ürün Listeleme Kuralları | Üyelik Sözleşmesi | Telif Hakları Hakkında | Güvenli Alışveriş, Satıcı ve Alıcı Sözleşmesi | Güvenli Ticaret ve Ödeme Sisteminin Tanımı | Kişisel Sağlık Profili Yetkilendirme Sözleşmesi | Doktor Üyelik Sözleşmesi | Bize Ulaşın | E-bültenler | Üye Doktorlar | Üye Kurumlar | Doktor Ara | Kurum Ara | Forum | Tartışma Platformu
A - Z
Branşlar A-Z | Slide Show A-Z | Kadın Sorunları A-Z | Erkek Sorunları A-Z | Çocuk Sorunları A-Z | Anketler A-Z | İnteraktif Araçlar A-Z