+ Ana sayfanız yapın! + Favorilerinize ekleyin! Add to Google RSS Kayıt
Ol
e-Bülten Kayıt Giriş Yap
 
 
 
 
Sağlık Paneli Ana Sayfa Yazdır Arkadaşına Gönder
ERKEK SAĞLIĞI / MAKALELER
 
 






MAKALELER: Prostat nedir?

İçerik Eklenme Tarihi: 17.07.2009

Yazar
Prof.Dr. Emre Akkuş

Paylaş ve Kaydet

Prostat bir hastalık değil, bir organın adıdır. Mesanenin alt kısmında, idrar kanalının başladığı yerde bulunan ve spermin içerisindeki birtakım katkı maddelerini sağlayan bir organdır.

Prostat nedir?

Prostat bir hastalık değil, bir organın adıdır. Mesanenin alt kısmında, idrar kanalının başladığı yerde bulunan ve spermin içerisindeki birtakım katkı maddelerini sağlayan bir organdır. Prostatın yaşlanma süreci içerisinde birtakım değişimlere uğradığı biliniyor. İdrar kanalı (üretra) prostatın içinden geçtiği için prostatın yapısındakı değişimler özellikle de idrar kanalına doğru büyümesi idrar akışını olumsuz etkiler bazen de engeller. Bu değişimler içerisinde en belirgin olanı:

  1. Selim prostat büyümesi,(BPH)
  2. Prostat kanseridir.


Bu türleri açıklayabilir miyiz?

  1. Selim prostat büyümesi: Yaşlanma süreci içerisinde mutlaka olan, az ya da çok miktarda olan ve büyümenin şiddetine göre birtakım semptomlarla, belirtilerle seyreden ve bunun sonunda da erkeklerde idrar yapma ile ilgili çeşitli sıkıntıların, yakınmaların başladığı bir süreçtir.
  2. Prostat kanseri: Diğer organ kanserlerinde olduğu gibi prostat dokusunda habis hücrelerin anarşisi ile oluşur ve erkekleri en çok etkileyen kanser türüdür.

Mutlaka her erkekte olur gibi bir sonuç çıkıyor burada galiba...

Her erkekte prostatın selim büyümesi az ya da çok olur. Ama her erkekte prostat kanseri oluşmaz. Her erkekte prostat, yaşlanma süreci içerisinde büyür. Ancak her büyüyen prostat, her erkekte aynı belirtilerle, aynı yakınmalarla ve mutlaka tedavi gerektirecek durumda olmaz. Özellikle prostatın idrar kanalına doğru büyümesi, idrar kanalına baskı yapması, idrar akımını engelleyen bir unsur oluşturduğu için erkekler belli bir yaştan sonra bu prostat büyümesine bağlı olarak, idrar şikâyetleri ile doktora başvurmak zorunda kalabilirler. Ancak şurası da unutulmamalıdır ki prostatın büyüklüğüyle verdiği rahatsızlıklar her zaman direkt ilintili değildir. Yani prostat çok büyümese de idrar kanalını engelleyecek durumda ise ciddi idrar yakınmalarına yol açabilir.Bazen de çok büyüyen prostatlar hiçbir idrar yakınmasına yol açmaz ve kişinin yaşam kalitesini bozmaz.


Bu hangi yaşa tekabül eder?

Genellikle 50 yaşından sonradır bu süreç. 50 yaşından sonra bu süreç hızlanır. Ama biz bugün biliyoruz ki 40’lı yaşlardan itibaren bu süreç yavaş yavaş başlıyor. Ama 50 yaşından sonra tipik gelişmeler, idrar kanalına olan baskılar daha belirgin hale gelebiliyor.


Size ne tür yakınma ile gelir o hastalar?

Hastalar genelde idrar yaparken zorlanma, idrar yaparken yanma, sızı, gündüz ve özellikle de gece sık idrara çıkmaya başlama ve o kadar sık olur ki bu, bazen hastalarda ciddi anlamda uyku sorunlarına yol açabilir. Gecede 7-8 kere tuvalete idrara kalkabilirler. Normalde bir erkeğin ya da bir kadının gece yattığında eğer gece fazla sıvı almadıysa, idrara kalkmaması lazım. Eğer gece idrara kalkmalar başladıysa, hele de bu kalkma sayıları arttıysa, bu prostatın idrar kanalına yaptığı baskıdan dolayıdır. Gece sık idrara kalkmalar kişiyi uykusuz bırakacağı için ertesi güne yorgun , bitkin başlar ve yaşam kalitesi düşer.

Bir başka bulgu da hastada idrar hissi yokken aniden sıkışma hissinin gelmesi ve acilen tuvalet bulma paniğine girmesidir. Bu tip hastaların sosyal yaşamları,yaşam kaliteleri ciddi olarak düşer. Sinemaya, tiyatroya, misafirliğe gitmeye çekinir hale gelirler. Gittiği yerlerde de ilk olarak tuvaletin yerini öğrenir ve ona uygun bir konuşlanma hissine kapılır. Bazen tuvalete yetişemeden idrar kaçırmaları da olabilir ve bu da kişi için çok tatsız bir durumdur.

Tuvalette bazen idrarın bitmediği hissine de kapılabilirler. Hasta ifadesiyle idrar bitmemiş hissiyle damlalar halinde idrar yapmaya devam ederler ve bu yüzden tuvaletten uzun süre çıkamazlar.

Ayrıca idrarda kanamanın görülmesi de bir başka bulgudur. Bu kanama gözle görülen bir kanama (makroskopik) olabileceği gibi saedce idrar tahlilinde de ortaya çıkabilir(mikroskopik).

Bazen yakınmaların şiddeti çok artar ve idrar akımı tamamen de engellenebilir. Bu durumda hasta mesanesi idrarla dolu olduğu halde idrarını yapamaz ve tıkanabilir. Böyle bir durumda acilen idrar sondası takılması ve hastanın mesanesindeki idrarın boşaltılması gerekir.


İnsanlar bunu sistit ile de karıştırıyorlardır değil mi, çünkü aynı belirtilerden söz ediyorsunuz?

Evet karıştırabilirler, ama erkeklerde sistit çok sık rastlanılan bir durum değildir. Yani eğer bu süreç başladıysa, evet sistit’e benzer semptomlar ortaya çıkar ama bu prostatın yaptığı engellemeden dolayıdır. Bize gelen şikayetler de ikiye ayrılır: İritatif (Tahriş edici, tahrişe bağlı yakınmalara neden olan) bulgular ve Obstrüktif (Engelleyici) bulgular.

İrritatif bulgular, özellikle idrarda yanma, sızı şeklinde ortaya çıkar ve aniden sıkıştırma hissi; yani erkek hiçbir neden yokken, her şey yolundayken, yolda yürürken ya da bir yerde otururken, böyle bir-iki dakika içerisinde acilen tuvalet ihtiyacı hisseder ve ciddi bir sıkıştırma hissidir bu. Hatta bazen bu sıkıştırma hissine tolerans gösteremeyip, idrar kaçırmaları dahi oluşabilir.

Obstrüktif bulgularda (Engelleyici bulgular) ise hasta genellikle idrar yapmada zorluk çekmeye başlar, idrarda çatallanmalar başlayabilir, idrarı kesik kesik yapar ve gece idrara kalkma ortaya çıkabilir. İşte bu süreç, prostatın selim büyümesinde görülen semptomlardır. Bunlar her erkekte görülebilecek bulgulardır. Dediğim gibi mutlaka her erkekte prostat büyür, ama mutlaka prostat büyüdüğünde bu semptomlar bu şiddette, bu derecede olmayacaktır.


Eğer teşhisiniz selim prostat büyümesi ise nasıl bir tedavi uyguluyorsunuz?

Selim prosta büyümesinin teşhisi üriner sistem ultrasonografisi, idrar akım hızı testi, kanda PSA tetkiki ve parmakla makattan prostat muayenesi ile konur. Bu tetkikler olmadan tanı koymaya çalışmak rasgele ilaç almak çok sakıncalıdır. Böyle yapıldığında olası bir prostat kaneserinin erken teşhisi ve tedavisi mümkün olmaz hale gelebilir.

Selim prostat büyümesinin mutlaka tedavisi gerekir. Çünkü prostatın büyüme süreci içerisinde, zamanla mesane, içindeki idrarı yeteri kadar atamaz hale gelir ve mesanede sürekli bir idrar kalıntısı ortaya çıkar. Bu kalıntı idrar, her zaman bir idrar yolu enfeksiyonuna yol açabilir. Bununla da kalmayıp, üreterler kanalıyla yukarıya böbreklere de olumsuz etki yapmaya başlayabilir ve uzun süre içerisinde böbreklerde böbrek yetmezliğine gidebilecek ciddi tablolar oluşturabilir. O yüzden prostatın yaptığı bu obstrüktif bulgulara bağlı olarak, süreç bir süre sonra böbrek yetmezliğine kadar gidebilir. O yüzden de selim prostat büyümelerinin de mutlaka tedavi edilmesi gerekir.

Tedavide çeşitli seçenekler vardır.

  1. ağız yoluyla alınan bazı ilaçlar prostata bulunan reseptörleri etkileyerek idrar kanalında bir nevi gevşemeye katkıda bulunurlar ve idrar akımının devamlılığı sağlanır.
  2. Prostat hacmini küçülmeye yönelik ilaçlar. Bu ilaçlar prostat hacmini görece azalabilir ancak semptomların gerilemesin çok da katkıda bulnmazlar. Ayrıca bu tip ilaçların cinsellik üzerine de olumsuz etkileri olduğu biliniyor.
  3. cerrahi tedaviler: Bunlar içinde altın Standard olarak hala TUR( transüretral rezeksiyon) ameliyatı kabul edilmektedir. Penisten idrar kanalına girilerek prostat dokularının bir nevi traşlama gibi kesilmeleri esasına dayanır. Çok büyük olmayan prostatlarda tercih edilir. İkinci seçenek özellikle de büyük hacimli prostatlarda klasik açık cerrahi uygulamasıdır. Burada da prostat mesaneden girilerek kapsülünden sıyrılır.( Bunu kalın kabuklu bir portakalın içindeki meyvesini çıkartmaya benzetebiliriz.). Bunun dışında son yıllarda popüler olan Laser yöntemi özellikle de Greenlight(Yeşil Işık) Laser ile prostat dokularının laser ile buharlaştırılması da kanamanın en aza inmesi, ameliyat sonrası hastanede kalış süresini 1 güne kadar indirilmesi avantajlarına sahiptir.

İdrar kanalına stent takılması ve yolun açık tutulması, ısı tedavisi gibi seçenekler de yaygın olmasa da uygulanabilen yöntemlerdir.

Diğer büyümeye yani prostat kanserine gelirsek; belirtileri nelerdir?

Diğerinden daha önemli olan, hayatı tehdit eden, önemli bir hastalık olan prostat kanseri, deminden beri selim prostat büyümeleri ile ilgili anlattığım şeylerin tam tersine hiçbir belirti vermeyebilir. Yani erkekler: “Benim hiçbir şikâyetim yok ki! Ben ne diye doktora gideceğim, ne diye birtakım tetkikler yaptıracağım” diye yanlış düşünüyor. Çünkü prostat kanseri hiçbir belirti vermez ve asıl ürkütücü, korkutucu olan da budur. Bu yüzden 40 yaşından sonra erkeklerin yıllık ürolojik kontrollerini yaptırma gerekliliği vardır. Unutulmamalıdır ki ölümcül gibi bilinen prostat kanseri erken teşhis edildiğinde tedavi edilebilen bir hastalıktır.Erken teşhis kanserin prostatın dışına taşmadığı durumdur.Bu dönmede yakalanan prostat kanseri tedavi edilebilecektir.


Erkekler üroloğa gitmekten korkuyor


Doktora gitmiyorlarsa genellikle nasıl ortaya çıkıyor?

Birçok erkek, ürolojik muayeneden çekindiği için doktora gitmek istemez. Doktora gitmeyi erteledikçe de bunun idrar yakınmaları ile örtüşmediğine dayandırır savını. Yani “Benim hiçbir şikâyetim yok ki ne diye gideyim!” düşüncesi içerisindedir. İşte, en büyük yanlış buradadır. Prostat kanseri son derece de sinsi bir hastalıktır. Ve hiçbir belirti vermediği için de hasta da doktora kontrole gitmediği için de bir süre sonra iş işten geçtikten sonra ancak sorunlar, semptomlar, bulgular ortaya çıkar. O zaman da yapılacak çok fazla bir şey yoktur.


Araştırmalara göre prostat kanseri oranı nasıldır?

Prostat kanseri, erkeklerde akciğer kanserinden sonra en sık görülen kanser türüdür. Prostat kanserinin bir özelliği de genetik özellik taşımasıdır. Yani ailede özellikle birinci derecede akrabalarda baba, erkek kardeş gibi kişilerde prostat kanseri varsa, o kişinin prostat kanserine yakalanma riski iki kat daha fazladır.
 


Bir erkek için bu kadar büyük risk taşıyan bu hastalığın teşhisi kolay mıdır?

PSA denilen (Prostat Spesific Antijen) tetkik, prostat kanserinin erken teşhisindeki en önemli belirteçtir. O yüzden de hiçbir şikâyeti olmayan bir insan, eğer PSA tetkiklerini düzenli, rutin olarak yaptırırsa, prostat kanserinin erken teşhisi yolu açılır ve prostat kanseri erken teşhis edildiğinde, kesinlikle tedavi edilir. En önemli nokta bu. Belki de sürmanşet bu. Prostat kanseri erken teşhis edilirse, kesinlikle tedavi edilir. Onun için amaç, prostat kanserini en erken döneminde yakalayabilmek. Biz ürologlar ve hastalar eğer bunu başarabilirsek, o zaman demektir ki bu hastanın hayatını kurtaracağız ve bu hastanın prostat kanserinden ölmesini tamamen engellemiş olacağız. Mesela ailede bu hastalık varsa, bu kişilerin 50 değil, 40’lı yaşlardan itibaren düzenli olarak her yıl, bu basit bir kan tahlilini yaptırmaları gerekmektedir.


Prostat kanserinin görülme oranı ülkelere göre farklılık gösteriyor mu?

Evet prostat kanserinin bir özelliği de ırksal birtakım değişimler göstermesi. Özellikle zencilerde daha sık rastlandığını biliyoruz, Uzakdoğu’daki insanlarda prostat kanserine daha az rastlanıyor. Örneğin Japonlar’da az rastlanan bir kanser türüdür. Ancak Japonya’da doğup, Amerika’ya yerleşen Japonlar’da prostat kanserine sık rastlanıyor. İşte burada da beslenme rejiminin prostat kanserini etkilediği düşünülüyor. Özellikle kırmızı et ağırlıklı sağlıksız beslenmelerin, prostat kanserinde de tetikleyici bir unsur olduğu öne sürülüyor. Beslenmeye çevresel koşullarını da eklemek mümkün


Başka etkenler var mıdır bu hastalığı tetikleyen?

Genetik ve Beslenme dışında başka kanıtlanmış belirgin faktörler şu anda pek bilinmiyor.


Sigara etkiliyor mu?

Sigaranın birebir prostat kanserini etkilediğini söylemek zor. Ancak sigaranın genel anlamda vücudun bağışıklık mekanizmasını bozması ile de prostat kanserinin tetikleneceği varsayımı söylenebilir.


Demin altını çizdiğiniz PSA tetkikini sizin gibi hastalarına sürekli anlatan doktorlardan sonra bir artış var mı erken teşhiste?

Evet, özellikle PSA tetkikinin yapılmaya başlamasından itibaren, halkın da bilinçlendirilmesinden ve taramaların yapılmasından itibaren, prostat kanseri hastalarını daha sık tespit etmek, teşhis etmek şansına sahip oluyoruz. Şansına diyorum, çünkü gerçekten bu bir şans. Prostat kanseri erken teşhis edildiğinde kesinlikle tedavi edilebiliyor. Özellikle medyanın hekimlerle yaptıkları söyleşileri,röportajları,TV programlarının halkın bilinçlenmesine son derecede olumlu katkıda bulunduğuna inanıyorum. Hele tedavi edilebilme özelliğinin vurgulanması insanların konuya ilgilerini daha da çok çekiyor. Hatta hanımların eşlerini prostat kontrollerini yaptırmaya teşvik ettikleri zorladığı bir sürece girdiğimizi de söyleyebiliriz


PSA tetkiki nasıl yapılır?

PSA basit bir kan tetkikidir. Laboratuvar bulgularına baktığınız zaman, hep bir normal vardır, 0-4 arası da PSA için normal kabul edilir. Bu doğrudur ama PSA’nın bir yıl içerisindeki artışı da çok önemli bir bulgudur. Örneğin bir kişi PSA’sına bir sene önce baktırdığında 0.5, bir sene sonra baktırdığında 2 çıkarsa normal sınırlar içerisindedir ama bu bizim için ciddi ve belirgin bir artıştır, alarmdır. Bir yıl içinde PSA nın % 75 artışı mutlaka araştırılması gereken,prostat kanseri kuşkusu oluşturması gereken bir durumdur.

Ayrıca Total PSA ile birlikte Serbest PSA denilen bir başka kan tetkiki de prostat kanseri kışkusunda yol gösterici yardımcı bir veridir.Serbest PSA nın Total PSA ya bölünmesiyle PSA yüzdesi belirlenir ki bu değer de bizim ileri tetkikler yapıp yapmamamız konusunda yönlendirici olacaktır.


Yükselme saptanmışsa ikinci aşama nedir?

PSA’nın büyümesini, artmasını belirledikten sonra “rektal tuşe” denilen, parmakla, makattan yapılan muayene ikinci aşamadır. Erkeklerin sürekli kaçtığı, bu yüzden doktora gitmediği oldukça da sevimsiz bir muayenedir. Evet sevimsiz bir muayene ama ben hep hastalarıma şunu söylerim: “Muayene olan kişi için sevimsizdir de muayeneyi yapan doktor için çok mu sevimlidir?” Değildir, ama bu olayın tanısındaki en önemli unsurdur. Yani bizim bir prostat kanserini, o basit parmak muayenesi ile ortaya koymamız mümkündür. Bu yüzden de bu muayeneden kaçınılması diye bir şey, söz konusu olamaz. Hanımlara da haksızlık etmeyelim. “Yılda bir mutlaka rutin jinekolojik kontrollerini hiçbir şikâyetleri olmasa da yapmaları gerekir” diyoruz. Erkeklerin de aynı şekilde yılda bir kez özellikle 40’lı yaşlardan itibaren ürolojik muayenelerini mutlaka yaptırmaları gerekir.


Erkeklerin hepsi mi korkuyor?Size gelenler olmuyor mu hiç?

Maalesef bu konuda erkeklerimiz ve insanımız çok bilinçli değil. Bunu rutin yaptıran bir hasta grubu var ama bu çok yetersiz.


O grubun profili nasıl?

Kariyerli, biraz daha eğitimleri yüksek, sosyal konumları belirgin, özellikle bu medyadaki haberleri de izleyen ve bundan etkilenip biraz daha olayın farkında olan bir grup diyebiliriz. Ama bu çok yetersiz. Bunu toplumun tüm katmanlarına yaymak gerekir ve toplumun tüm katmanlarındaki erkeklerin 40lı yaşlardan başlayarak rutin PSA tetkiklerini yaptırmaları gerekir.

Bunu ben üç sene önce yaptırmıştım, bir şey yoktu. Bir daha yaptırmama gerek yok” düşüncesi de son derece yanlış. Maalesef bunu yapan bazı hastalarımız da var. PSA her yıl düzenli yapılacak ve bir yıl önceki sonuçla da kıyaslanacak. PSA’nın bir yıl içindeki artış yüzdesi son derece önemli.


 Hocam bu tetkik sizi şüphelendirdi ve muayenede de şüpheniz devam ediyorsa bu prostat kanseri midir yoksa bir başka tetkik daha gerekli midir?

Bu muayeneden sonra geriye prostat biyopsisi kalıyor. Eğer PSA yüksekse ve/veya parmakla muayenede prostat ile ilgili bir kanser kuşkusu varsa, kesinlikle bunun ekarte edilmesi için prostat biyopsisinin yapılması zorunludur.

Eğer PSA nın kanserden değil de olası bir idrar yolu enfeksiyonundan dolayı arttığı düşünülüyorsa 2 haftalık uygun antibiotik tedavisi uygulanabilir ve PSA tekrarlanır. PSA değişmemişse biopsi endikasyonu oluşmuştur.


Biyopsi nasıl yapılır?

Prostat biyopsisinin yapılması da oldukça sevimsiz ve zahmetli bir durumdur. Yine erkekleri rahatsız edecek bir durumdur. Makattan yapılan bir işlemdir. Oradan bir ultrasonografi probu eşliğinde, bir biyopsi tabancası ile giriliyor ve prostatın çeşitli alanlarından 12 - 14 adet, 18 adete kadar parçalar alınıyor. Bu rakam, kuşkulanılan duruma göre değişiyor. Ama prostatın çeşitli bölümlerinden en az 12 adet biyopsi alınması gerekir.


Bu erkeğe acı veren bir işlem midir?

Biraz zahmetli bir tetkiktir. Yani çok acı veriyor diyemem ama zahmetli olduğunu söyleyebiliri Birtakım jeller, lokal anesteziklerle bu zahmet ve ağrı en aza indirgeniyor. Prostat kanseri için olmazsa olmaz tanı yöntemi prostat biopsisidir. Ve belki de bu sevimsiz yöntem bir insanın hayatını kurtaracaktır. O yüzden eğer böyle bir şey yapılması gerekiyorsa, yaptırmak şart. Prostat biopsisinden kaçıp tanı geciktirlirse asıl tehlike o zaman olacak ve tedavi ediebilme şansı kaçırılacaktır.


Bütün bu işlemleri yaptınız ve teşhisiniz koydunuz. Bu aşamada neler yapılıyor?

Eğer hastayı erken dönemde teşhis ettiysek, bu noktada hastalığın evreleri önemli. Prostat kanserinin çeşitli evreleri vardır: Birinci, ikinci, üçüncü, dördüncü dönem diye. İlk iki dönem prostat kanserinin, organ içerisine sınırlı olması özelliği taşır. İşte, organ içine sınırlı olan prostat kanseri varsa, bu hastayı tedavi etme şansına kesinlikle sahibiz. Birinci ve ikinci evreler böyledir. Bu dönemde, önümüzde üç tane seçenek var: Birincisi, “Radikal prostatektomi” denilen bir ameliyat. Bu ameliyatta prostat çevresindeki bazı dokularla birlikte tümüyle çıkartılır.


Yani açık ameliyat mıdır?

Evet açık ameliyat. Şimdilerde laparoskopi ile de yapılabiliyor. Türkiye’de laparoskopi henüz çok gelişmiş değil, yeni yeni gelişiyor üroloji alanında. Sanıyorum, önümüzdeki 5 yıl içerisinde bu alandaki deneyimler çok artacak ama şimdi ağırlıklı olarak, açık ameliyatlara radikal prostathektomi ameliyatı uygulanıyor ve bu ameliyat sonunda da hastanın prostatı ve çevre dokuları tümüyle çıkartılıyor. Çıkartılan dokular, tekrar patolojik değerlendirmeye tabii tutuluyor ve patolojik değerlendirme sonunda gerçekten daha önceki biyopsi bulguları ile örtüşebilecek bir şekilde prostat kanseri sadece prostatın içinde kalmış, dışına taşmamışsa; bu hastanın tedavi şansı % 95’in üstüne çıkıyor. İşte bu hastalar ameliyatla tedavi edilmiş olur.


O hastada bir daha şikâyet almaz mı,ya da hastalığın yineleme riski var mıdır?

Prostat kanserinin bir daha aynı yerden olma ihtimali son derece düşük, yok denecek kadar düşük.


Bu ameliyattan sonra hasta için kanser uzak ama eski şikayetleri ya da ameliyatın yan etkileri olabilir mi?

Ameliyatın tabii birtakım yan etkileri var. Ameliyattan sonra bazen birkaç ay sürebilen idrar kaçırmaları olabilir. Ayrıca erkeklerde ciddi bir sorun olan sertleşme sorunu ortaya çıkabilir. Yani ameliyat sonrasında cinsel hayatı ile ilgili problemler oluşabilir.


Sertleşme sorunu geçici bir durum mudur?

Genellikle kalıcıdır. Ancak cerrahi tekniklerin gelişmesi ile “damar sinir koruyucu cerrahi” denilen yöntemlerle, şimdilerde bu olasılık biraz daha düzeldi. Ancak hiçbir hastaya böyle bir ameliyata girerken, ameliyat sonrasında cinsel sorunu olmayacağı vaadini etmek, gerçekçi olmayacaktır. Ben hastalarıma ameliyat öncesinde: “Bunun olmayacağını baştan bilin, kabullenin. Biz ameliyatta mümkün olduğunca damar ve sinirleri korumaya çalışacağız. Ama ameliyatın birinci amacı, damar ve sinirleri korumak değil, hastayı tümüyle sağlıklı bir şekilde kanserden kurtarmaktır. O yüzden de damar ve sinir koruyucu cerrahi eğer başarılı bir şekilde uygulanabilirse, 6-12 ay arasında sertleşme ile ilgili sorunlar yavaş yavaş düzelmeye başlayabilir. Ama eski haline tam olarak gelebilir mi, o biraz tartışmalı.


Bu risk nedeniyle ameliyata hayır diyen hastalar oluyor mu?

Evet, özellikle genç hasta grubu, ameliyat olmayı tercih etmiyor. Daha sonrasında cinsel hayatları ile ilgili sorun çıkar diye korkuyorlar. Ancak demin de söyledim, bunu da aşmanın çeşitli alternatifleri var: Birincisi, ameliyattan sonra her gün ağız yolu ile alınan, “Viagra, Levitra, Cialis” benzeri, “fosfodiyasteraz inhibitörleri” dediğimiz ilaçları, en az 6 ay düzenli kullanarak, oradaki dokuların rejenerasyonunu, yani iyileşmesinin sağlanması sürecinde bir katkısı olabilir. Ancak bu düzelmelerin ne oranda olacağının garantisi yoktur.


Ama bu ilaçlar sayesinde en azından şansları var...

Evet böyle bir şans var. Sertleşme sorunuyla ilgili bir başka tedavi yöntemi ise ameliyattan sonra penise yapılan bazı iğnelerdir. Kişi, ilişki öncesi yapılan bu iğnelerle sertleşmeyi sağlayıp, hasta cinsel hayatını sürdürebilir. Her cinsel ilişkiden önce tıpkı şeker hastalarının kendilerine insülün yapmaları gibi penislerine yapacakları bir iğne ile böyle bir sertleşmeyi sağlayabilirler.

Üçüncü ve daha radikal yöntem ise, ameliyat ile penise yerleştirilen penis protezleri uygulanmasıdır. Bu halk arasında “mutluluk çubuğu” denilen olaydır. Bu olay ile birlikte cinsel hayat tamamen eski haline dönmüş olacaktır, yani hastalarımız cinsel hayatlarını hastalarımız normal olarak sürdürebileceklerdir.


Peki genellikle ameliyattan sonra hangisi tercih ediliyor?

Ağız yolu ile alınan ilaçlar son derece pahalı ilaçlar. Devlet bunları ödemiyor. O yüzden de bu tip tedavileri uygulayan hasta sayısı son derece kısıtlı. Sırf bu ekonomik nedenlerden dolayı. Enjeksiyon tedavisini uygulayan, yıllardan beri uygulayan, birçok hastamız var.


Bunu devlet karşılıyor mu?

Enjeksiyonların bazılarını karşılıyor ama hepsini değil. Radikal yöntem olan protezi devlet karşılıyor. Onu da bazı insanlar tercih edip, yaptırıyorlar. Bu bir tercih meselesi. Aslında hiçbir erkek ameliyattan sonra protezi tercih etmiyor. Ancak bir süre sonra denemelerden sonra hiçbir sonuç alamadığında çaresiz olarak protezi tercih ediyor.


Protezin de çeşitleri var


Protez takıldığında hasta sürekli ereksiyon durumunda mı olur?

Hayır değil. Protezlerin çeşitli tipleri var. Bu protez tiplerinden bir tanesi, bükülebilir tarzda olan protezler. Hasta eliyle büktüğü zaman, protez bükülüyor. Normal günlük yaşantısında o şekilde dolaşıyor. Cinsel ilişki kuracağı zaman, eliyle protezi dikleştirerek, penisi dikleştirerek ilişkide bulunuyor.

İkinci bir yöntem de şişirilebilir pompalı protezlerdir. Bunlarda pompa testis, torbaların içine yerleştiriliyor. Sanki üçüncü bir testis, üçüncü bir yumurta gibi duruu. Onu sıktığı zaman, içindeki hidrolik sistem protezi şişiriyor ve sertleşme sağlanıyor. İlişki bittikten sonra yine eliyle bir manipülasyonla o şişirme olayını indiriyor ve daha konforlu bir şekilde günlük hayatını sürdürüyor diğer bükülebilir protezlere nazaran. Bunlar hastanın kararına göre değişiyor.


Hastalar özellikle protez takıldığında, psikolojik olarak etkileniyorlar mı, yani kendilerini kötü hissediyorlar mı?

Aslında pek değil. Buradaki olay, protez fikrini baştan kabullenmek. Baştan, “Benim başka çarem yok. Cinsel hayatımı sürdürmek için bunu yapmak zorundayım” diye kabullenmesinden itibaren, çok ciddi sorunlarla karşılaşmıyoruz.


“Radikal prostathektomi ameliyatı” dışında diğer iki tedavi seçenekleri nelerdir?

İkinci tedavi seçeneğimiz de “radyoterapi,” yani halk arasında klasik bilinen adıyla “ışın tedavisi.” Bu da yine, organa sınırlı prostat kanserinde bir tedavi seçeneğidir. Bununla ilgili çeşitli teknolojik gelişmeler de oldu. Tabii bunun da birtakım yan etkileri var.


Yan etkileri nelerdir, örnek verir misiniz?

Özellikle ışın tedavisinin, radyoterapinin getirdiği, dokulardaki yapışıklıklar bazen özellikle büyük tuvaletlerini yaparken, sorunlara yol açabilir. Rektumda yapışıklıklar, daralmalara neden olabilir. Ama bunlara rağmen tedavi seçeneklerinden bir tanesi de radyoterapi olarak kabul edilebilir. Üçüncü tedavi seçeneği de “brakiterapi” denilen tedavidir. Brakiterapi de radyoaktif çekirdeklerin yine bir ameliyatla, cerrahi ortamda, ameliyathane koşullarında prostat lojuna yerleştirilmesi ile radyoaktif çekirdeklerinin prostat kanserini bulunduğu yerde imha etmesi prensibine dayanır. Bu, diğer tedavi seçeneklerinden daha yeni bir yöntemdir. Dünyada halen her merkezde uygulanmıyor, ama Türkiye’de de yaklaşık iki-üç yıldır çeşitli merkezler bu tedaviye başlandı.


Sertleşme sorunu bu tedavilerden sonra da görülür mü?

Brakiterapi’nin sertleşme sorunlarına biraz daha az neden olduğunu biliyoruz. Daha açıkçası radyoterapi ve brakiterapide, sertleşme sorunu daha az rastlanılan bir olasılık. Ancak buradaki benzetme şu olmalı bence: Bir el bombası düşünün. El bombasının fitilini durduruyorsunuz, radyoterapi ve brakiterapi ile. Yani bomba hala içerde. O yüzden “radikal porostatektomi” denilen cerrahi işlem, yani prostatın çevre dokularla birlikte tümüyle çıkartılması, benim de bir üroloji uzmanı, bir cerrah olarak aslında tercihimdir. En etkin tedavi yöntemi de “radikal prostatektomi” denilen cerrahi ameliyattır.


Bu arada prostat kanseri dışında diğer prostat rahatsızlıklarında da aynı sorunlar yaşanır mı?

Radikal prostatektomi ameliyatlarından sonra sertleşme sorunları ya da cinsel sorunların ortaya çıkabileceğini söyledik. Hastalarımız maalesef genellikle bu sorunun sadece prostat kanserinde değil, tüm prostat hastalıklarında olduğunu zannediyorlar ve bu nedenle prostat kanseri olmayan, selim prostat büyümesi olan ve ameliyat edilmesi gereken birçok hasta ameliyattan bu nedenle kaçıyor. Oysa ki prostat kanseri olmayan, selim prostat büyümelerine bağlı yapılan ameliyatlarda, bu sertleşme sorunu ya da cinsel sorunların görülme oranı % 20’ler civarında. Diğerinde % 70-80’lere kadar çıkıyor.


Diğerlerinde damar ve sinirler etkilenmiyor mu?

Selim prostat büyümelerinde ameliyat tekniği nedeniyle damar ve sinirlerin etkilenebilme olasılığı son derece az. Olabilir, olduğu zaman da o, % 20 oluyor zaten. O yüzden okurlarımızı, hastalarımız uyarmam lazım: Her prostat ameliyatı, sonunda sertleşme sorunu yaratacak ya da idrar kaçırma gibi sorunlarla karşılaşacak demek kesinlikle değil. Sertleşme sorunu ve idrar kaçırma sorunu sadece prostat kanserindeki ameliyatlardan sonra görülebilen bir olasılık.


Ben şunu anlıyorum hocam, yanlışsa düzeltin lütfen... Prostat ameliyatından ya da prostat tedavisinden sonra hastayı, cinsel açıdan başka bir hayat bekliyor.

Evet olabilir, ama hiçbir şey de olmayabilir. Özellikle selim prostat büyümesine bağlı ameliyatlardan sonra olumsuzluk görülmeyebilir. Hiçbir şey olmama ihtimali % 80. Bir de bu hastaların ameliyat öncesi cinsel performanslarının da ortaya konması gerekir. Hastnın zaten var olan cinsel sorunlarından ameliyat veya tedavileri sorumlu tutmaması gerkir.


Ama hasta bu sorunları bildiği için endişe duyuyor...

Tabii mesela bir tanıdığı diyor ki “Ben prostat ameliyatı oldum. Sonrasında idrar kaçırıyorum.” Oysa o tanıdığı prostat kanseri ameliyatı olmuş bir kişidir. Selim prostat ameliyatı değil. Ama onun adı prostat ameliyatı diye geçtiği için hastalar prostatın tüm ameliyatlarında böyle olacak zannediyorlar. Burada önemli olan hekim ve hasta iletişimidir. Ürolog hastasına tedavinin olası yan etkilerinin neler olabileceğini belirtmek hastanın da gerçekçi beklentiler içinde olması gerekmektedir.hastaların da konuyla ilgili ayrıntıları öğrenmek için ürologlarına sorular sorması yanıtlarını aldıktan sonra ameliyat kararını gerçekçi beklentilerle vermesi gerekir.

Prostat kanseri hastasının olası komplikasyonları düşünüp tedav,iden kaçma lüksü yoktur. Böyle bir gecikme yaşamına mal olacaktır. Cinsel hayatın olması için önce yaşamak gerekmiyor mu?

Kaldı ki gelişen ameliyat teknikleri gerek idrar kaçırma gerekse sertleşme yetersizliği sorunlarını en aza indirgemiştir.
 


Peki, diyelim ki hasta idrar kaçırmaya başladı. O durumda ne yapıyorsunuz, tedavisi yok mu?

Tabii onun da birtakım tedavi seçenekleri var. Birtakım ilaçlar var, ama ilaçlar genellikle çok yardımcı olmuyor. Orada da “suni sfinkter” denilen bir cihaz takılabilir. Proteze benzer bir cihaz. Bununla hasta yine manipüle ederek, sfinkter yardımı ile idrar kaçırması azalıyor ya da tamamen ortadan kalkabiliyor.


İdrar kaçırma derken, kadınlarda olduğu gibi öksürürken filan idrar kaçırma gibi mi oluyor erkeklerde de?

Aslında daha farklı. Genellikle dediğiniz gibi öksürme, aksırma ya da ağır kaldırmaya bağlı kaçırma da var ama daha çok damla damla kaçırma söz konusu olan. Bazen bunun şiddeti artabilir, yani daha belirgin, ciddi idrar kaçırmalar olabilir. Böyle durumlarda bazen hastalar, prezervatif sondalar takarak, çamaşırlarını, üstlerini başlarını korumaya çalışırlar. Bu belirtiler gecinceye kadar pek toplumsal yaşama dönmek istemezler.


 

Anahtar Kelimeler: İdrar kaçırma , Prostat kanseri , Sertleşme sorunu , Radikal prostathektomi , Protez , Biyopsi , psa , Prostat Spesific Antijen , ürolog , Selim prostat büyümesi , prostat

Paylaş ve Kaydet



EN ÇOK OKUNANLAR

EN SON EKLENENLER
  Acil
Yrd.Doç.Dr. Ayhan Özşahin
Adli Bilimler
Prof.Dr. Sermet Koç
Aile Hekimliği Ve Check-Up
Uzm.Dr. Cüneyt Özüak
Anatomi
Prof.Dr. Salih Murat Akkın
Anesteziyoloji ve Reanimasyon
Prof.Dr. Ercüment Yentür
Beyin ve Sinir Cerrahisi
Prof.Dr. Mehmet Yaşar Kaynar
Cinsel Sağlık
Prof.Dr. Doğan Şahin
Çevre ve Halk Sağlığı
Uzm.Dr. Murat Fırat
Çocuk Hastalıkları
Prof.Dr. Haluk Çokuğraş
Diş hekimliği
Dt. Celal Yıldırım
Dt. Saba Eryılmaz
Diyabet Ve Metabolizma
Prof.Dr. Temel Yılmaz
Enfeksiyon Hastalıkları
Prof.Dr. Haluk Eraksoy
Farmakoloji
Prof.Dr. Aydın Barlas
Genetik Bilimler
Prof.Dr. Turgut Ulutin
Göğüs Cerrahisi
Prof.Dr. Kamil Kaynak
Göğüs Hastalıkları
Prof.Dr. Gül Öngen
Kadın Hastalıkları ve Doğum
Prof.Dr. M. Cihat Ünlü
Kardioloji
Prof.Dr. Zeki Öngen
Klinik Beslenme
Prof.Dr. Ercüment Yentür
Kulak Burun Boğaz
Prof.Dr. Asım Kaytaz
Prof.Dr. Ferhan Öz
Psikiyatri
Prof.Dr. M. Kemal Arıkan
Sağlık Politikaları
Yrd.Doç.Dr. Haluk Özsarı
Sağlık Tartışma Platformu
Op.Dr. M.Şükrü Güner
Sağlıklı Beslenme Ve Diyet
Doç.Dyt Emel Özer
Seyahat Sağlığı
Prof.Dr. Volkan Korten
Sosyal Psikiyatri
Prof.Dr. Doğan Şahin
Termal Sağlık Ve SPA Wellness
Prof.Dr. M.Zeki Karagülle
Tıbbi Onkoloji
Prof.Dr. Adnan Aydıner
Tıp Hukuku
Prof.Dr. Faik Çelik
Tıp ve Sanat
Prof.Dr. Faik Çelik
Üroloji
Prof.Dr. Emre Akkuş
 

 
 
 
Copyright 2018 Tüm hakkı saklıdır. Designed by: OrBiT
RSS Kayıt Ol e-Bülten Kayıt Giriş Yap
saglikpaneli.com ANA SPONSORLARI
saglikpaneli.com İÇERİK SPONSORLARI


SAĞLIK MERKEZİ KISA YOLLARI
Acil | Kardioloji | Adli Bilimler | Kulak Burun Boğaz | Aile Hekimliği Ve Check-Up | Diyabet Ve Metabolizma | Çocuk Hastalıkları | Farmakoloji | Anatomi | Anesteziyoloji ve Reanimasyon | Çevre ve Halk Sağlığı | Diş hekimliği | Enfeksiyon Hastalıkları | Sağlıklı Beslenme Ve Diyet | Göğüs Cerrahisi | Seyahat Sağlığı | Üroloji | Sağlık Politikaları | Psikiyatri | Göğüs Hastalıkları | Genetik Bilimler | Tıbbi Onkoloji | Diş hekimliği | Sağlık Tartışma Platformu | Diş hekimliği | Klinik Beslenme | Diş hekimliği | Genel Konular | Beyin ve Sinir Cerrahisi | Kadın Hastalıkları ve Doğum | Termal Sağlık Ve SPA Wellness | Diş hekimliği | Tıp Hukuku | Tıp ve Sanat | Cinsel Sağlık | Sosyal Psikiyatri |
SAĞLIK KONULARI
Cinsel Sağlık | Çocuk Psikolojisi | Diyabet | Domuz Gribi | Ergenlik - Adolesan Sağlığı | Erken Boşalma | Fitnes | Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar | Grip ve Soğuk Algınlığı | Güzellik&Estetik | Hamilelik | HIV/AIDS | Hipertansiyon | İlkyardım | İnfertilite/Kısırlık | İnme | Kanser | Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi | Kuş Gribi | Obezite | Sağlık Mevzuatı | Sertleşme Sorunu | Ses Kısıklığı | Sigara | Stres | Tamamlayıcı Tıp |
Sağlık Paneli
Sağlık Paneli Hakkında | Kullanım Koşulları | Gizlilik Sözleşmesi | Yasaklı Ürünler | Ürün Listeleme Kuralları | Üyelik Sözleşmesi | Telif Hakları Hakkında | Güvenli Alışveriş, Satıcı ve Alıcı Sözleşmesi | Güvenli Ticaret ve Ödeme Sisteminin Tanımı | Kişisel Sağlık Profili Yetkilendirme Sözleşmesi | Doktor Üyelik Sözleşmesi | Bize Ulaşın | E-bültenler | Üye Doktorlar | Üye Kurumlar | Doktor Ara | Kurum Ara | Forum | Tartışma Platformu
A - Z
Branşlar A-Z | Slide Show A-Z | Kadın Sorunları A-Z | Erkek Sorunları A-Z | Çocuk Sorunları A-Z | Anketler A-Z | İnteraktif Araçlar A-Z